Yargıtay Kararı 15. Hukuk Dairesi 2018/4472 E. 2019/1813 K. 16.04.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/4472
KARAR NO : 2019/1813
KARAR TARİHİ : 16.04.2019

Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki taraf vekillerince istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

– K A R A R –

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedelinin tahsili istemi ile başlatılan ilamsız icra takibine vâki itirazın iptâli, takibin devamı ve icra inkâr tazminatı istemlerine, karşı dava ise sözleşmeden dönme sebebiyle menfi zararların tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece asıl ve karşı davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Karşı davada kurulan hüküm ile ilgili tarafların temyiz itirazlarının incelenmesinde;
14.07.2004 gün ve 5219 sayılı Yasa’nın 2A maddesinin c fıkrası ile HUMK’nın 427. maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 01.01.2016 tarihinden itibaren 2.190,00 TL’ye çıkarılmıştır. … 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin kararı 28.06.2016 tarihlidir. Karşı davada 1.883,06 TL’nin tahsili talep edilmiş, talebin kısmen kabulü ile 1.412,25 TL’nin tahsiline hükmedilmiş olduğundan karar kesin niteliktedir. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtayca’da temyiz isteminin reddine karar verilebilir. Bu nedenle karşı davada kurulan hükme yönelik tarafların temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Asıl davada kurulan hüküm ile ilgili tarafların temyiz itirazlarına gelince;
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin imal ettiği 300 adet çöp yakma ızgarası karşılığında düzenlediği KDV dahil 14.160,00 TL fatura bedelinin ödenmemesi üzerine davalı borçlu şirket aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalı borçlu şirketin borcu ödemediği gibi icra takibine de itiraz ettiğini, itirazın haksız ve kötüniyetli olduğunu belirterek itirazın iptâlini, icra takibinin devamını ve davalı/borçlu aleyhine %20’den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin davacı şirket ile 300 adet çöp yakma ızgarasının imalâtı konusunda anlaştığını, davacı şirket tarafından teslim edilen söz konusu ızgaralarda bariz imalât hatalarının ve derin çatlakların bulunduğunun davalı şirketin
müşterisi tarafından tespit edilip ürünlerin geri gönderilmesi üzerine davacı şirkete söz konusu ürünlerin bu haliyle kullanılamaz olduğunu bildirerek davacı şirketten ürünleri geri alması ve bu süreçte yaptığı gönderme-geri alma masraflarını ödemesini talep ettiğini, davacı şirketin söz konusu ızgaraları iade almaktan ve yapılan masrafları ödemekten kaçındığını belirterek davanın reddini ve davacının %20’den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; döküm malzemelerinin ayıplı olduğu kabul edilip dökümü yapan davacı şirketin döküm sırasında davalı tarafla birlikte hareket etmesi gerekirken buna uymadan dökümü tek başına yaptığı ve bu haliyle kusurun çoğunluğundan sorumlu tutulması gerektiği belirtilerek tarafların kusuruna göre asıl davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Eser sözleşmesi ilişkilerinde ayıp sözleşme ve ekleri ile iş sahibinin ondan beklediği amaca göre eserde bulunması gereken bazı niteliklerin bulunmaması veya olmaması gereken bozuklukların bulunması olarak ifade edilmektedir. Eserin ayıplı yapılmış olması sözleşmeye aykırılık teşkil eder. Ayıp açık ve gizli olabileceği maddi ve hukuki ayıp şeklinde de olabilir. Açık ayıp, eserin tesliminden sonra makul süre içerisinde yapılan kontrol ve muayene sonucu görülüp tespit edilebilecek ayıplardır. Gizli ayıplar ise basit bir kontrol ve muayene ile ortaya çıkmayıp kullanılmaya başlamasından sonra ortaya çıkan ayıplardır. Maddi ayıplar, açık veya gizli olsun; ortaya çıkan, gözle görülen ve duyu organları ile hissedilen ayıplardır. Bunun dışında gözle görülmeyen ancak yapılmamış olması nedeni ile karşı tarafça fark edilen ayıplarda bulunmaktadır. Örneğin, projenin onaylatılmaması, yapı kullanma izin belgesi alma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi gibi. Maddi ve hukuki ayıplar da açık ve gizli ayıplar gibi yükleniciye ihbarı gereken ayıplardır.
Eser sözleşmelerinde ayıplı imalât halinde 6098 sayılı TBK’nın 474/I. maddesi uyarınca açık ayıplarda iş sahibi eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa bunu uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmek, gizli ayıplarda ise aynı Kanun’un 477/son maddesi uyarınca ortaya çıkması üzerine gecikmeksizin ayıp ihbarında bulunmak zorundadır. İş sahibi gözden geçirmeyi ve ihbarda bulunmayı ihmâl etmişse eseri olduğu gibi kabul etmiş sayılır.
Eserin ayıplı olması halinde; iş sahibi, süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunması şartıyla, sözleşme ve dava tarihinde yürürlükte bulunan Türk Borçlar Kanunu’nun 475. maddesinde sayılan seçimlik haklarından birisini kullanabilir. Bu hakkın kullanması için iş sahibi ayrı bir dava açılabileceği gibi, yüklenici tarafından aleyhine açılmış olan bir davada bu hususu def’i olarak da ileri sürebilir. Sözü edilen Türk Borçlar Kanunu’nun 475. maddesinde; yapılan şey iş sahibinin kullanamayacağı ve hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde kusurlu veya sözleşme hükümlerine aykırı olursa iş sahibinin o şeyi kabulden kaçınabileceği ve bu hususta yüklenicinin kusuru bulunursa zarar ve ziyan da isteyebileceği, yine aynı maddenin devamında ayıbın eserin reddini gerektirecek nitelikte bulunmaması halinde iş sahibinin işin kıymetinin noksanı nispetinde bedelden indirim veya eğer o işin onarımı büyük bir masrafı gerektirmez ise yükleniciyi onarmaya mecbur edebileceği hüküm altına alınmıştır. Bunlar eserin ayıplı olması halinde iş sahibinin haiz olduğu haklardır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 475. maddesinde eser sahibine tanınan haklardan hangisini kullanabileceği, mahkemece uzman bilirkişi aracılığıyla eser üzerinde yaptıracağı inceleme
sonucu ayıbın derecesi belirlenmek suretiyle takdir olunur. Somut olayda bilirkişi incelemesi yapılarak rapor alınmış ve bu rapora göre hüküm kurulmuş ise de; söz konusu rapor belirtilen ilke ve kurallara uygun olmadığından hükme esas alınamaz.
Bu durumda mahkemece, hükme esas alınan raporu düzenleyen teknik bilirkişiden; ayıpların açık ya da gizli ayıp niteliğinde olup olmadığı, davalı-karşı davacı iş sahibinin; eser, açık ayıplı ise makul süre içerisinde muayene ve ihbar yükümlülüğünü, gizli ayıplı ise ortaya çıkmasından itibaren derhal ihbar yükümlülüğünü 6098 sayılı TBK’nın 474 ve 477/son maddelerine göre yerine getirip getirmediği ve ayıpların aynı yasanın 475. maddesi gereğince eserin reddini, bedelde indirimi gerektirip gerektirmediği veya onarım suretiyle kullanılmasının, bedeli de belirtilerek, mümkün olup olmadığı konusunda gerekçeli ve denetime elverişli ek rapor alınarak davanın sonuçlandırılması gerekirken, eser sözleşmesi ve 6098 sayılı TBK’nın 474, 475, 477/son maddelerine göre inceleme yapmayan ve kusur paylaşımı yapan bilirkişi raporuna itibar edilerek asıl davada kısmen kabul kararı verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte yazılı nedenlerle tarafların karşı davada kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının hükmün kesin olması sebebiyle reddine, 2. bent uyarınca tarafların asıl davada kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz eden taraflara iadesine, 5766 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 143,50 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden davacı-karşı davalıdan, 287,00 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden davalı-karşı davacıdan alınmasına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 16.04.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.