Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2015/18452 E. 2017/22673 K. 24.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/18452
KARAR NO : 2017/22673
KARAR TARİHİ : 24.10.2017

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti
Davacı vekili, davacının … Halk Sağlığı Müdürlüğü Sıtma Savaş Biriminde, 20.08.1984-14.05.2014 tarihleri arasında çalıştığını, iş sözleşmesinin emeklilik sebebiyle sona erdiğini, davacının yararlandığı toplu iş sözleşmelerine göre her yıl için 21-30 gün yıllık ücretli izin hakkı bulunduğunu, ancak fesihle birlikte kullanılmayan izin ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek yıllık izin ücreti alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının alacaklarının zamanaşımına uğradığını, ayrıca davacının yıllık izinlerini kullandığını ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz Başvurusu:
Karara karşı yasal süresi içinde davalı vekili temyiz yoluna başvurmuştur.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davacının kullanmadığı yıllık ücretli izinlerin belirlenmesi konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 194. maddesinde, somutlaştırma yükü düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrası uyarınca, taraflar dayandıkları vakıaları, ispata elverişli bir şekilde somutlaştırmakla yükümlüdür. Madde gerekçesinde, maddenin ihdas amacının, uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmek olduğu belirtilmiştir. Gerekçenin devamında, “Bir davada, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir. Genel geçer ifadelerle, somut bir şekilde ortaya koymadan iddia veya savunma amacıyla vakıaların ileri sürülmesi durumunda, yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi mümkün olmayacağı gibi vakıaların anlaşılması için ayrıca bir araştırma yapılması ve zaman kaybedilmesi sözkonusu olacaktır. Taraflar, haklarını dayandırdıkları hukuk kuralının aradığı koşul vakıalara uygun, somut vakıaları açıkça ortaya koymalıdırlar. Bu vakıaların somut olarak ileri sürülmesi, ilgili taraf için bir yüktür; bu yükü yerine getirmeyen sonuçlarına katlanacaktır.” şeklindeki ifadelere yer verilerek somutlaştırma yükünün anlam ve önemi vurgulanmıştır.
Davacının dilekçesinde talebine dayanak yaptığı bazı iddialar (vakıalar) olmakla birlikte, bunlar somut ve açık değilse, o zaman somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesinden söz edilmelidir. Nitekim davanın dayanağı olan vakıaların soyut olarak gösterilmesi yetmez, bu vakıaların ispata elverişli şekilde zaman, mekan ve içerik olarak somutlaştırılması zorunludur. Somutlaştırmak, bir iddiayı, zaman, mekân, kişi, oluş şekli gibi unsurlarıyla algılamaya, anlamaya, tartışmaya, ispata elverişli şekilde ortaya koymaktır. Vakıaların somutlaştırılmasından sonra, karşı tarafça savunma yapılabilir ve mahkemece bir vakıa tam olarak algılanabilir, ispat faaliyeti yürütülebilir ve vakıa üzerinde inceleme ve tartışma yapılarak karar verilebilir. Soyut ve genel ifadelerle dilekçe yazmak, tarafın kendi bilmediği bir şeyi karşı tarafın bilmesini ve mahkemenin de talepte dahi bulunanın bilmediği, somut olarak ileri sürmediği, belirsiz bir şeyden sonuç çıkarmasını beklemek anlamına gelir ki, bu durum hukuk kuralları bir yana mantık kurallarıyla da bağdaşan bir durum değildir.
Somutlaştırma yükünde bir vakıa mevcut, ancak kanunun aradığı şekilde açık ve somut olmadığından, “maddi ve hukuk açıdan belirsiz yahut çelişkili” hususlarda hâkimin davayı aydınlatmak durumunda olduğu göz önüne alınarak hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında değerlendirme yapılmalıdır. Somut olmayan vakıalarda, maddi ve belirli ölçüde hukuki belirsizlik mevcuttur, bu belirsizliğin giderilmesi hakimin ödevidir. Bu sebeple, sadece tarafların dilekçelerini tekrar ettikleri yönündeki beyanların tutanağa geçirilmesi veya soyut ifadelerle tespit yapılması yeterli değildir. Bunun gibi, tarafların üzerinde bulunan yükleri (iddia, somutlaştırma ve ispat yükü) ve hâkimin görevi ve ödevini bilirkişinin yapması da beklenemez ve bu tespitlere göre dava yürütülemez. Zira, tarafın iddiası olmayan veya somutlaştırmadığı bir hususu, bilirkişi incelemez, değerlendiremez; bilirkişi hâkimin yerine de geçerek davayı aydınlatamaz, uyuşmazlık ve vakıa belirlemesinde bulunamaz. Bilirkişi ancak, varolanı inceleyebilir, açıklayabilir, teknik bilgisiyle istenen hususu tespit edebilir. Başlangıçta taraflarca ve hâkim tarafından gerçekleştirilmeyen bu işlemlerin sonradan bilirkişi marifetiyle giderilmesi usûlen mümkün değildir.
Somut olayda, davacı vekilinin dava dilekçesinde çalışma şekli ve sistemi belirtmeden zaman ve yer bakımından herhangi bir sınırlandırma yapmaksızın sadece davacının yıllık izin ücretlerini talep ettiği görülmektedir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının 29 tam yıl hizmet süresi üzerinden toplam 825 gün izin hakkının bulunduğu tespit edilmiş, bu süreden kullanıldığı anlaşılan 36 gün izin süresi düşüldükten sonra, bakiye kullanılmayan izin süresinin 789 gün olduğu kabul edilerek, netice itibariyle 66.828,30 TL brüt izin ücreti alacağı hesaplanmıştır. Mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulmuş ise de, dosya kapsamına göre başkaca araştırma yapılmaksızın, davacının 29 yıllık hizmeti süresince, 789 gün yıllık ücretli iznini kullanmadığı ya da bir diğer ifade ile davacının 29 yıl boyunca sadece 36 gün izin kullandığına yönelik kabul şekli isabetli olmamıştır. Davacının davalı işverene ait aynı işyerinde uzun yıllara yayılan bir çalışması mevcut olup; bu çalışma şekline göre, davacının hangi yıllarda yıllık izin kullandığı, hangi yıllarda kullanamadığına yönelik ayrıntılı beyanı alınmadan, davacıya iddiasını somutlaştırma yönünde süre verilmeden davanın esası hakkında karar verilmesi doğru değildir. Gerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 194. maddesi kapsamında davacının somutlaştırma yükümlülüğü gerekse aynı Kanun’un 31. maddesi kapsamında hakimin davayı aydınlatma yükümlülüğü bulunması karşısında, mahkemece davacı asıl dinlenmeden sonuca gidilmesi hatalı olmuştur. Anılan sebeple, davacı asil 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 169. ve devamı maddeleri uyarınca, gerek kullandığı gerekse kullanmadığı yıllık ücretli izinlerin tarihleri, dönemleri ve süreleri konusunda ayrıntılı olarak beyanı alınmalı sonuca göre yıllık izin ücreti talebi ile ilgili değerlendirme yapılmalıdır. Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan sebepten BOZULMASINA, Sağlık Bakanlığı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 24/10/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.