YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/13725
KARAR NO : 2012/18341
KARAR TARİHİ : 10.09.2012
MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde 15.000 TL alacağın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili, dilekçesinde davacının davalının arsasına ev yaptığını, davacının yapmış olduğu masraflar nedeni ile açtığı tapu iptali ve tescil davasının reddedildiğini, inşaat nedeni ile davalının sebepsiz olarak zenginleştiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı olmak üzere 15.000 TL alacağın davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili beyanında davacının taraf sıfatının bulunmadığını, harcamanın müşterek olarak yapıldığının önceki dosyada dinlenilen tanıkların beyanları ile belirlendiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece davacının babası tarafından açılmış bir dava olmadığından, davacının yaptığı masrafların ispat edilememiş olduğundan davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Davacının babası … keşif sırasında tanık olarak alınan beyanında; “…dava konusu taşınmazın tüm inşaat masraflarını ben karşıladım, bu masrafları oğlum için yaptım…” demiş; yine keşif sırasında dinlenilen davalı tanığı … beyanında; “…inşaat işçisi olarak dava konusu taşınmazda çalıştım, ücretimizi …’dan aldık…” demiş; yine keşif sırasında dinlenilen davalı tanığı … beyanında; “…duyduğum kadarı ile masrafları ortak yapmışlar…” demiş, duruşmada dinlenilen davacı tanıkları … ve … beyanlarında; “…işçi ücretini davacının babası ödedi, malzemeleri kimin aldığını bilmiyorum…” demişlerdir.Öncelikle, davacının babasının masrafları oğlu adına yapmış olması dinlenilen tanık beyanlarına, ülkemiz geleneklerine ve hayatın olağan akışına göre inandırıcı olduğundan mahkeme kararında bulunan “davacının babası tarafından açılmış bir dava olmadığı” gerekçesi isabetli bulunmamıştır.
Davalı vekilinin 22.09.2011 havale tarihli bilirkişi raporlarına itirazlarını içeren dilekçesinde; “…işçilerle davacının babasının ilgilendiğini, işçi paralarının onun tarafından ödendiğini biz dürüstçe kabul ediyoruz…” ifadelerinin yeraldığı, yine davalı vekilinin 29.12.2011 tarihli duruşmada; “…biz işçi ücretlerinin davacının babasının yaptığını zaten kabul etmiştik…” beyanında bulunduğu anlaşılmıştır.Yargılama usulü bakımından ikrar açıklayan tarafın karşı yanın karara bağlanmasını istediği hakkın veya hukuki durumun meydana gelmesine esas olan ve karşı yanca ileri sürülen maddi olayların tümünün veya bir bölümünün doğru olduğunun bildirilmiş olması demektir.Mahkemece içi ikrarın taraflardan ya da onların yetkili temsilcilerinden kaynaklanması ve ikrarın yargılama içinde mahkemeye karşı yapılması gerekir. Önemle vurgulanmalıdır ki; bir davada yapılan mahkeme içi ikrar, başka bir davada da geçerli olup, kesin delil teşkil eder.Somut olayda, davalı vekilinin “kabul” yetkisinin bulunduğu, yukarıda anılan beyanlarının mahkeme içi ikrar niteliğinde olduğu, böylece görülmekte olan davada kesin delil niteliğini taşıdığı tartışmasızdır.Mahkemece; davacının ve onun adına davacının babasının yaptığı masrafların yöntemince araştırılıp değerlendirilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 10.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.