Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2015/22795 E. 2017/30324 K. 20.12.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/22795
KARAR NO : 2017/30324
KARAR TARİHİ : 20.12.2017

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; müvekkilinin davalıya ait kargo-taşımacılık işinde hem şoförlük hem de araç yükleme boşaltma işinde 21 yıl devamlı çalıştığını, hak ettiği kıdem tazminatının eksik ödendiğini, diğer alacaklarının ise ödenmediğini, müvekkilinin 22.04.1991 tarihinde işe başladığını 2011 yılı 9. ayında sigortalılık başlangıç süresi ve prim gün sayısının yeterli olması nedeniyle tazminatını istediğini ve iş sözleşmesini sonlandırdığını, kıdem tazminatı olarak 5.500 TL ödendiğini, bakiye kıdem tazminatının ödenmediğini, fazla çalışma ücretleri ve milli bayram ücretlerinin ödenmediğini beyanla, kıdem tazminatı ve diğer alacakların davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili; davacının ilk olarak 22.04.1991 tarihinde … A.Ş’de çalışmaya başladığını, 30.07.1993 tarihine kadar çalıştığını, kıdem tazminatı ödenmek suretiyle iş sözleşmesinin feshedildiğini, 02.08.1993 tarihinde davalı müvekkil nezdinde işe başladığını, 17.08.2006 tarihinde istifa ettiğini, 6 ay sonra 19.02.2007 tarihinde tekrar işe başladığını, son dönem çalışmasının 09.09.2011 tarihinde emeklilik nedeniyle sona erdiğini, kıdem tazminatının 5.643,70 TL olarak ödendiğini, fazla çalışma ücretlerinin her ay banka hesabına yatırıldığını, davacının ihtirazi kayıt ileri sürmediğini, 1 Ocak, 1 Mayıs ve 29 Ekim günlerinde Türkiye genelinde …da çalışma yapılmadığını, diğer resmi tatil günlerinde çalışma yapıldığını, ancak başka bir gün kaşılığından izin verildiğini beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, davacının davalıya ait iş yerinde iki dönem halinde çalıştığı kabul edilerek, ilk dönem çalışması sonunda alınan ibranamenin matbu olarak düzenlendiği, meblağ içermediği ve ödemeye dair belgelerle de desteklenmediğinden geçersiz kabul edildiği, bununla birlikte bu dönemin geçerli bir istifa ile sona erdiği kabul edilmiş , hizmet süresi hesabında yalnızca ikinci çalışma dönemi dikkate alınmış ve bu dönem sonunda alınan ibranamenin ise sadece kıdem tazminatı bakımından makbuz hükmünde olduğu değerlendirilerek, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Davalı Temyizi Bakımından;
Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı, vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Dosya içeriğine göre hüküm altına alınan ve temyize konu edilen miktar 1.601,32 TL olup, karar tarihi itibari ile 2.080,00 TL kesinlik sınırı kapsamında kaldığından davalı vekilinin temyiz isteminin 6100 sayılı Kanun’un geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 427, 432 maddeleri uyarınca REDDİNE, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
2-Davacı Temyizi Bakımından;
Taraflar arasında 22.04.1991-17.08.2006 tarihleri arasındaki iş ilişkisinin nasıl sona erdiği, bu dönem çalışmaları açısında dosyada yer alan ibraname ile istifa dilekçesine değer verilip verilemeyeceği uyuşmazlık konusudur.
Somut uyuşmazlıkta dosyada, davacının ilk dönem kabul edilen çalışma süresi 22.04.1991-17.08.2006 arasına tekabül eden 06.07.2006 tarihli … Servisi AŞ. … Şube Müdürlüğü’ne hitaben el yazısıyla yazılan istifa dilekçesi ” Yaklaşık olarak 15 yıldır çalışmakta olduğum … … Şubesi’nden kendime ait özel iş kuracağımdan dolayı ayrılmak istiyorum. Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.” ile 18.08.2006 tarihinde davacı imzasını taşımakla beraber bazı kısımlarının el yazısıyla doldurulduğu ve hizmet sözleşmesinin sona erme nedeninin istifa olarak gösterildiği ibraname bulunmaktadır.
Mahkemece bu döneme ilişkin alınan ibranamenin matbu düzenlendiği, meblağ içermediği ve ödemeye dair belgelerle de desteklenmediği sebepleriyle geçersiz kabul edildiği ancak geçerli istifa ile sone erdiğinin kabulü ile sadece ikinci dönem çalışması olan 19.02.2007-07.09.2011 dönemi için kıdem tazminatına hak kazandığı gerekçesine yer verilerek hüküm kurulduğu görülmüştür.
Öncelikle ibranamenin geçerliliği konusundaki düzenlemeye dikkat çekmek gerekirse; Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.
İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı Kanun’un 19. maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.
Sözü edilen yasal düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.
Değinilen maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri tazminat ve alacaklar dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün haklar yönünden uygulanır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.
İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlülüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:
a)Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir.
b)İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez.
c)İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.
Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 31. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir. Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.
d)İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir.
e)Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir.
f)Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır.
g)Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir.
h)İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.
İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir.
Somut olayda mahkemece, taraf tanıkları dinlenilmişse de beyanları dikkate alındığında ilk dönem çalışmasının ne şekilde sona erdiğinin net olarak tespit edilemeyeceği, zira davacı tanıklarından … ile davalı tanıklarından … istifa dilekçesi içeriğini doğrularken, bir diğer davacı tanığı …’ın fazla mesai ücreti konusunda çıkan tartışma sonucu davacının işten ayrıldığını ifade ettiği, davacı asilin ise beyanına başvurulmadığı tespit edilmiştir.
O halde yapılması gereken iş, davacı asilin hem istifa dilekçesi hemde söz konusu döneme ait ibraname konusunda beyanının alınması, gerekirse yazı ve imza incelemesi yaptırılarak söz konusu belgelerin davacı tarafından yazılıp yazılmadığının tespit edilmesi ve ilk dönem çalışmasının ne şekilde sona erdiğinin açıklığa kavuşturulması, ek olarak ibranamenin değerlendirilmesi açısından yukarıda bahsedilen düzenleme çerçevesinde bir değerlendirme yapılarak tüm dosya kapsamının buna göre değerlendirilmesi gerekir. Mahkemece bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 20.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.