Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2012/19456 E. 2012/23469 K. 14.11.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/19456
KARAR NO : 2012/23469
KARAR TARİHİ : 14.11.2012

MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK (AİLE) MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Dava tedbir nafakası istemine ilişkindir.Mahkemece; davanın HMK’nun 320/4 maddesi uyarınca açılmamış sayılması cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Somut olayda mahkemece; ”…Her türlü nafaka davası HMK’nın 316/1-ç maddesi gereğince basit yargılama usulüne tabi olup, yine aynı yasanın 320/4 maddesi gereğince bu usule tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosyanın, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa davanın açılmamış sayılacağına karar verileceği düzenlenmiştir. Taraflarınca takip edilmeyen dava dosyası 23/03/2012 tarihinde işlemden kaldırılmış, 03/04/2012 tarihinde yenilenerek yargılamaya devam olunmuştur. Bu kez 18/07/2012 tarihli duruşmada davacı vekili … Asliye Hukuk Mahkemesinde duruşmaya katılacağını bildirmek suretiyle duruşmaya katılmayarak mazeret dilekçesi göndermiştir. Duruşmada hazır olan tarafça karşı tarafın mazereti kabul edilmemiştir. Davacı vekilinin söz konusu davanın sadece 01/06/2012 tarihli duruşmasına katıldığı, daha önce yapılan duruşmalarda mazeret dilekçesi verdiği veya dosyanın işlemden kaldırıldığı anlaşılmıştır. Nafaka davalarının niteliği gereği çabuk sonuçlandırılması amacıyla kanunen basit yargılama usülüne tabi tutulduğu ve adli tatilde dahi görülebilecek davalar arasında sayıldığı, dolayısıyla bu tip davalarda davanın mümkün olabildiğince hızlı sonuçlandırılması gerektiği, taraflarca veya vekillerince sürekli verilen mazeret dilekçelerinin kabulü halinde yargılamanın sürüncemede kalacağı ve davadan beklenen menfaatin anlamını yitireceği dikkate alınarak ancak delillendirilen ve haklılığına kanaat getirilen istisnai mazeretlerin kabul edilmesi gerektiği tespitinin sonucunda, davacı vekilinin mazeret olarak sunduğu diğer bir mahkemede görülmekte olan dosyanın duruşmasına katılmanın mahkememiz açısından haklı mazeret olarak kabul edilemeyeceği, kaldı ki söz konusu mazeretin bile delillendirilmediği, mazeret dilekçesinde bildirilen nedenin var olup olmadığı konusunda mahkememizin araştırma yapma mükellefiyetinin bulunmadığı, (bu yönde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.11.2010 tarih 2010/9-491 Esas, 2010/593 Karar; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.05.2011 tarih 2011/3-296 Esas, 2011/338 Karar sayılı v.b ilamlarının olduğu), delillendirmenin mazeret dilekçesiyle veya en geç mazeretin değerlendirileceği duruşmaya kadar yapılması gerektiği, ”duruşma zaptı ibraz edilecektir” ibaresinin delillendirme bakımından yetersiz kaldığı, davanın karar aşamasında olup mazeretin davalı tarafça da kabul edilmediği dikkate alınarak mahkememizce mazeretin reddine, taraflarınca takip edilmeyen davanın HMK’nın 320/4 maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” gerekçesi ile davanın HMK’nun 320/4 maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.Davacı vekili 18.07.2012 tarihli celse için verdiği mazeret dilekçesinde aynı gün ve saatte … Asliye Hukuk Mahkemesin’de de 2010/869 esas nolu dosyasında duruşması olduğunu beyan ettiği, mazeret dilekçesinde ‘duruşma zaptı ibraz edilecektir’ ibaresinin yer aldığı ve temyiz dilekçesi ekinde de söz konusu mazerete ilişkin …Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/869 esas sayılı dosyanın 18.07.2012 tarihli duruşma tutanağını sunarak durumu belgelediği anlaşılmaktadır.Mahkemece izlenecek yolun, hakkaniyet ve adalet duygularının gereğine uygun olması gereklidir. Özellikle bu konuda hiçbir yükümlülüğü ve dahili bulunmayan taraflar yönünden hak kaybına yol açmamalıdır. Yasa hükmü yorumlanırken, Anayasanın hak arama özgürlüğünü düzenleyen 36.maddesine uygun yorumla, müvekkil yönünden Adalet bir olup bittiye getirilmemeli, davaların süratle ve ekonomik yollarla çabuk bitirilmesi kuralı yanında, davada esas olan adaletin gerçeğe en uygun sağlanması amacı hiç bir zaman ihmal ve gözardı edilmemeli, adaletin şekil hukukuna tercih edilmesi üstün görülmemelidir.Bu nedenle, mazeret ileri sürülmesi halinde, makul ve ihtiyatlı bakmanın usul hükümlerinin özüne ve sözüne uygun düşeceğinde kuşku ve duraksamaya yer olmaması gerekirken, yazılı gerekçe ile mazeretin reddi ve sonuçta davanın açılmamış sayılması usul ve yasaya uygun görülmemiştir.O halde mahkemece yargılamaya devam edilerek davanın esasının incelenmesi ve esas hakkında bir hüküm kurulması gerekir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.