Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2013/2820 E. 2013/7002 K. 08.04.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/2820
KARAR NO : 2013/7002
KARAR TARİHİ : 08.04.2013

MAHKEMESİ : … 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada … 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28.09.2011 tarih ve 2011/96-2011/20 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi …tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin borç sözleşmeleri ve bunları takip eden garanti sözleşmelerinden doğan alacaklarına yönelik olarak Sofya’ da bulunan Bulgaristan Ticaret Sanayi Odası Hakem Mahkemesi’ne başvurusu üzerine görülen uluslararası hakem davası üzerine verilen ve kesinleşen 23.02.2010 tarihli 14/2009 sayılı Sofya’daki Bulgaristan Ticaret Sanayi Odası Hakem Mahkemesi kararına istinaden alacağının tahsiline karar verildiğini, hakem mahkemesi kararına konu borç sözleşmelerinde ve ek olarak davalıların imzaladıkları garanti sözleşmelerinde hakem şartı öngörüldüğünü, borçluların borçlarını ödemediklerini, ayrıca davalıların sahibi ve ortağı oldukları Bulgaristan kökenli Ace İnternatıonel ODD şirketinin hakem kararında 3. borçlu konumunda olup şirketin iflasına karar verildiği için bu şirketten alacaklarının tahsil imkanı kalmadığını, hakem kararının 23.03.2010 tarihinde kesinleştiğini, ileri sürerek Bulgaristan Ticaret Sanayi Odası Hakem Mahkemesi’nin 23.02.2010 tarih 14/2009 sayılı kesinleşmiş kararının tenfizini ve borca yetecek miktarda davalıların mallarına ihtiyati haciz konulmasını, talep ve dava etmiştir.
Davalı İlhan Sonbay vekili, karşılıklılık ilkesinin mahkemece araştırılması gerektiğini, hakem mahkemesince müvekkiline yapılan tebligatların usulsüz olup müvekkilinin savunma hakkının kısıtlandığını, müvekkilinin tebligat yapılan tarihlerde Türkiye’ de olup davacı tarafça da bilindiğini, Türkiye adresinin araştırılmadığını ve Türkiye’deki adresine tebligat çıkartılmamış olması davacı tarafın kötüniyetli olduğunu gösterdiğini, tenfizi talep edilen kararın 3. borçlusu olan Ace şirketinin Bulgaristan’da faaliyet gösterdiği ve bahsi geçen borç sözleşmelerinin davacı ile bu şirket arasında imzalandığını, bu şirketin iflası söz konusu olmayıp şirketin malvarlığı davacı tarafından haczedildiğini, müvekkilinin şahsi sorumluluğunu doğuracak nitelikteki garanti sözleşmesinin ise Bulgaristan hukukuna göre geçerli olabilmesi için noterde yapılması, ayrıca müvekkilinin Türk vatandaşı, sözleşme metinleri ise İngilizce olduğu için akdin bağıtlanması anında bir tercümanın hazır bulunması gerektiğini, bu şartların gerçekleşmediğini, kararın tenfizinin mümkün olmadığını, savunarak davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, hakem mahkemesince davalılara çıkan tebligatların Bulgar kanunlarına göre doğru olabileceği, ancak ülkemizdeki uygulamalara göre davalılara yapılan tebligatların usulsüz olup savunma haklarının engellendiği, gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen ve davalıların imzasını taşıyan 4.12.2007 ve 17.6.2008 tarihli sözleşmelerin tahkim koşulunu içeren hükümlerinde, çıkması muhtemel uyuşmazlıkların Bulgaristan Ticaret ve Sanayi Odasına bağlı Tahkim Mahkemesinin kendi kuralları çerçevesinde çözümleneceği öngörülmüştür. Bu durumda, tahkim yargılaması sırasında uygulanacak maddi hukuk kuralları konusunda tarafların anlaştığı açık olduğu gibi özellikle konuya ilişkin evrensel bir kural niteliğindeki “lex fori” ilkesi gözetildiğinde de, tahkim yargılaması sırasında taraflara yapılacak bildirimlerin tahkim heyetinin tabi olduğu usul hukukuna dahil tebligat esasları çerçevesinde yapılması gerektiği izahtan varestedir.
Bu çerçevede somut olaya yaklaşıldığında, tahkim mahkemesince davalılara yapılan bildirimlerin, gerek Tahkim Mahkemesi Talimatnamesi’nin 12. maddesi ve gerekse Uluslararası Ticari Tahkim Yasası’nın 32/1-2. maddelerinde belirtilen esaslar çerçevesinde yapılmış olduğuna karar verilmiş olması gözetilerek, hakem seçimine ve tahkim yargılamasına ilişkin olarak hakkında tenfiz talebinde bulunulan davalılara ve davadışı şirkete tahkim heyetinin dahil ve tabi olduğu Bulgaristan mevzuatı çerçevesinde usulen tebligat yapılmış olduğunun kabulü gerekir. Nitekim, yerel mahkeme kararının gerekçesinde de bu hususa yer verilmiş olup, yapılan bildirimlerin geçerli kabul edilmesinin Bulgar(istan) kanunlarına “uygun olabileceği” ve fakat yapılan tebliğ işleminin ülkemizdeki uygulamalara temasla yerinde olmadığı kanısına varıldığı açıklanmak suretiyle tenfiz isteminin reddine karar verildiği belirtilmektedir. Her şeyden önce, yukarıda da değinildiği üzere, tahkim mahkemesince yapılan tebliğ ya da bildirimlerin, tahkimin cereyan ettiği yer hukuku çerçevesinde ve usulü dairesinde yapılmış olmasının gerekli ve yeterli olması nedeniyle tenfiz isteminin bu gerekçeyle reddi yerinde değildir. Öte yandan, mahkemece, yabancılık unsuru taşıyan tahkim yargılamalarında, tahkimin cereyan ettiği yer tebligat kuralları ile Türk hukukunun tebligat kuralları arasında örnekseme yoluyla farklılık olduğu yolunda yapılan saptamada da isabet bulunmamaktadır. Şöyle ki, sözgelimi, taraflar arasındaki uyuşmazlıkta tahkim yerinin Türkiye olarak seçilmesi halinde uygulanması gereken 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun yapılacak tebliğ ve bildirim işlemlerine ilişkin 14/C maddesinde, tıpkı Bulgaristan Ticaret ve Sanayi Odasına bağlı Tahkim Mahkemesi’nce yapılan yargılamada geçerli kabul edilen biçimde bir uygulamanın benimsenmiş olduğu görülecektir. Bu durumda, mahkemenin, her iki davalı bakımından yazılı gerekçeyle davayı reddetmesi doğru olmamıştır.
Diğer yandan, davalı Alkan İspir’in, tahkim yargılamasında diğer davalı şirket adına davaya yanıt vermiş olması, dava dilekçesine ıttıla etmiş olduğunu gösterir açık ve fiili bir karinedir. Bu durumda, yapılan tebligattan haberdar olan anılan davalının, buna rağmen tahkim yargılamasına katılmamış olması savunma hakkının ihlali niteliğinde sayılamaz (bkz. Pekcanıtez, H., “Hukuki Dinlenilme Hakkı”, Seyfullah Edis’e Armağan, İzmir 2000, s. 753-791). Adı geçen davalının, tenfiz yargılamasında bu hususa ayrıca ve açıkça itiraz etmemiş olması ve 5718 sayılı Kanun’un 62/2. maddesi gözetildiğinde, yerel mahkeme gerekçesinde bu davalıya özgülenen nedenler bakımından da isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan tüm bu nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle yerel mahkeme kararının davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 08.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.