Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2016/2737 E. 2017/30340 K. 21.12.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/2737
KARAR NO : 2017/30340
KARAR TARİHİ : 21.12.2017

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Mahkemece, davalı vekilinin temyiz istemi, sekiz günlük temyiz süresi içerisinde yapılmaması gerekçe gösterilerek 29.06.2015 tarihli ek karar ile reddedilmiştir. Temyiz isteminin reddine ilişkin verilen ek karar davalı tarafça süresi içerisinde temyiz edilmiştir.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun geçici 1. maddesi uyarınca, yürürlüğü devam eden, mülga 5308 sayılı Kanun’la değişikliğe uğramadan önceki 8. maddesi hükmü uyarınca, iş mahkemesinden verilen kararlar, yüze karşı verilmişse tefhimi, yoklukta verilmiş ise tebliği tarihinden itibaren sekiz gün içinde temyiz olunabilir.
Mahkemece, gerek kısa kararda, gerekse gerekçeli kararda, hükmün temyiz süresi onbeş gün olarak açıklanmıştır. Gerekçeli karar, davalı vekiline, 06.05.2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalı vekili ise, 18.05.2015 tarihinde temyiz harç ve giderlerini yatırarak kararı temyiz etmiştir
Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrası ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesinin “ç.” bendi uyarınca, hükümde, kanun yolları ve süresinin gösterilmesi bir zorunluluktur. Yargı kararlarına karşı başvurulacak kanun yolu ile süresinin hükümde açıkça ve doğru olarak gösterilmemiş olması bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasını doğrudan engelleyecek ve hak arama hürriyetinin ihlal edilmesine sebep olacaktır.
Her ne kadar kanun yolu ve süresi, ilgili kanun maddelerinde açıkça belirtilmiş ise de, yargı organlarının yanlış yönlendirmesi sonucunda ilgililerin hak kaybına uğramayacağının kabul edilmesi gereklidir.
Somut olayda, davalı vekilince kararın, kanuni sekiz günlük süre geçtikten sonra ve fakat gerekçeli kararda bildirilen onbeş günlük süre içerisinde temyiz edildiği açıktır. Kararda, temyiz süresinin yanlış gösterilmesi karşısında, hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından davalı vekilinin kararı süresinde temyiz ettiğinin kabul edilmesi bir zorunluluktur. Anılan sebeple, kararın davalı vekilince süresi içerisinde temyiz edildiği anlaşıldığından, mahkemenin 29.06.2015 tarihli, temyiz talebinin süre nedeni ile reddine ilişkin ek kararı hatalıdır.
Yukarıda yazılı sebeplerden mahkemenin, davalı vekilinin temyiz talebinin reddine dair 29.06.2015 tarihli ek kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA karar verildi. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A)Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı otel işyerinde 2006 yılından itibaren kat görevlisi olarak çalıştığını, davalının işyerinde müvekkilinin müdürü olarak çalıştığını, davalı tarafından son bir yıl içinde müvekkiline psikolojik baskı ve taciz uygulandığını ve bu davranışlarla yıldırılarak istifa etmesi amaçlandığını, davalının söz konusu eylemlerinin 6098 sayılı TBK’nun 417. maddesi hükmü gözetilerek değerlendirilmesi gerektiğini beyanla manevi tazminat talep etmiştir.
B)Davalı cevabının özeti:
Davalı, davacının çalıştığı dava dışı işyerinde departman amiri olarak çalıştığını, görevi gereği davacı ve diğer çalışanların müşterilere karşı davranışları ve kişisel temizlikleri hususlarında da eğitim ve denetim sorumluluğu bulunduğunu, davacıya görevini gereği gibi yerine getirmemesi nedeniyle sözlü olarak uyarılarda bulunduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir.
C) Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, toplanan delillere göre, davalının davacıya hakaret ettiği ve psikolojik baskı uyguladığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
D)Temyiz:
Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
E)Gerekçe:
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı Kanun’un 1. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4. maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu kanunun uygulanacağı belirtilmiştir.
Davanın, 4857 sayılı Kanun kapsamı dışında kalması halinde, mahkemenin görevsizliğine ve dosyanın görevli hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir. Davanın esastan reddi usule aykırıdır.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında, iş sözleşmesinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir.
Somut olayda davacı ile manevi tazminat talebi yöneltilen davalı arasında işçi işveren ilişkisi bulunmamaktadır. Davalının işveren ya da işveren vekili olmadığı, işyerinde davacının amiri pozisyonunda olsa da işçi sıfatı ile çalıştığı anlaşılmakla, dava konusu eylemin davalının davacıya yönelik söz ve fiillerinden kaynaklı zararın tazmini olduğu ve belirtildiği üzere uyuşmazlık işçi işveren ilişkisinden kaynaklanmadığından davanın asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerekirken iş mahkemesi sıfatıyla görülmesi doğru değildir. Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup dava şartı olduğundan bu husus re’sen nazara alınarak görevsizlik sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasının incelenmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 21.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.