YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/43238
KARAR NO : 2017/23877
KARAR TARİHİ : 02.11.2017
MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
DAVATÜRÜ:ALACAK
Mahkemenin 24.12.2015 tarihli ve 2015/85 esas, 2015/910 karar sayılı hükmü, Dairemizin 28.12.2016 tarihli ve 2016/11657 esas, 2016/29407 karar sayılı ilamı ile bozulmuş ise de, mahkemenin 30.05.2017 tarihli ve 2017/185 esas 2017/479 karar sayılı kararı ile direnme kararı vermesi ve bu kararı davacı vekilinin kanuni süresi içerisinde temyiz etmesi üzerine dosya yeniden incelendi.Davacı, davalıya ait yurtdışı şantiyelerinde aralıklarla çelik montajcısı olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin haksız şekilde işverence feshedildiğini ve haklarının ödenmediğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile izin alacağını istemiştir.Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilinin kararı temyizi üzerine, Dairemizin 28.12.2016 tarihli ve 2016/11657 esas, 2016/29407 karar sayılı ilamı ile işverence sunulan ibraname ve ödeme belgesi mahiyetindeki belgeler yönünden davacının imza itirazında bulunduğu anlaşıldığından, imza itirazı konusunda gerekli inceleme yapılması ve imzanın davacıya ait çıkmadığı belgeler yönünden de banka kanalı ile ödeme olup olmadığı tespit edilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma sonrasında yapılan yargılama sonunda, mahkemenin 30.05.2017 tarihli ve 2017/185 esas 2017/479 karar sayılı kararı ile “26.02.2014 tarihli duruşmada davacı vekilince asıl belgelere bir diyecekleri olmadığının, asıl belgelerin kabul edildiğinin ve fotokopi belgelere itiraz edildiğinin belirtildiği, sonraki aşamalarda da sadece fotokopi belgelere ve bu belgelerdeki imzalara itiraz edildiği, hesaba esas alınan ve fotokopi olan belgelere ancak banka ile ödeme olduğunda itibar edildiğinden ve banka kanalı ile ödeme olmadığında zaten değer verilmediğinden fotokopi belgelerdeki imzanın davacıya ait olup olmamasının esası ve sonucu değiştirmeyeceği, aslı olan belgelerdeki imzaların davacıya ait olduğunun davacı vekilince 26.02.2015 tarihli duruşmada Mahkeme huzurunda kabul edildiğinden bu belgelere karşı bir imza itirazının da mevcut olmadığı ” gerekçesiyle bozma kararına karşı direnilmiş olup, Dairemizce temyiz incelemesi sırasında işlerin yoğunluğundan dolayı hatalı şekilde davacı vekilinin imza itirazının dikkate alınmadığı kabul edilerek bozma gerekçesi yazıldığı anlaşılmakla, direnme kararının kabulü ile Dairemiz kararının ortadan kaldırılmasına karar verildi.
Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, davalıya ait yurtdışı şantiyelerinde aralıklarla çelik montajcısı olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin haksız şekilde işverence feshedildiğini ve haklarının ödenmediğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile izin alacağını talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, zamanaşımı def’ini ileri sürmüş, ayrıca husumet itirazında bulunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davacı temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacıya dava konusu alacaklar ile ilgili ödeme yapılıp yapılmadığı ve davacının aralıklı önceki dönem çalışmalarının kıdem tazminatına esas sürenin tespitinde nazara alınıp alınmayacağı noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 120. maddesi uyarınca halen yürürlüğü devam eden mülga 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14/2. maddesi, işçinin aynı işverene bağlı olarak bir ya da değişik işyerlerinde çalıştığı sürelerin kıdem hesabı yönünden birleştirileceğini hükme bağlamıştır. O halde kıdem tazminatına hak kazanmaya dair bir yıllık sürenin hesabında, işçinin daha önceki fasılalı çalışmaları dikkate alınır. Bununla birlikte, her bir fesih şeklinin kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde gerçekleşmesi, hizmet birleştirmesi için şarttır. İşçinin önceki çalışmaları sebebiyle kıdem tazminatı ödenmişse, aynı dönem için iki defa kıdem tazminatı ödenemeyeceğinden, tasfiye edilen dönemin kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması mümkün olmaz. Yine, istifa etmek suretiyle işyerinden ayrılan işçi kıdem tazminatına hak kazanmayacağından, istifa yoluyla sona eren önceki dönem çalışmaları kıdem tazminatı hesabında dikkate alınmaz. Ancak aynı işverene ait bir ya da değişik işyerlerinde çalışılan süre için kıdem tazminatı ödenmemişse, bu süre aynı işverende geçen sonraki hizmet süresine eklenerek son ücret üzerinden kıdem tazminatı hesaplanmalıdır. Zamanaşımı def’inin ileri sürülmesi halinde, önceki çalışma sonrasında ara verilen dönem on yılı aşmışsa önceki hizmet bakımından kıdem tazminatı hesaplanması mümkün olmaz.
İşçinin iş sözleşmesi feshedilmediği halde çeşitli sebeplerle kıdem tazminatı adı altında yapılan ödemeler avans niteliğinde sayılmalıdır. İşçinin iş sözleşmesinin feshinde kıdem tazminatına hak kazanılması durumunda, işyeri ya da işyerlerinde geçen tüm hizmet sürelerine göre kıdem tazminatı hesaplanmalı, daha önce avans olarak ödenen miktar kanuni faiziyle birlikte mahsup edilmelidir.
İşçinin imzasını taşıyan, fesihten sonra düzenlenen ve savunma ile çelişmeyen, davaya konu hakların sayıldığı ibranamelere değer verilmeli, salt miktar içermemiş oluşu ibranamenin geçersizliği sonucunu doğurmamalıdır. Miktar içeren ibranameler ise makbuz olarak değerlendirilmelidir.
Davacının aralıklı çalışmalarının her birinin iş sözleşmesinin feshi ile sonlanıp sonlanmadığı belirlenmeli ve bu feshe göre işçiye kanuni haklarının ödenip ödenmediği tespit olunmalıdır. Feshe göre işçilik haklarının ödendiği belirlendiğinde, önceki çalışmalarının tasfiye edildiği kabul edilmeli ve tazminat hesabı açısından daha sonraki çalışma süresine eklenmemelidir. Ancak yapılan ödemelerin yasal hakların altında kaldığının anlaşılması halinde yine tasfiye esası benimsenmekle birlikte zamanaşımı def’i sebebiyle zamanaşımına uğramamış dönem için belirlenen fark alacaklar, her bir dönem ücretine göre belirlenmeli ve istekler yönünden karar verilmelidir.
İşçinin iş sözleşmesinin feshinde işçilik alacaklarının hiç ödenmediği anlaşıldığında bu defa aralıklı çalışma süreleri birleştirilmeli ve en son tazminata hak kazanacak şekilde gerçekleşen feshe göre son ücret üzerinden hesaplama yapılarak sonuca gidilmelidir.
Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre; davacı işçi davalı işverenin değişik şantiyelerinde aralıklarla çalışmıştır. Davalı işveren iş ilişkisinin her defasında sona erdirildiğini ve kanuni hakların ödendiğini savunmuştur. Mahkemece asılları sunulmayan fotokopi belgelere tek başına itibar edilmemesi, ancak banka kaydı ile desteklenmesi halinde itibar edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak seri halde incelenen somut dosyalar bakımından hükme esas alınan bilirkişi raporlarında, aralıklı çalışma dönemleri yönünden bazı dosyalarda yalnızca kıdem tazminatı ödemesi olan dönemler için de tasfiye yönteminin benimsendiği, ödeme belgesi olan dönemler bakımından ödemenin o dönem hak edilen alacakları tam olarak karşılayıp karşılamadığının belirlenmediği ve sadece yabancı dilde hazırlanmış bazı belgelere de itibar edildiği anlaşılmaktadır. İhbar öneli verilmeksizin ya da ihbar tazminatı ödenmeksizin yalnızca kıdem tazminatının ödendiği çalışma dönemleri yönünden tasfiye esası kabul edilmemeli, ödenen tutar avans kabul edilerek faizi ile birlikte mahsup edilmelidir. Ödeme belgesi olan dönemler yönünden de yapılan ödemenin o dönem hak edilen alacağı tam olarak karşılayıp karşılamadığı ve dolayısıyla tam bir tasfiye olup olmadığı belirlenerek sonuca gidilmeli ve salt yabancı dilde hazırlanan belgelere banka kanalı ile ödendiği tespit edilemiyorsa itibar edilmemelidir. Belirtilen sebeplerle; bilirkişiden değer verildiği belirtilen belgeler yönünden denetime elverişli ve açıklayıcı bir ek rapor aldırılarak, her bir dosya bakımından açıklanan hususlar da dikkate alınmak suretiyle dava konusu alacaklar yeniden hesaplattırılmalıdır. Denetime elverişli olmayan bilirkişi raporuna itibarla sonuca gidilmesi isabetli olmamıştır.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 02.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.