YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/17226
KARAR NO : 2013/6949
KARAR TARİHİ : 05.04.2013
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … …. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07.03.2012 tarih ve 2008/1029-2012/202 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 05.04.2013 günü hazır bulunan davacı vekili Av…. ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalıların her istendiği an geri ödeneceği ve yatırılan paralar karşılığı yüksek faiz verileceği garantisiyle binlerce kişiden para topladıklarını, bu kapsamda müvekkilinden de hisse senedi devir ve kabul sözleşmesi başlıklı belge karşılığında para alındığını, ancak müvekkilince istenmesine rağmen alınan paranın geri ödenmediğini, davalıların eylemlerinin hukuki dayanağının bulunmadığını, …, Bankalar Kanunu ve SPK hükümlerinin ihlal edildiğini, anılan kanunlar uyarınca müvekkilinin şirket ortağı yapılmasının mümkün bulunmadığını, şirket yönetim kurulu üyelerinin yürütülen bu faaliyetler nedeniyle defalarca yargılandıklarını ve mahkum edildiklerini, yapılan bu yargılamalar neticesinde şirket defterlerinde bulunan kayıtların gerçeği yansıtmadığının tespit edildiğini ileri sürerek, geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitine, kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne, 68.860 DM karşılığı 72.189,58 TL alacağın faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının müvekkili şirketin ortağı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacının davalı şirkete ortak olma iradesi olmadığı halde kaynağı da belli olmayacak şekilde ortaklık pay defterine kaydedildiği, yüksek gelir elde edileceği vaadiyle iradesi yanıltılarak davacıdan para alındığı, başlangıçtaki ortaklık akdinin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitine, 72.189,58 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
…-Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkin olup yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı taraf, davalının yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile binlerce kişiden para tahsil edildiğini, ancak bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini, para toplama işleminin Bankalar Kanunu, …, SPK ve BK’ya aykırı olduğunu iddia etmiş, davalı ise davacı ile müvekkili arasında ortaklık ilişkisi kurulduğunu savunmuştur. Mahkemece davacının yüksek gelir elde edeceği vaadi ile yanıltıldığı, başlangıçtaki ortaklık akdinin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Gerçekten de …’nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca anonim şirket ortakları kural olarak şirkete yatırdıkları sermayeyi geri isteyemezler. Ayrıca yetkili kurulların bir kararı olmadıkça da anonim şirketler, pay senetlerini nominal bedellerinin üzerinde halka arz edemezler. Sermaye artırımlarında, yeniden ihraç edilecek payların taliplilerine “primli” olarak tahsis edilmesi mümkündür. Bunun için de, prim miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) …’nın 466/1. maddesinin uyarınca kanuni yedek akçeye eklenmesi gerekir. Anılan hükümlerin uygulanabilmesi için de ortada geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunması gerekmektedir. Anonim şirketlerde hisse sahibi olmanın iki yolu vardır, bunlar aslen veya devren pay sahibi olunmasıdır. Aslen pay sahibi olunması şirketin kuruluşunda yada sermaye artırımında sermayeden pay alma yolu ile pay sahibi olma, devren pay sahibi olma ise, bir anonim ortaklıkta pay sahibi olan bir kişiden sahibi olduğu hisselerin satın alınarak pay sahibi olunmasıdır. Davalı tarafından davacının şirket ortağı olduğu iddia edilerek şirket pay defterinin davacıya ait kısmının fotokopisi dosyaya sunulmuş ise de, bu kayıtta davacının hangi tarihte ve nasıl pay sahibi olduğu, devren mi yoksa, aslen mi pay sahibi olduğu belli değildir. Davacının devren pay sahibi olması halinde, hisse devreden kişinin kim olduğu, davalı şirketin ortağı olup olmadığı, davacının ortaklığına ilişkin bu kaydın ortaklık durum belgesine göre yapılıp yapılmadığı belli olmadığı gibi davacının davalı şirkete ait sermaye hesabı içinde pay sahibi olup olmadığı da belli değildir. Bununla birlikte davacının ortak sıfatıyla genel kurullarına katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kar payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girip girmediği de belli bulunmamaktadır.
Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısı ile taraflar arasındaki ilişkinin davalının savunduğu şekilde bir ortaklık ilişkisi mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek kar payı vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun …. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Dosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, ortaklar pay defterine göre davacının toplam ….000 TL nominal değeri olan … adet davalı şirket hissesinin sahibi bulunduğu, ayrıca yine hakkındaki dava ayrılan … İnşaat Tarım ve Sanayi İşletmeleri A.Ş’de ise 6.000 TL nominal değeri olan 880 adet hisseye sahip olduğu, davacı tarafça sunulan
31.08.2001 tarihli hisse senedi satış belgesinde 880 adet hisseye karşılık 68.860 DM değer yazıldığı, bu belgeye itibar edilmesi halinde ortaklık ilişkisinin kurulmuş sayılabileceği, davacı iddiasının irade fesadı olan hile olarak değerlendirildiğinde ise BK’nın 31. maddesindeki bir yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu belirtilmiş olup yukarıda açıklanan hususlara değinmeyen işbu yetersiz bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli bulunmamaktadır. Bu itibarla, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık ilişkisi mi, yoksa davacının iddia ettiği gibi mevduat ilişkisi mi olduğunun tam olarak açıklığa kavuşturularak, zamanaşımı definin de buna göre değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
…-Kabule göre de, dosyaya sunulan bilirkişi raporunda davacının hem davalı şirkette hem de dava dışı … İnşaat Tarım ve Sanayi İşletmeleri A.Ş’de ortaklığının bulunduğu belirtilmiş olup dava dışı şirkete ödenen paradan davalının sorumlu tutulabilmesi, davacının dava dışı şirkete usulünce ortak olup olmadığına bağlı bulunmaktadır. Söz konusu şirkete karşı açılan dava, işbu dosyadan tefrik edildiğinden mahkemece öncelikle dava dışı şirket hakkında tefrik edilen dosyanın akibetinin araştırılması, şayet dava dışı şirkete davacının usulünce ortak olduğunun belirlenmesi halinde o şirkete ödenen paradan davalı şirketin sorumlu tutulamayacağının gözetilmesi, aksi halde davalının sorumluluğunun değerlendirilmesi gerektiğinden hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
4-Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (…) ve (…) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, (4) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 05.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.