Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2017/40844 E. 2017/20317 K. 03.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/40844
KARAR NO : 2017/20317
KARAR TARİHİ : 03.10.2017

BÖLGE ADLİYE
MAHKEMESİ : … 6. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : İŞE İADE
İLK DERECE
MAHKEMESİ :
ASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının 15.07.1998 tarihinden itibaren davalıya ait bankada çalıştığını, son olarak şube müdürlüğü yapmakta iken iş sözleşmesinin, işverenin 12.08.2016 tarihli fesih bildirimi ile feshedildiğini, feshin haklı veya geçerli bir sebebe dayanmadığını, ayrıca davacının işinde en iyi olan banka çalışanlarından birisi olduğunu, işverenin son altı aylık primlerini de ödemediğini, bu alacaklarına ilişkin haklarını saklı tuttuğunu ileri sürerek, feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili iş sözleşmesinin işveren açısından haklı ve zaruri sebeplerle feshedildiğini, ülkede meydana gelen menfur darbe girişimi sonrasında tüm ülke genelinde darbe teşebbüsü ve terörle mücadele çerçevesinde çeşitli tedbirler alındığını, bu kapsamda terör eylemini gerçekleştirdiği tespit edilen veya örgüt üyeliği mensubiyeti irtibatı veya iltisakı bulunduğu değerlendirilen kişilerle ilgili, devlet karşıtlığı ve buna yönelik eylemleri destekleyici tutum ve davranışlarda bulunduğu anlaşılan veya görev yaptıkları süre içinde yeterli verim alınamayan, performansı beklentilerin altında kalan kişilerin öncelikle genel müdürlük emrine alındığını, ardından da ülkedeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarında olduğu gibi …/… bağlantılı çalışanların görevlerine son verilmiş olması göz önüne alınarak ülke ve banka güvenliği, kurumun itibarı ve ilgililerin kurumda meydana getirebilecekleri zaafiyetler göz önüne alınarak iş sözleşmesinin feshedildiğini, feshin ekli yönetim kurulu kararına dayandığını, ayrıca davacının prim alacağının da bulunmadığını ileri sürerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
Mahkemece, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından 12.08.2016 tarihinde yapılan toplantıda, “4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. maddesi ile geçici 6. maddesini istinaden 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesi hükümlerine göre ihbar ve kıdem tazminatınız ödenmek suretiyle iş akdinizin feshedilmesine karar verilmiştir” ibaresini içeren yazının davacıya tebliğ edilmesi suretiyle feshedildiği, somut olayda fesih bildirimi yazılı olarak yapılmış ise de, fesih sebebinin açık ve kesin bir şekilde gösterilmediği, böylece feshin Kanunda öngörülen usul kurallarına uyulmadan yapıldığının anlaşılmasına göre feshin geçersiz olduğu sonucuna varılarak, davacının işe iadesine karar verilmiştir.
İstinaf Başvurusu:
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, iş sözleşmesinin feshi konusunda 673 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınmasına İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi kapsamında değerlendirme yapılarak, iş sözleşmesinin yasal düzenleme kapsamında sona erdirildiği, yasal yetki sebebi ile fesihlerde 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18 ve devamı maddeleri uyarınca geçersizlik koşulları aranmayacağından, en azından geçerli sebebin bulunduğu, feshin haklı sebebe dayanıp dayanmadığı hususunun ileride açılacak bir alacak davasında irdelenmesinin mümkün olduğu gerekçesiyle, davalının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararın ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine dair karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar yasal süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
20/07/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında, 01.09.2016 tarihli ve 29818 (2) (mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 673 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin “Kamu İştiraklerinde İşçiler” başlıklı 7. maddesine göre; “Devletin veya kamu tüzel kişilerinin doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak katıldığı teşebbüs, ortaklık ve iştirakler ile kamunun hissesi bulunan diğer tüzel kişiler bünyesinde çalışmakta iken, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilmek suretiyle iş sözleşmesi feshedilen işçiler, bir daha bu teşebbüs ve ortaklıklar ile kamunun hissesi bulunan diğer tüzel kişiler bünyesinde veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler.”
Darbe teşebbüsü ve terörle mücadele çerçevesinde alınması zaruri olan tedbirler ile bunlara ilişkin usul ve esasları belirlemeye yönelik olarak 23.07.2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede de benzer bir düzenlemeye yer verilmiş olup, ilgili KHK’nin “Kamu Görevlilerine İlişkin Tedbirler” başlıklı 4. maddesinde, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin”, (f) fıkrasına göre, “14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinde belirtilenler hariç diğer mevzuata tabi her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi dahil) istihdam edilen personelin, ilgili kurum veya kuruluşun en üst yöneticisi başkanlığında bağlı, ilgili veya ilişkili bakan tarafından oluşturulan kurulun teklifi üzerine ilgisine göre ilgili bakan onayıyla” (g) fıkrasına göre, “Bir bakanlığa bağlı, ilgili veya ilişkili olmayan diğer kurumlarda her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi dahil) istihdam edilen personel, birim amirinin teklifi üzerine atamaya yetkili amirin onayıyla” kamu görevinden çıkarılacakları, aynı maddenin 2. fıkrasına göre de bir daha kamu hizmetinde doğrudan veya dolaylı görev alamayacakları hükme bağlanmıştır.
Dosya içeriğine göre, davacının iş sözleşmesinin, ilgili kanun hükmünde kararnameler çerçevesinde davalı Bankanın 12.08.2016 tarihli Yönetim Kurulu kararına istinaden feshedildiği anlaşılmaktadır.
Davacı işçinin 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine tabi olarak iş sözleşmesi ile çalıştığı hususunda ihtilaf bulunmamakta olup, taraflar arasındaki ihtilaf iş sözleşmesinin feshinde İş Kanunu’nun 18. ve devamı maddelerinin uygulanıp uygulanmayacağı noktasındadır.
Dosya içeriğine göre, Bölge Adliye Mahkemesinin ret kararının gerekçesi, feshin 673 sy KHK’ nin 7 maddesi kapsamında değerlendirilmek suretiyle, yasal düzenlemeye dayandığı ve yasal yetki sebebiyle 4857 sayılı Kanun’daki geçersizlik koşullarının uygulanamayacağı yönündedir. Ne var ki, işçi doğrudan yasama işlemi ile kamu görevinden çıkarılmamış, işverence Yönetim Kurulu vasıtasıyla fesih iradesi açıklanmak suretiyle, işine son verilmiştir. Kanun hükmünde kararnamede fesih gerekliliğinin vurgulanmış olması, feshin yargısal denetime tabi tutulmayacağı anlamına gelmez. Bu itibarla, davalı işverence iş sözleşmesinin KHK kapsamında feshedildiği ileri sürüldüğüne göre, davacının “terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olup olmadığı” hususu mahkemece resen araştırılmalıdır.
İş sözleşmesinin terör örgütü üyeliği, irtibatı veya iltisakı iddiasıyla KHK çerçevesinde feshedilmiş olması halinde, iş mahkemeleri tarafından yapılacak yargısal denetimin ne şekilde yapılacağı hususu bir diğer sorunu oluşturur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 24. maddesinin 1. fıkrası uyarınca ”Hâkim, iki taraftan birinin talebi olmaksızın, kendiliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz. ” Anılan maddenin 2. fıkrasına göre de;” Kanunda açıkça belirtilmedikçe, hiç kimse kendi lehine olan davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz.” Bu düzenlemelerde ifade edilen ilke, tasarruf ilkesidir. Hiç kimse, kanunda açıkça belirtilmedikçe kendi lehine olan bir davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz. Mahkemeler, özel hukuka ilişkin bir uyuşmazlığı kendiliklerinden çözmeye çalışmazlar.
Taraf iradesine öncelik verilmesi sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25/2 maddesine göre; ”Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz. ” Yani, yargılamada esas olan, dava malzemelerinin taraflarca toplanması ve mahkemeye sunulması olarak tanımlayabileceğimiz “taraflarca hazırlama (getirilme) ilkesi” dir. Bu ilkenin geçerli olduğu davalarda, dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiş olup; hakim, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz.
Diğer yandan, kamu düzenini ilgilendiren davalarda, irade serbestisinin ve taraf iradesine tanınan üstünlüğün bir sonucu olan “taraflarca hazırlama ilkesi” yerine, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin uygulanması esastır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da duruşma bitinceye kadar delil gösterebilirler. Bu davalarda bir bakıma, dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olması söz konusudur
Yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde değerlendirme yapılacak olursa, somut olayda davacının iş sözleşmesinin feshi ile ilgili yasal dayanakların 4857 sayılı İş Kanunu ile birlikte Bakanlar Kurulu kararı ile ülke genelinde ilan edilen Olağanüstü Hal kapsamında çıkartılan kanun hükmünde kararnameler olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Söz konusu kararnamelerin iş sözleşmesi ile çalışan işçilere yönelik hükümleri incelendiğinde, gerek 667 sayılı KHK’nin 4. maddesi gerekse 673 sayılı KHK’nin 7. maddesinde bu kanun hükmünde kararnameler kapsamında iş sözleşmesi feshedilen işçilerin bir daha yeniden doğrudan veya dolaylı olarak … işinde veya benzer işlerde görevlendirilemeyecekleri, bunların işe iadesinin mümkün olmadığı şeklinde emredici nitelikte düzenlemelerin yer aldığı görülecektir. Bu yasal düzenlemelerin nitelik itibariyle, kamu düzenine ilişkin ve açıkça emredici nitelikte olduğu değerlendirildiğinde, açılacak davalarda taraflarca hazırlama ilkesine üstünlük tanınamayacağı göz önüne alınmalıdır. Bu itibarla, ilgili kanun hükmünde kararnameler kapsamındaki fesihlere ilişkin olarak açılan işe iade davalarında, taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir.
Buna göre görülmekte olan davada, sözleşmenin feshine dayanak bilgi ve belgelerin mahkemece resen araştırılması gerekmekte ise de, bu yönde herhangi bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Davacının iş sözleşmesinin feshine dayanak objektif değerlendirmelerin neler olduğu, hangi bilgi ve belgelerin feshe gerekçe yapıldığı davalı bankadan sorularak; bunun yanında resen araştırma ilkesi kapsamında davacı hakkında mevcut ise adli ya da idari soruşturma evrakları, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın Terörle Mücadele, Kaçakçılık, Organize Suçlar ve İstihbarat ile ilgili birimlerinden ve Bilgi Teknolojileri Kurumu’ndan getirtilmeli, varsa davacı ile ilgili bilgi ve belgeler ile yine Bank … nezdinde açılmış mevduat hesapları, hesap hareketleri ve bankacılığa ilişkin işlemler olup olmadığı sorulmalı, tüm bilgi ve belgeler değerlendirilerek ulaşılacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Eksik incelemeyle yazılı gerekçe ile davanın reddi hatalı olup bozmayı gerektirir.
Belirtilen sebeplerle, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 13.07.2017 tarih, 2/17/858 E, 2017/916 K. sayılı kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, bozma kararının bir örneğinin İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine, 03/10/2017 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.