Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2015/10385 E. 2017/13403 K. 15.09.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/10385
KARAR NO : 2017/13403
KARAR TARİHİ : 15.09.2017

MAHKEMESİ : …İŞ MAHKEMESİ

DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti, fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti, hafta tatili ücreti ve ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı ve davalılardan … … ve İnş. Mad. San. Tic. Ltd. Şti. avukatları tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili, davacının çalıştığı santralin önce davalı … İnşaat Şirketi tarafından işletilirken, bölünme sonucu … İnşaat Şirketi’nin bir kısım ortağı tarafından kurulan … … Şirketi tarafından 01.08.2008 tarihinden itibaren işletilmeye başlandığını, davalılar arasında ekonomik bütünlük ve organik bağ olduğundan müşterek müteselsil olduklarını, davacıya elden ödenmekte olan Mayıs /2012 ayı ücretinin 800 TL.’sinin içerdeki borcuna mahsuben ödenmediğinin belirtildiğini, çıkan tartışma sırasında davalının davacının işine son verdiğini, çalışma süresi boyunca 08:00-23:00/24:00 saatleri arasında, haftada 7 gün çalıştığını, dini bayramlar haricindeki resmi ve genel tatiller ve milli bayramlarda çalıştığını, davacının yıllık izininin kullandırılmadığını, Mayıs/2012 ayının elden ödenen 800 TL.’sinin Haziran/2012 ayının 22 günlük ücretinin ödenmediğini, davacının tüm diğer işçiler gibi teminat amacı ile 2 adet boş senet imzaladığını, bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarını ve boş verilen senetlerin iptalini istemiştir.
B)Davalı cevabının özeti:
Davalı … İnşaat Şirketi vekili, davacınn müvekkili şirkette 01.02.2006-31.07.2008 döneminde çalıştığını ve bu sürenin sonunda davacının diğer davalı işyerine devredildiğini, devirden önce davacının kıdem ve ihbar tazminalarının hesaplanarak kendisine ödendiğini ve ibraname alındığını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Davalı … … Şirketi vekili, davacının müvekkili şirkette 01.08.2008-30.06.2012 tarihleri arasında çalıştığını, davacının işten ayrılma nedenlerinin hem sarhoşluk hem de işyerinde yaptığı kavga olduğunu, davacının işyerinde zaman zaman alkol alan, bazen iş arkadaşları ile münakaşa eden birisi olduğunu, son olarak 22.06.2012 tarihinde davacının işveren yetkilisi … …’tan para isterken münakaşa ettiğini, olayın kavgaya dönüştüğünü, tarafları araya girenlerin ayırdığını, sonra da davacının iş yerinden kendisinin izin almaksızın ayrıldığını, işveren yetkilisinin davacıya daha önce de sık sık para istediği için kızdığını ve istediği parayı vermediğini, zaten davacıdan 7-8 bin TL. alacağının bulunduğunu, davacının kendisi işten ayrılmakla ve iş aktinin haklı nedenle feshine sebep olmakla kıdem ihbar tazminatının reddinin gerektiğini, müvekkil şirket yetkilisinin elden verdiği paralara karşılık 1 adet teminat senedini davacıdan aldığını, 2 adet senet alındığı iddiasının gerçek olmadığını, davalının böyle bir senedin varlığını inkar etmediğini, sadece elden verdiği borçları teminen senet aldığını, davalının elinde sadece 1 adet beyaza imza atılmış senet bulunduğunu, 2. bir senet alınmasına gerek olmadığını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, kuruma 03 kod istifa olarak fesih sebebinin bildirildiği, bu durum karşısında davalı tarafın savunmaları ve fesih şekli arasında çelişkinin bulunduğu, feshin tazminat ödemesi gerektirmeyecek şekilde gerçekleştiğini, ispat etme yükümlülüğü üzerinde olan davalı tarafın bu şartı yerine getiremediği, fesih şekline göre davacının kıdem tazminatına ve ihbar tazminatına hak kazandığı, ayrıca kendisine ödenmeyen ücret alacağı, fazla mesai ücret alacağı, hafta tatili ücret alacağı, ve ulusal bayram genel tatil ücret alacağının bulunduğu anlaşılmakla dosya hesap bilirkişisine tevdi edildiği, bilirkişi … Doğan’ın kök ve ek raporu denetime uygun hüküm kurmaya elverişli olduğundan mahkememizce benimsenerek davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki karar verildiği, her ne kadar davacı taraf dava ve ıslah dilekçeleriyle, davacının hizmet süresinin 01/05/2005-22/06/2012 tarihleri arasında gerçekleştiğini, işçilik alacaklarının bu hizmet süresine göre hüküm altına alınmasını talep etmiş ise de; dosyaya sunulan 31/07/2008 tarihli ibranameden davacının o döneme ilişkin, yani … İnşaat Ticaret ve Mad. A.Ş.’den, … … ve İnşaat Madencilik A.Ş.’ye geçiş sırasında önceki çalışmalarına yönelik kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ödemelerinin yapıldığı dolayısıyla bu alacak kalemleri yönünden ilgili dönemin tasfiye edilmiş olduğu kabul edilerek davacının bundan sonraki çalışma dönemine nazaran bilirkişi … Doğan’ın kök ve ek raporu 1. seçeneğine göre karar vermek gerektiği, her ne kadar davalı şirketler farklı tüzel kişilik iseler de gerek ortaklık yapısı ve gerek faaliyet alanları yönünden aralarında organik bağ bulunduğu davacının işçilik alacakları yönünden müteselsil sorumlu oldukları sonucuna varıldığı gerekçesi ile senet iptali ve yıllık izin ücreti haricindeki taleplerin kabulüne karar verilmiştir.
D)Temyiz:
Karar süresi içinde davacı vekili ve davalı … … ve İnş. Mad. San. Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
E)Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacı ve davalı … … ve İnş. Mad. San. Tic. Ltd. Şti.’nin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği ve ibraname nedeni ile önceki çalışma süresinin tasfiye edilip edilmediği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.
İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanununun 19 uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.
Sözü edilen yasal düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.
Değinilen maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri tazminat ve alacaklar dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün haklar yönünden uygulanır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.
İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlülüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:
a)-Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 15.10.2010 gün, 2008/41165 E, 2010/29240 K.).
b)-İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez (Yargıtay 9.HD. 5.11.2010 gün, 2008/37441 E, 2010/31943 K).
c)-İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.
Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir (Yargıtay 9.HD. 26.10.2010 gün, 2009/27121 E, 2010/30468 K). Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.
d)-İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/37372 E, 2010/31566 K).
e)-Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD 21.10.2010 gün 2008/40992 E, 2010/39123 K.). Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün 2008/33748 E, 2010/20389 K.).
f)-Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9.HD. 27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.). Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır (Yargıtay HGK. 21.10.2009 gün, 2009/396 E, 2009/441 K).
g)-Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/40032 E, 2010/31666 K).
h)-İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün, 2008/33597 E, 2010/20380 K). Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.
İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K. ; Yargıtay 9.HD. 13.7.2010 gün, 2008/33764 E, 2010/23201 K.).
Somut uyuşmazlıkta, çıkış tarihini 31/07/2008 olarak gösteren ibraname bulunmaktadır. Davacı 31/07/2008 tarihinde davalı … İnşaat Şirketi’nden çıkışı yapılıp ertesi gün … … Şirketi’nden girişi yapılmıştır. Bu dosya ile birlikte incelenen Dairemizin 2016/30308, 30894, 2015/30143, 30131,10385 Esas sayılı dosyaları kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davalılar arasında organik bağ olduğu anlaşılmaktadır. İş aktinin gerçek anlamda feshi 31/7/2008 tarihi itibari ile gerçekleşmiş olmayıp, söz konusu ibraname çalışırken alınan ibraname niteliğindedir. Bu nedenle bu ibraname sadece üzerinde yazılı miktarlar bakımından makbuz hükmünde olup, üzerinde yazılı olmayan ve davaya konu alacak kalemleri bakımından ise talep hakkını ortadan kaldırıcı bir özelliği bulunmamaktadır.
O halde, bu ibranamede alacak miktarı rakamsal olarak belirtilen kalemler makbuz hükmünde sayılarak alacak miktarından mahsup edilmeli, bu ibranamede miktarsal olarak yer almayan alacakların ise bu ibraname ile sona erdiği kabul edilemeyeceğinden ibranameden etkilenmeksizin hesaplanmalıdır.
Hizmet süresi bakımından ise, ibraname ile 31/07/2008 öncesi dönem tasfiye edilmiş sayılamayacağı için salt bu ibraname nedeni ile 31/07/2008 öncesi çalışma süresinin hesaba dahil edilmemesi hatalıdır. Bu bağlamda, hesaplara esas hizmet süresi de yeniden ele alınmalıdır.
Zamanaşımı savunmasının kabul edilip edilmeyeceği de değerlendirilmelidir.
3-Yıllık izin ücreti bakımından, dosya kapsamında yıllık izin formları bulunmaktadır.
Kabule göre, bilirkişi raporunda hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil günlerinin yıllık izin gösterilen bu sürelerden dışlanmaması hatalıdır.
Diğer yandan, yıllık izin formlarında 01-31/10/2010 arası yıllık izin gözükmekte iken, Ekim /2010 ayı bordrosunda 126,67 TL yani bordrodaki ücret üzerinden 20 saat fazla mesaisinin görünmesi de davalının belgelerinde çelişkidir. Dolayısı ile yıllık izin formları davacı asıldan sorularak sonuca gidilmelidir. Bununla beraber, taleple bağlılık kuralı da gözetilmelidir.
4-Senet iptali talebi bakımından, davacı 2 adet teminat senedi verdiğini iddia etmiştir. Davalı … … Şirketi vekili cevap dilekçesinde “müvekkil şirket yetkilisi elden verdiği paralara karşılık 1 adet teminat senedini davacıdan aldığını, 2 adet senet alındığı iddiasının gerçek olmadığını, davalının böyle bir senedin varlığını inkar etmediğini, sadece elden verdiği borçları teminen senet aldığını, davalının elinde sadece 1 adet beyaza imza atılmış senet olduğunu, 2. bir senet alınmasına gerek bulunmadığını” belirtmiştir. Davalı vekilinin beyanından, davacıya verilen borç olduğu savunulan bu paraların elden verildiği belirtildiğinden ve bu şekilde senet karşılığı borç verildiğine ilişkin bir belge de bulunmadığından, davalının kabulünde olan 1 adet boş senedin dosya kapsamına girmemesine rağmen iptal edilmesi gerekir. Aksi kanaatle hüküm kurulması hatalıdır.
5-Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.
Somut uyuşmazlıkta, dava dilekçesinde davacının haftada 7 gün sabah 08:00’dan itibaren hemen her gün 23:00/24:00 saatlerine kadar çalıştığı, serbest zaman şeklinde ara dinlenmesi kullandırılmadığı, davalının 08:00-18:00 saatleri araısndaki çalışmayı normal çalışma kabul ettiği, bu çalışmadan doğan fazla mesaileri ödemediği belirtilmiştir. Bu nedenle dava dilekçesindeki talebin 08:00-18:00 saatleri arasında ve haftanın 7 günü yapılan çalışmalara ilişkin fazla mesai ücretine yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
Dairemiz tarafından aynı gün birlikte incelenen yukarda belirtilen dosyalar birlikte değerlendirildiğinde, davacının haftada 7 gün çalıştığı anlaşılmaktadır. Bordrolardaki tahakkukların ise saat 18:00’dan sonra yapılan mesailere ilişkin olduğu, 18:00 saatine kadar yapılan çalışmanın içerdiği fazla mesaiyi bordroların kapsamadığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, davacının haftada 7 gün 08:00-18:00 saatleri arasında günlük 1 saat ara dinlenmesi ile çalıştığı, buna göre günlük 9 saat, 6 günde ise 54 saat fiili çalışma yaptığı, haftanın 7 günü yapılan çalışma bakımından hafta tatili alacağına ayrıca hükmedildiği için 7. gün çalışmasının 7,5 saate kadar olan kısmının hafta tatli ücreti içinde hesaplanması nedeni ile 7. günde 7,5 saate kadar yapılan çalışmanın fazla mesai içinde hesaplanamayacağı, ancak 7. günde yapılan 7,5 saati aşan fiili çalışma olan 9 saat-7,5 saat = 1,5 saatin fazla mesai hesabına eklenmesi gerektiği, buna göre 54+1,5 =55,5 saat fiili çalışma ve haftalık 10,5 saat fazla çalışma hesaplanarak hüküm altına alınmalıdır.
Her ne kadar davacının 18:00 saatinden sonra da bir kısım fazla mesai yaptığı anlaşılmakta ise de dava dilekçesinde 08:00-18:00 saatleri arasında yapılan fazla mesaiye yönelik bir talep olduğundan, bu talep hem davacıyı hem de Mahkeme’yi bağladığından, 17:00’dan sonraki fazla mesailerin hesaplanması mümkün değildir.
Dosya kapsamındaki bordrolara gelince; Dairemiz tarafından birlikte incelenen dosyalar kapsamından, bu bordroların 18:00’den sonra yapılan fazla mesailere yönelik tahakkukları içerdiği, 18:00 saatinden önce yapılan çalışmalardaki fazla mesailere yönelik bordro tahakkuku bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacının talebi ise 18:00 saatinden önce yapılan fazla mesailere yönelik olduğundan bordrolarda hiç tahakkuk yok imişçesine hesaplama yapılmalı, fazla mesai tahakkuku olan bordrolar dışlanmamalıdır ya da bu bordrolardaki fazla mesai tahakkukları mahsup da edilmemelidir. İspat belgeye dayalı olmadığından taktiri indirimde gözden kaçırılmamalıdır.
6- Ücret alacağı bakımından, davacının tespit edilen ücretine göre 1.700,00 TL. Mayıs /2012 ayı ücreti + Haziran /2012 ayı ücreti 1700/30 x 22= 1246,67 TL olup, toplamı 2.946,66 TL.dir. Belgeler ile ödendiği bilirkişi raporunda saptanan miktar 1.972,68 TL. olup, bu miktar düşüldüğünde bakiyesi 973,98 TL.’dir. Bu itibarla, taleple bağlılık kuralı gereği davacı vekilinin temyiz dilekçesinde belirttiği 802,55 TL. miktar aşılmamak üzere ücret alacağı hüküm altına alınmalıdır.
F)SONUÇ:
Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 15/09/2017 gününde oybirliği ile karar verildi.