Yargıtay Kararı 6. Hukuk Dairesi 2013/10240 E. 2013/11826 K. 10.07.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/10240
KARAR NO : 2013/11826
KARAR TARİHİ : 10.07.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İtirazın iptali

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı itirazın iptali davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, erken tahliye nedeniyle kira alacağının tahsili için yapılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde, davacı ile davalı şirket arasında düzenlenen 15.01.2011 başlangıç tarihli ve üç yıl süreli sözleşme ile, dava konusu taşınmazın davalıya kiralandığını, davalılardan …’in sözleşmeyi müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, davalı kiracının Ocak ayı kira parasını peşin ödedikten sonra, takip eden Şubat, Mart ve Nisan ayı kira paralarını ödemediğini, kira alacağının tahsili için davalılar hakkında, … 1.İcra Müdürlüğünün 2011/11619 E. sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, davalıların haksız itirazları nedeniyle takibin durdurulduğunu belirterek, itirazın iptali ile %40 icra inkar tazminatı verilmesini istemiştir. Davalılar vekili ise, davacı tarafın kiralananı kiralanma gayesine uygun kullanılmaya elverişli bir halde davalı şirkete teslim etmediğini, bu nedenle davalının kiralananı kiralama amacına uygun olarak kullanamaması üzerine akdi feshettiğini ve durumu … 49.Noterliğinin 24/02/2011 tarih 01262 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davacıya bildirdiğini ileri sürerek davacıya kira borçları bulunmadığından bahisle davanın reddini savunmuştur.
Takipde dayanılan ve hükme esas alınan 15.01.2011 başlangıç tarihli ve üç yıl süreli kira sözleşmesi hususunda taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı vekili 2011 yılı 2,3 ve 4. ayların kira bedelinin tahsili için icra takibi başlatmış ve ödeme emri davalılara 03.05.2011 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalılar, söz konusu ödeme emrinde belirtildiği şekilde borçları olmadığını, alacaklının ilgili kira sözleşmesi uyarınca arsayı kullanılabilir halde kiralama gayesine uygun olarak teslim etmediğini bu nedenle sözleşmenin feshinin kendisine sözlü ve yazılı olarak bildirildiğini beyan ederek, takibe itiraz etmişler ve bu yoldaki itirazlarını yargılama sürecinde de devam ettirmişlerdir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununun 252/1 maddesinde; “Kiracı, kendi kusurundan yahut şahsından hadis olan mücbir bir sebepten dolayı kiralananı kullanamadığı yahut mahdut surette kullandığı takdirde, kiralayan kiralananı akit dairesinde kullanmaya hazır bulundurmuş oldukça, kiracı, kiranın tamanını vermekle mükellef olur.” hükmü yer almaktadır. Yasanın bu hükmü ve davalı tacir olup, basiretli bir tacir gibi
davranma yükümlülüğünün de bulunduğu gözetildiğinde, kiralananın dere yatağında bulunması, kiralananın kiralama amacına uygun olmadığı ve kiracıya kullanıma uygun şekilde teslim edilmediği anlamına gelmez. Bu nedenle davalının kira sözleşmesini haklı yere feshettiğinden sözedilemez.
Kiracının, kira süresi sona ermeden kira sözleşmesini tek taraflı feshederek, kiralananı tahliye etmesi durumunda, kural olarak kiracı kira süresinin sonuna kadar kiraya verenin uğradığı tüm zararı ödemekle yükümlüdür. Ancak, Borçlar Kanununun 98/2. maddesi göndermesi ile, aynı Kanun’un 44.maddesi uyarınca kiraya verenin de zararın artmasına neden olmaması gerekir. Bu durumda davacının zararı, tahliye tarihinden kiralananın aynı koşullarla yeniden kiraya verilebileceği tarihe kadar boş kaldığı süreye ilişkin kira parasından ibarettir.
Nitekim, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 325/1.maddesinde; “Kiracı, sözleşme süresine veya fesih dönemine uymaksızın kiralananı geri verdiği takdirde, kira sözleşmesinden doğan borçları, kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul bir süre için devam eder.” hükmü öngörülmek suretiyle içtihaden benimsenen husus, yasal düzenleme haline getirilmiş bulunmaktadır.
Bu itibarla, sözleşmeyi haksız yere fesheden davalı kiracı ve kefalet dönemi içerisinde kaldığından davalı kefil fesih tarihine kadar kiradan sorumludur. Bunun yanında fesih tarihinden itibaren kiralananın aynı koşullarda ne kadar sürede kiraya verilebileceği tespit edilerek, bu dönem için mahrum kalınan kira bedelinden de davalı kiracı ve kefalet döneminde kaldığından davalı kefil sorumludur. Mahkemece açıklanan bu ilke esaslar doğrultusunda makul sürenin tespiti yönünden yerinde keşif yapılarak sonuca gidilmesi gerekirken eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile davanın tümden reddine karar verilmesi isabetsizdir.
Hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 10.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.