YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/11410
KARAR NO : 2013/14803
KARAR TARİHİ : 01.07.2013
…..
Dava davacının 06.08.1996 tarihinden itibaren iş kazasına bağlı olarak gelir bağlanması istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Eldeki dava dosyasına konu olayda, 13.12.2012 tarihli oturumda davacı vekiline dahili dava dilekçesi ve tebligat masrafını yatırması için iki haftalık kesin süre verildiği ve anılan süreye uyulmadığı gerekçesi ile hüküm kurulduğu görülmekle, davada uygulanması gereken yasal düzenleme, usul işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Hukuk Muhakemeleri Kanununun 90 ve 94 maddeleri olup anılan maddelerde, mahkemeye ve taraflara belli işlemleri belli edilen sürelerde yapması için sınırlamalar getirilmiştir. Bu sürelerin bir kısmı Yasa metninde yer almış, bir kısmı ise hakimin taktirine bırakılmıştır. Süre tayini hakimin taktirine bırakılan hallerde yapılacak işlemin niteliğine göre makul bir süre belirlenmelidir. Hakimin verdiği ve kesin olduğunu belirttiği sürede, taraf, belirtilen işlemi mutlaka yapmalıdır. Sürenin bitiminden sonra belirtilen işlemin yapılması mümkün değildir. Hakkın zayi olması gibi ağır bir müeyyideye bağlanan kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için, kesin süreye konu olan işlerin yapılması için gerekli olan giderlerin ara kararında açıkça belirtilmiş olması, süreye konu işin süre verilen tarafın gücü dahilinde bulunması ve kesin süreye uyulmaması durumunda kesin süre verilen tarafın nasıl bir işlemle karşılaşacağının açık bir şekilde anlatılması gerekir.
Nitekim; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 22.11.1972 gün E: 8/832, K: 935; 26.02.1975 gün E: 1972/1-1273 K: 1975/258; 18.02.1983 gün E:1980/l-1284 K:1983/141; 30.12.1992 gün E:1992/16-666 K:1992/769; 26.12.2001 gün E:2001/2-l 112 K:2001/1161; 01.05.2002 gün E:2002/20-393 K:2002/337; 12.06.2002 gün E;2002/2- 473 K:2002/483; 07.05,2003 gün E:2003/ll-319 K:2003/335; 30.04.2008
./..
-2-
gün E:2008/12-344 K:2008/337; 05.11.2008 gün E:2008/4-655 K:2008/664 sayılı ilamlarında, mahkemelerin gerek Maddi Hukuka ve gerekse Usul Hukukuna ilişkin hak düşürücü ara kararlarının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması ve sonuçlarının sıfatı ne olursa olsun ilgilisine bildirilmesinin zorunlu olduğu, ilkesi vurgulanmıştır.
13.12.2012 günlü oturumda, davacı vekiline dahili dava dilekçesi ve tebligat masrafını yatırması için iki haftalık kesin süre verilmiş ve sonuçları hatırlatılmış, davacı vekilince tebligat masrafı yatırıldığı halde dahili dava dilekçesi verilmediği gerekçesi ile karar verilmiştir. Usul hukukunda, açılan bir davanın devamı sırasında, üçüncü kişiye dahili dava yoluyla husumetin yöneltilmesi, kural olarak mümkün olmadığı gibi, istisnai hallerde de dahili dava dilekçesinin taraflarca verilmesi şart olmayıp, dava dilekçesinin karşı tarafa tebliği yeterlidir.
Hal böyle olunca, dava dışı işverenin davada usulüne uygun olarak taraf olması sağlanarak varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 01.07.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
…..