YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/3779
KARAR NO : 2017/5669
KARAR TARİHİ : 23.10.2017
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, hile (aldatma) hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, maliki olduğu 2715 parsel sayılı taşınmazı davalının kendisine bakacağı vaadine inanarak satış suretiyle davalıya temlik ettiğini, ancak; temlikin ardından davalı tarafından evden kovularak kandırıldığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, satışın gerçek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; aldatma (hile), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanununun (TBK) 36/1. (818 s. Borçlar Kanunun (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, aldatma (hile) her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olaya gelince; çekişmeli taşınmazın 14.11.2011 tarihinde davalıya temlik edildiği, davacının eşi dava dışı Sait’in 18.11.2011 tarihinde davalıdan şikayetçi olması üzerine … Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2011/509 nolu soruşturma dosyasında davacı …’ün davalıdan şikayetçi olmadığı, davacının daha donra evden kovulduğunu ileri sürerek eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, davacının kovulma iddiasının tarihi araştırılarak, tespit edilecek tarihe göre davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığının belirlenmesi, süresinde açıldığının tespiti halinde işin esasının incelenmesi gerekirken, eksik araştırma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacının bu yöne değinen temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 23.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.