YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/10884
KARAR NO : 2019/6965
KARAR TARİHİ : 27.03.2019
MAHKEMESİ : ASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının iş akdinin davalı şirket tarafından tek taraflı olarak ve haksız surette feshedildiğini ileri sürerek, kıdem, ihbar tazminatları ile fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti ve yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacı işçinin diğer işçilere dağıtılmak üzere kendisine tevdi edilen parayı işçilere dağıtmayıp kendi uhdesinde alıkoyduğunu, iş akdinin işverenin güvenini kötüye kullanması sebebi ile İş Yasasının 25/II-e maddesi uyarınca tazminatsız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-İş sözleşmesinin, işçinin doğruluk ve bağlılığa aykırı davranışları sebebiyle işverence haklı olarak feshedilip feshedilmediği noktasında taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 25 inci maddesinin (II) numaralı bendinde, ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan haller sıralanmış ve belirtilen durumlar ile benzerlerinin varlığı halinde, işverenin iş sözleşmesini haklı fesih imkânının olduğu açıklanmıştır. Yine değinilen bendin (e) alt bendinde, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan işçi davranışlarının da işverene haklı fesih imkânı verdiği ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere yasadaki haller sınırlı sayıda olmayıp, genel olarak işçinin sadakat borcuna aykırılık oluşturan söz ve davranışları işverene fesih imkânı tanımaktadır.
Somut uyuşmazlıkta, davacının davalı işyerindeki işçilere dağıtılması için verilen parayı işçilere eksik olarak dağıtıp haksız kazanç sağladığı gerekçesiyle iş akdi 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-e maddesi uyarınca işverence feshedilmiştir.
Feshe neden olarak gösterilen eylem nedeniyle davalı işveren tarafından davacı hakkında suç duyurusunda bulunulduğu, Ünye 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2014/63 Esas, 2016/431 Karar sayılı kararında, “… sanık …’nun katılan Dost Fındık Gıda Kuy.İnş.Taah. Nak. Trz. İş ve Dış.Tic. Ltd. Şti.nde suç tarihinde işçilerin başında usta başı olarak çalıştığı, işçilerin maaşının asgari ücretten bankadaki hesaplarına ödendiği, ayrıca yapılan işe göre katılan tarafından işçilere dağıtılmak üzere fazla çalışma ücretlerinin toplu olarak sanığa verildiği, 2013-2014 yılı fındık sezonunda sanığın müştekiden işçilere dağıtılmak üzere teslim edilen 15.455,00 TL den 13.500,00 TL sini işçilere dağıttığı, geriye kalan miktarı ise kendisinin yararına olacak şekilde uhdesinde bıraktığı, sanığın bu şekilde belli şekilde davranmak üzere kendisine hizmet nedeniyle teslim edilen parayı işçilere dağıtmayarak üzerine atılı suçu işlediği…” gerekçesiyle hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan davacının mahkumiyetine karar verildiği ve kararın 10/02/2017 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Öncelikle Ceza hukuku ve Medeni Hukuk arasındaki ilişkide Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesinin değerlendirilmesi gerekir (Eski Borçlar Kanunu Mad. 53). Maddeye göre “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz” şeklinde düzenlenmiş ve kural olarak bağımsızlık ilkesi benimsenmiştir”.
Düzenlemeye göre hukuk hakimi kural olarak ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değildir. Ancak; aynı olay nedeniyle ceza yargılamasında hükme dayanak yapılan maddi olgular ile bağlıdır. Hukuk hakiminin ceza mahkemesi kararındaki maddi olgularla bağlılığının ölçüsü; beraat kararında suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin kesin olarak delilleriyle tespit edilip edilmediği olmalıdır. Yasadaki açık düzenleme, yerleşen yargısal uygulama ve bilimsel görüşler karşısında; kusurun ve zarar miktarının takdiri hususundaki kararın, diğer söyleyişle fiilin işlendiği sabit olduğu halde kusurluluğa ya da kusursuzluğa ilişkin saptamanın tek başına Hukuk Hakimini bağlayacağını kabule olanak bulunmamaktadır.
Bu maddi ve hukuki olgulara göre, davacının fesih nedeni yapılan eylemlerde bulunduğunun ceza mahkemesinin mahkumiyet kararı ile sabit olduğu, suçun unsurlarını tespit ederek maddi olguları somutlaştıran ceza mahkemesi kararında fesih konusu eylemin sübuta erdiği anlaşılmaktadır.
Buna göre, davacının doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışta bulunduğunun kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı ile sabit olduğu, davalı işverence yapılan feshin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-e maddesi uyarınca haklı nedene dayandığı açıktır. Mahkemece, şartları bulunmayan kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi gerekirken, ceza dosyasının sonucu beklenmeden ve gerekçesi de açıklanmaksızın taleplerin kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 27.03.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.