YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2019/462
KARAR NO : 2019/4541
KARAR TARİHİ : 23.09.2019
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi (İzmir Kapatılan 8. Ağır Ceza Mahkemesi “CMK 250. madde ile görevli” 2006/362 E- 2012/98 K)
SUÇ : Suç örgütüne üye olmak, Suç örgütünü yönetmek, Yağma, Yağmaya kalkışma, Hürriyeti tahdit, Tehdit, İzinsiz bıçak bulundurmak, Tefecilik
HÜKÜM : Beraat, Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Sanık … hakkında izinsiz bıçak bulundurmak suçundan kurulan hükme yönelik temyiz istemi bulunmadığından; tebliğnamedeki bu husustaki görüşe iştirak edilmemiştir.
I-) Sanık … savunmanının suç örgütüne üye olmak suçundan verilen beraat kararı ile katılan … Hazinesi vekilinin sanıklar hakkında yağma, hürriyeti tahdit, tehdit, suç örgütünü yönetmek, suç örgütüne üye olmak, izinsiz bıçak bulundurmak suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Sanık … savunmanının, suç örgütüne üye olmak suçundan kurulan beraat kararıyla ilgili temyiz isteminin hükmün gerekçesine yönelik olmaması nedeniyle hukukî bir menfaati bulunmadığı; Maliye Hazinesinin ise yağma, hürriyeti tahdit, tehdit, suç örgütü yönetmek, suç örgütüne üye olmak, izinsiz bıçak bulundurmak suçlarına ilişkin davaya katılma ve temyiz hakkı olmadığı anlaşıldığından, sanık … savunmanı ile katılan … Hazinesi vekilinin temyiz taleplerinin bu suçlar yönünden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığı ile CMUK’un 317. maddesi uyarınca ayrı ayrı REDDİNE,
II-) Sanık … hakkında suç örgütünü yönetmek ve mağdur …’e yönelik yağma ve hürriyeti tahdit; sanıklar …, … ve … hakkında mağdur …’a yönelik hürriyeti tahdit; suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde,
24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün, 2014/140-2015/85 esas ve karar sayılı kararına göre TCK’nin 53. madde uygulamasının infazda gözetilmesi olanaklı görülmüştür.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, sanıklar …, … ve … savunmanlarının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin istem gibi ONANMASINA,
III-) Sanıklar … ve … savunmanlarının, sanıklar hakkında hükmolunan beraat kararının gerekçesine yönelmeyen, vekalet ücreti ile sınırlı temyiz istemine yönelik yapılan incelemede;
Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/5. maddesine göre beraat eden ve kendisini vekille temsil ettiren sanıklar yararına avukatlık ücretine hükmedilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar … ve … savunmanlarının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle istem gibi BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasına “2.400 TL avukatlık ücretinin Hazineden alınarak beraat eden sanıklar … ve …’e verilmesine” cümlesinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
IV-) Hazinenin tefecilik suçunun mağduru ve suçtan zarar göreni olduğu, bu sıfatının gereği olarak CMK’nin 234/1-b maddesi gereğince kovuşturma evresinde Hazinenin davadan haberdar edilmediği, ancak hükümden sonra gerekçeli kararın tebliğ edilmesi üzerine Hazine vekilinin hükmü temyiz ederek davaya katılma iradesini açıkça ortaya koyduğu anlaşılmakla, suçtan doğrudan zarar gören Hazinenin CMK’nin 237 ve 238. maddeleri uyarınca katılma talebinin kabul edilerek; sanıklar …, … hakkında tefecilik suçundan kurulan mahkumiyet ve sanıklar …, …, …, … hakkında tefecilik suçundan kurulan beraat hükmü ile sanıklar …, …, …, …, …, … ve … hakkında suç örgütüne üye olmak suçundan kurulan mahkumiyet; sanıklar … ve … hakkında mağdur …’a yönelik tehdit; sanık … hakkında mağdur …’a yönelik tehdit suçundan; sanık … hakkında mağdur …’ya yönelik tehdit suçlarından kurulan mahkumiyet, hükümlerinin incelenmesinde
Sanıklara yüklenen suç örgütüne üye olmak, tefecilik ve tehdit suçlarının gerektirdiği cezanın türü ve üst haddine göre, 5237 sayılı Yasanın 66/1-d, 66/2 ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıl kesintili ve uzamış zamanaşımının, suç tarihleri olan 14.09.2005, 06.09.2005 ve 01.02.2006 tarihleri ile inceleme tarihi arasında dolmuş bulunması;
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar …, …, …, …, …, …, … ve … savunmanları ile Maliye Hazinesi vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, bozma sebebi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanıklar hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,
V-) Sanıklar … ve … hakkında mağdur …’e yönelik tehdit ile sanık … hakkında mağdur …’e yönelik yağmaya kalkışma ve hürriyeti tahdit, suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde,
Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1-) Sanıklar … ve … hakkında mağdur …’e yönelik tehdit eylemiyle ilgili olarak mağdur …’in soruşturma aşamasında alınan ifadelerinde maddi sıkıntıları nedeniyle sanıklarla tanıştığını ve
sanık …’den % 40 faizle aldığı 300 TL karşılığında 800 TL ödediğini, bir süre sonra imzaladığı açık senet karşılığında 1 milyar TL daha aldığını, 2 milyar TL olarak geri ödemesine rağmen sanık …’in “..paran gecikti 500 milyon daha ödeyeceksin aksi halde iyi şeyler olmayacak” diyerek kendisini tehdit ettiğini ve her karşılaştıklarında tartaklayarak üzerindeki paraları aldığını, bunun üzerine sanık … ’nin yanına gidip, sanık …’e borcunu ödediği halde senedini geri alamadığını söyleyerek, yardım istediğini, sanık … ’nin kendisinin sanık …’e olan borcunu ödemesine yardım edeceğini söyleyerek, 300 milyon TL karşılığında zorla açık senet imzalattığını, senet alınmasından 10-15 gün sonra, sanık … ’ye borcunu ödeyip senedi istediğini, sanığın kendisine, “..daha borcun bitmedi 500 TL daha ödeyeceksin ..ben içerideyken borcun bitti mi sandın bize bir şey olmaz bak karşındayım..paramı ver yoksa … sinkaf eder dağa kaldırırım..Milas’ta yaşatmam.. evimin masraflarını sen karşılayacaksın..her hafta salı günü 50 TL vereceksin” diyerek tehdit ettiklerini beyan ettiği; buna karşılık, sanık …’in 28.01.2006 tarihli kolluk ifadesinde, “… isimli şahsa 9 milyar TL borç verdim, ödemedi, taksi hattını bana verecekti bunu da yapmadı, boş senedine 10 milyar yazıp icraya verdim”; sanık …’in ise 28.01.2006 tarihli kolluk ifadesinde “.. mağdur … pazarcıdır aracı kaza yapınca borç istedi 1.450 para alıp 1.500 TL’lik çek verdi çeki ödemedi cezaevine girince eşim çeki bozdurmak istemiş çek çalıntı çıkmış.” diyerek suçlamaları kabul etmedikleri dikkate alındığında; sanık …’in mağdur hakkında açtığını beyan ettiği icra takip dosyası ve sanık …’in ifadesinde mağdurun verdiğini ileri sürdüğü çalıntı çekle ilgili ne işlem yapıldığının araştırılarak, bu hususlarda işlem yapılmış ise sözkonusu evrakların incelenmesi ve denetime olanak verecek şekilde tasdikli birer nüshalarının dosya içerisine alınması, taraflar arasındaki alacak-borç miktarı saptanıp arada açık bir nispetsizlik bulunup bulunmadığı araştırılarak, bu durumların netleştirilmesi ve delillerin birlikte bütün halinde karar yerinde tartışılarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi;
2-) Sanık … hakkında mağdur …’e yönelik yağma ve hürriyeti tahdit suçlarıyla ilgili olarak kurulan hükmün gerekçesinin başlangıç bölümünde; “..sanığın müşteki’den olan alacağını tahsil amacıyla suç örgütüne iş verdiği, sanık …’nın da yanında başkaca kişiler olduğu halde bu doğrultuda başkasına ait alacağını tahsili amacıyla müştekiyi hürriyetinden alıkoyup, vücut bütünlüğüne yönelik saldırı gerçekleştireceğinden bahisle, örgütün korkutucu etkisini de kullanarak tehdit ettiği, eylemin birden fazla kişiyle hürriyeti tahdit, yine birden fazla kişiyle örgütün korkutucu etkisini kullanarak ve örgüte yarar sağlamak amacıyla yağma suçunu oluşturduğu, tahsilat gerçekleşmediğinden eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı..” belirtilerek yağma ve hürriyeti tahdit suçlarından mahkumiyet gerekçesi oluşturulması, ancak, devamında ise; “..Her ne kadar sanık …’ın örgüte tahsil işi vermek suretiyle bilerek ve isteyerek yardım ettiği, keza müştekinin tehdit edilmesine diğer sanıkları azmettirdiği sabit olup, bu suçlar için suç
tarihi itibariyle (2005 yılı başları) kanunda öngörülen cezanın süresi 765 sayılı yasanın 102/4. maddesindeki 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu nazara alınıp, suç bakımından düşme kararı verilmesi gerekirken zuhulen sanık hakkında beraat kararı verildiği görülmüştür.” denilerek, bu sanık yönünden, kendi içinde çelişen bir gerekçe ile hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar …, … ve … savunmanlarının temyiz dilekçesindeki temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sanık … yönünden diğer yönleri incelenmeyen hükmün kısmen isteme uygun olarak, üye …’un genel usule ilişkin muhalefetiyle BOZULMASINA, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığı ile 1412 sayılı CMUK’un 326/son (5271 sayılı CMK 307) maddesi uyarınca sanıkların kazanılmış hakkının korunmasına, 23.09.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
KARŞI OY:
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 105/6. maddesi ile yürürlükten kaldırılan; ancak, aynı Kanunun geçici 2/4. maddesi uyarınca, bu mahkemelerde açılmış olan davalara, kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bakmakla görevlendirilen, CMK’nın yürürlükten kaldırılan 250/1. maddesine göre görevli mahkemeler, 6 Mart 2014 tarihli, mükerrer 28933 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 14/1. maddesi gereğince kaldırılmışsa da, anılan maddenin 4. fıkrasına, “Bu mahkemelerce verilip Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya Yargıtay’ın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunur.” hükmü konulmuştur. Türkiye Cumhuriyetinin, konumu gereği; başta terör olmak üzere, örgütlü suçlarla mücadele edebilmesi için; Kanun Koyucunun özel yetkili mahkemeleri kaldırırken; kaldırma gerekçesinde ortaya koyduğu sakıncaları taşımayan; evrensel hukuk kurallarına uygun; yetki ve görev sınırları iyi çizilmiş; alt yapısı iyi oluşturulmuş; ihtisas mahkemelerine ihtiyaç olduğu, inancını taşıyorum.
Düşüncem bu olmakla birlikte, benim muhalefetim; bu mahkemeler kaldırılırken; dosyası henüz sonuçlanmamış sanıklarla; dosyası karara bağlanıp, Yargıtay’a gönderilmiş olan sanıklar arasında ayrım yapan yukarıda açıklandığı şekilde bir hükme yer verilmesinin, kaldırma nedenleriyle örtüşmediği ve çeliştiği noktasına ilişkindir. Çünkü;
5271 sayılı Kanunun 2/f maddesi “Kovuşturma: iddianamenin kabulü ile başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi” ifade eder, şeklinde tanımlanmış olup, bu tanıma göre, temyiz aşamasındaki dosyalar kovuşturması devam eden derdest dosyalardır. Bu tanım karşısında, henüz kovuşturma süreci tamamlanmamış dosyalardan; özel yetkili mahkemelerce karar verilmemiş olanların genel (normal) ağır ceza mahkemelerine gönderilmesi; temyiz aşamasındakilerin ise Yargıtay tarafından incelenmesi yolunda düzenleme yapılmak suretiyle ayrıma gidilmesinin doğru bir çözüm şekli olmadığını düşünüyorum. Sebeblerini aşağıda açıklayacağım üzere, bu Kanun hükmüne rağmen; Yargıtay’da bulunan dosyalarında, aynen, karar verilmemiş dosyalarda olduğu gibi; hiçbir incelemeye tâbi tutulmadan salt, söz konusu mahkemelerin kaldırıldığı gerekçesi ile genel bir kanun bozması yapılıp, mahalline iade edilmeleri ve muhakemelerinin; genel (normal) mahkemelerde yapılmasının sağlanması görüşündeyim. Aksi bir çözüm, yani esasa girilerek bu dosyaların inceleneceği kuralına uyulması 10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine ve 4 Kasım 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olur.
Şöyle ki;
1- Özel Yetkili Mahkemeler, “Adil Yargılanma Hakkı” ve “Ağır Ceza Mahkemeleri” arasındaki ayrıma son vermek amacıyla kaldırılmış olup, bu husus anılan Kanunun genel ve sözü geçen madde gerekçesinde belirtilmiş; böylece, bütün Ağır Ceza Mahkemelerinin aynı usul kurallarına tâbi olması sağlanarak, adil yargılanma hakkı için gerekli olan özel soruşturma ve kovuşturma usullerine son verilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda baktığımızda; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında ve Yargıtay’ın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunacağına ilişkin düzenlenme yapılması; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 10. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerine uygun düşmez.
Zira, Kanun Koyucu, bizzat kendisi, özel yetkili mahkemeleri adil yargılanma hakkını temin etmek amacıyla kaldırıldığını, Kanun gerekçesinde yer vermesine ve bu mahkemelerin normal ağır ceza mahkemelerine göre, daha güvencesiz olduğunu kabul etmesine rağmen; bu mahkemelerce kurulan hükümlerin, normal ağır ceza mahkemelerinden verilen kararlar gibi incelenmesini öngörmesi; kaldırma gerekçesi ve amacıyla çelişen bir sonuç yaratır.
2- Mahkemeler, bütün işlemlerinde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadırlar. 6526 sayılı Kanunla delil toplama yöntemleri değiştirilmiş; önceden CMK’nın 250. maddesi kapsamında kalan soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli ve sanıklar yönünden kısıtlayıcı hükümler kaldırılarak, hukukî güvenlik ile yargılama eşitliği sağlanmıştır. Ancak Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması sonucu, bu mahkemelerce karara bağlanmayan ve diğer ağır ceza mahkemelerine gönderilen davaların sanıkları ile; kararları Yargıtay’da temyiz incelemesinde bulunan dosyaların sanıkları arasında ayrım yapılarak, fark yaratılması; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 7. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, sözleşmede yer alan hak ve özgürlüklerden ayrım gözetilmeksizin, herkesin yararlanmasını hüküm altına alan 14. maddesine ve iç hukukumuz yönünden de, Anayasamızın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10; “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36; “Kanunî Hâkim Güvencesi” başlıklı 37; “Suç ve Cezalar” başlıklı 38. maddelerine aykırılık oluşturur.
Görüldüğü üzere;
Söz konusu Kanunî düzenleme, bu hâliyle, hem Anayasamıza aykırıdır, hemde tarafı olduğumuz ve usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalarla çatışmaktadır.
Şimdi, burada sorun, Anayasamıza ve yukarıda açıkladığımız milletlerarası antlaşmalara aykırılık oluşturan, anılan Kanun hükmünü aşıp aşamayacağımız; aşabilecek isek, bunu nasıl yapabileceğimiz noktasında toplanmaktadır.
Aslında, bu konu, bir sorun iken, Anayasamızın 90/5. maddesinde 07.05.2014 tarih ve 5170 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle, milletlerarası antlaşma hükümlerine üstünlük tanınarak, temelinden çözülmüş olup, bu gün için tartışma kalmamıştır.
Şöyle ki;
Anayasamızın 90/5. maddesi ile; bir kanun hükmüyle usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş, temel hak ve özgürlükleri düzenleyen bir antlaşma kuralının çatışması hâlinde, antlaşma hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmiştir.
Bu hükümden hareketle somut olayımızı değerlendirecek olursak, 6526 sayılı Kanunun 1. maddesi ile Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 14. maddenin 4. fıkrası son cümlesinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Ülkemizin kabul ettiği milletlerarası antlaşmalar ile çeliştiği açıkça görülmekte olup, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin yukarıda açıklanan hükümlerine üstünlük tanınması suretiyle sorunun çözülmesi ve özel yetkili mahkemelerce verilen hükümlerin; başka yönleri incelenmeksizin, kanun önünde eşitlik ilkesi ve adil yargılanma hakkı gereğince, bütünüyle bozularak, genel (normal) ağır ceza mahkemelerinde; muhakemelerinin yapılması ve sonucuna göre, hüküm kurulması için bozulması gerekmektedir. Aksi bir düşüncenin kabul edilmesi; kanun koyucunun bu mahkemeleri kaldırma gerekçesi ve amacıyla çelişen sonuçlar doğuracağı gibi hukukun; adalet, yerindelik ve hukukî güvenlik başlıkları altında toplanabilecek temel değerlerine de aykırı olur, kanaatindeyim.
Bu nedenlerle söz konusu dosyada; yüksek çoğunluğun esasa girerek inceleme yapma görüşüne ve bu görüşe bağlı olarak verdiği karara katılmıyorum.