Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2015/18498 E. 2017/23818 K. 01.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/18498
KARAR NO : 2017/23818
KARAR TARİHİ : 01.11.2017

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının ücretinin kendisine tam olarak ödenmediğini, çalıştığı yıllar boyunca yılda birkaç günlük mazeret izinleri dışında hiçbir yıl yıllık iznini kullanmadığını ve kullanılmayan yıllık izin ücretlerinin de ödenmediğini, davacının 01.02.1988 tarihinde emekli olmasına rağmen davalı yanında çalışmasına devam ettiğini, kıdem tazminatının kendisine ödenmediğini, 01.02.1988 tarihinden 31.12.2011 tarihine kadar devam eden çalışması nedeniyle de müvekkiline herhangi bir kıdem tazminatı ödemesi yapılmadığı gerekçesiyle 2004 yılından bu yana ödenmeyen ücret yıllık izin ve kıdem tazminatı alacağını talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının dava dilekçesinde belirttiği tarihlerde davalı yanında sürekli olarak hizmet akdine dayalı olarak çalışmadığını, davacının açmış olduğu …. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2012/243 esas sayılı dosyası ile hizmet süresinin tespitine yönelik davanın derdest olduğu ve söz konusu davanın reddi halinde iş bu davanın da konusuz kalacağını, davacının çalışmalarına karşılık kendisine aynen ve nakden çok yüksek miktarlı ödemeler yapıldığını,bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
İlk Derece Mahkemesince, mahkemenin 2012/243 esas ve 2014/401 karar sayılı ilamı ile davacının 01/08/1988 ile 01/01/2005 tarihleri arasında işveren nezdinde çalıştığının kabul edildiği ancak bu sürede geçen çalışmaların hakdüşürücü süreden reddine karar verildiği, verilen kararın Yargıtay 10. Hukuk Dairesi tarafından onandığı hal böyle olunca 01/08/1988 tarihi ile 01/01/2005 tarihleri arasında geçen çalışmaların hüküm altına alındığı, mahkeme tarafından aldırılan bilirkişi raporuna göre davacının kıdem tazminatı alacağının olduğu, işveren tarafından davacının kıdem tazminatına hak kazanamayacak şekilde iş akdinin feshedildiğinin ispat edilemediği, davacının izin hakkı olduğu işveren tarafından yıllık izinlerin kullandırıldığının da ispat edilemediği, 2004 yılı sonrasına ilişkin ücretinin işveren tarafından ödendiğinin ispat edilemediğini, davalı işveren cevap dilekçesi ile zamanaşımı itirazında bulunmadığı, süresinden sonra ıslah dilekçesi vererek ıslah dilekçesi ile birlikte zamanaşımı itirazında bulunulduğu 9. Hukuk Dairesinin 2014/25790 Esas ve 2014/25766 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere davalı taraf davaya cevap vermediği takdirde ıslah dilekçesi ile zamanaşımı defiinde bulunamayacağı, zira ortada daha önceden yapılmış bir usul işlemi olmadığı, davacı tarafın da açıkça muvafakat olmadığı, hiç yapılmamış bir usul işleminin ıslahla yapılmasının mümkün olmadığı anlaşılmakla süresinden sonra yapılan zamanaşımı itirazının reddine karar verilerek, davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar yasal süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında davalının sonradan ileri sürdüğü zamanaşımının nazara alınmasının mümkün olup olmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması sebebiyle dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan anlaşılacağı üzere zamanaşımı alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip inceleme yapması mümkün değildir.
Diğer taraftan zamanaşımı bir borcu doğuran, değiştiren, ortadan kaldıran bir olgu olmayıp salt doğmuş ve varolan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı, alacağın varlığı değil istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da mahkeme tarafından kendiliğinden gözönünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun varolduğunu kanunda öngörülen süre ve usul içinde ileri sürülmesi zorunludur.
Somut olayda, davalı vekili süresinde verilen 11.07.2012 tarihli cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunmamış ancak 13.05.2015 tarihli dilekçe ile cevap dilekçesini süresinde ıslah ederek davaya karşı zamanaşımı definde bulunmuştur.
Mahkemece davalı vekilinin cevap dilekçesiyle ileri sürdüğü zamanaşımı def’i dikkate alınmamıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 176. maddesinin açık düzenlemesi gereğince zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi mümkündür.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir maddi hukuk kurumu değildir. Diğer bir anlatımla zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları, 818 sayılı Mülga Borçlar Kanununun 126/1 maddesi (6098 Sayılı TBK 147) uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir.
Yıllık izin ücreti iş sözleşmesinin ancak sona ermesiyle ücret alacağı haline gelerek muaccel olmaktadır. Yıllık izin ücretinin bir tazminat veya tazminat niterliğine yakın bir alacak mı veya bir ücret alacağı mı olduğuna dair farklı yorumlar olsa da 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde yıllık izin ücreti zamanaşımı süresi ücretlere dair uygulama gibi beş yıl olarak kabul edilerek uygulanagelmiştir. 6098 sayılı yeni Borçları Kanunun yürürlüğe girmesiyle de; yıllık izin ücretinin tartışlan durumunda bir farklılık bulunmadığından zamanaşımı süresinin Dairemiz yerleşik uygulması gibi beş yıl olarak uygulanmasına devam edilmiştir.
Buna göre; davalı vekilinin dava dilekçesine karşı süresi içerisinde cevap dilekçesi verdiği her ne kadar cevap dilekçesinde zaman aşımı definde bulunmamış isede cevap dilekçesini tam ıslah ederek zaman aşımı definde bulunduğu bu durumun süresinde ileri sürülen zamanaşımı defi olarak kabul edilerek davacının yıllık izin ücreti ve ücret alacağına ilişkin zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmakla, bu nedenle bu iki talep yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kısmen kabulüne dair karar verilmesi hatalıdır.
Sonuç : Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 01/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.