Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2017/8822 E. 2017/23669 K. 31.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/8822
KARAR NO : 2017/23669
KARAR TARİHİ : 31.10.2017

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti
Davacı vekili, davalıya ait işyerinde belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalıştığını, iş sözleşmesinin sona ermesi üzerine kıdem tazminatının ödendiğini ancak 6772 sayılı Kanun’dan kaynaklanan ilave tediye alacağının çalışma süresi boyunca ödenmediğini ileri sürerek, ilave tediye alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davalı Kurumun 6772 sayılı Kanun kapsamında bulunmaması nedeniyle davacının ilave tediye alacağına hak kazanmadığını, ayrıca zamanaşımı süresinin dolduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz Başvurusu:
Karara karşı yasal süresi içinde davalı vekili temyiz yoluna başvurmuştur
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalabilmesini ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu da incelemesi mümkün değildir.
Borçlar Kanunu’nun 133. maddesinde zamanaşımını kesen nedenler sınırlama getirmeksizin gösterilmiştir. Bunlardan borçlunun borcunu ikrar etmesi (alacağı tanıması), bu nedenlerden biridir. Borcun tanınması, tek yanlı bir irade bildirimi olup; borçlunun, kendi borcunun devam etmekte olduğunu kabul anlamındadır. Borç ikrarının sonuç doğurabilmesi için, eylem yeteneğine ve malları üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan borçlunun veya yetkili kıldığı vekilinin, bu iradeyi alacaklıya yöneltmiş bulunması ve ayrıca zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Gerçekte de borç ikrarı, ancak, işlemekte olan zamanaşımını keser; farklı anlatımla zamanaşımı süresinin tamamlanmasından sonraki borç ikrarının kesme yönünden bir sonuç doğurmayacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Bu bağlamda Borçlar Kanunu 139. maddesinden de söz edilmesi zorunludur.
Zamanaşımı süresinin dolmasından sonra alacaklıya yöneltilen borç ikrarının, zamanaşımı definden zımni (örtülü) feragat anlamına geldiği, öğretideki baskın görüşlerle ve yargı inançlarıyla da doğrulanmaktadır.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 19/11/1963 T. 5924-6419 sayılı kararı) Dahası, zamanaşımı süresinin dolmasından sonra alacaklıya karşı bir borç ikrarında bulunan borçlunun da bu borç ikrarına dayanılarak açılan davada zamanaşımı defini ileri sürmesi çelişkili davranış yasağını oluşturur ve MK. md. 2. ye aykırıdır. Hukuken korunamaz.( HGK. 23.02.2000 gün ve 2000/15-71 E, 2000/116 K)
Borçlar Kanunu’nun 133/2.maddesi hükmü uyarınca, dava açılması veya icra takibi yapılması zamanaşımını kesen nedenlerdendir. Borçlar Kanunu’nun 135. maddesi ise, zamanaşımının kesilmesi halinde yeni bir sürenin işlemesi gerektiğini açıkça belirtmiştir.
Zamanaşımı, dava devam ederken iki tarafın yargılamaya ilişkin her işleminden ve hakimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlar ve kesilmeden itibaren yeni bir süre işler (BK. m. 135-136).
Borçlar Kanunu’nun 133/2. maddesi gereğince takas def’i zamanaşımını keser ve 136. maddesi gereğince de dava devam ettiği sürece hakimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlar.
Somut olayda, iş sözleşmesi 02.07.2013 tarihinde emeklilik sebebiyle sona ermiş olup; davacı işçi, 11.07.2013 tarihli yazısı ile ilave tediye alacaklarının ödenmesini talep etmiş, davalı Kurum ise 15.08.2013 tarihli cevabi yazısı ile bu talebe olumsuz yanıt vermiştir.
Görülmekte olan davada ise, davacı işçinin dava dilekçesinde 30.000,00 TL ilave tediye alacağının temerrüt tarihi olan 11.07.2013 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ettiği, davalı işverenin cevap dilekçesi ile usulüne uygun olarak zamanaşımı savunmasında bulunduğu anlaşılmaktadır.
Ancak Mahkemece davalının zamanaşımı savunmasına değer verilmiş ise de, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, zamanaşımı süresi hatalı olarak değerlendirilmiştir. Bilirkişi, beş yıllık zamanaşımı süresini, dava tarihinden geriye doğru beş yıl yerine, temerrüt tarihinden geriye doğru beş yıl olarak dikkate almak suretiyle hesaplama yapmıştır. Böylece dava tarihi (20.06.2014) esas alındığında 20.06.2009 tarihinden önceki alacaklar zamanaşımına uğradığı halde, bilirkişi raporunda, temerrüt tarihine göre değerlendirme yapılmak suretiyle 11.07.2008 tarihinden önceki alacakların zamanaşımına uğradığı sonucuna varılmıştır. Oysa temerrüt, alacağa talep edilecek faizin başlangıcı bakımından önemlidir. Zamanaşımını kesen sebepler Borçlar Kanunu’nun 132 ve devamı maddelerinde açıkça belirtilmiş olup, davalı işverene gönderilen ihtarname zamanaşımını kesmeyeceğinden, bilirkişi raporundaki hatalı değerlendirmeye itibar edilemez.
Ayrıca davacı işçi davasını ıslah ederek ilave tediye alacağını 64.524,14 TL’ye yükseltmiştir. Davalı işverence ıslah üzerine usulüne uygun biçimde zamanaşımı itirazında bulunulmuş olup, Mahkemece ıslaha karşı zamanaşımı def’i konusunda da herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Belirtilen sebeplerle, ihtarnamenin zamanaşımını kesen sebeplerden olmadığı dikkate alınarak, davalı vekilinin zamanaşımı def’i doğrultusunda değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ :Temyiz olunan hükmün yukarıda açıklanan sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 31.10.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.