Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2017/44570 E. 2017/29536 K. 19.12.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/44570
KARAR NO : 2017/29536
KARAR TARİHİ : 19.12.2017

MAHKEMESİ : … 5. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : İŞE İADE
MAHKEMESİ : … 2. İŞ MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından işverenin güvenini kötüye kullanmak hırsızlık yapmak işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunmak gerekçeleriyle feshedildiğini, feshin haklı ve geçerli bir sebebe dayanmadığını, feshin gerçek sebebinin davacının Tüm-Ka İş Sendikası’na üye olması ve sendikal faaliyetlerde bulunması olduğunu, davacıdan önce dokuz arkadaşının işine sendikal faaliyetlerde öncü olmaları sebebiyle son verildiğini, işverenin asıl amacının işçileri ve sendikayı muhtemel toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde güçsüz bırakmak ve grev hakkının kullanılmasını engellemek olduğunu ileri sürerek, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, ayrıca 6356 sayılı Kanunu’nun 25/4-5 maddesi gereğince davacının bir yıllık brüt ücreti tutarından az olmamak kaydıyla sendikal tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının iş sözleşmesinin haklı ve geçerli nedenle feshedildiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
Mahkemece, davanın kabulü ile feshin geçersizliğine, davacının davalı şirketteki işine iadesine, işe başlatılmama halinde davalının sorumlu olduğu tazminat miktarının davacının dört aylık brüt ücreti olarak belirlenmesine, ayrıca feshin sendikal sebeple yapıldığının kabulü ile sendikal tazminat miktarının 6356 sayılı Kanunun 25/4. maddesi uyarınca işçinin 1 yıllık ücret tutarı olarak tespitine karar verilmiştir.
İstinaf Başvurusu:
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, istinaf dilekçesinde bildirilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda, dosyadaki delillere göre davalı işverence yapılan feshin haklı nedene dayanmadığı, iş akdinin sendikal nedenle feshedildiği anlaşıldığından mahkemece feshin geçersizliğine, davacının işe iadesine ve sendikal tazminata karar verilmiş olması nın dosya içeriğine uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusu HMK’nun 353/1-b, 1 maddesi gereğince esastan reddedilmiştir.
Temyiz:
Karar yasal süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
Dosyadaki yazılara, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde değildir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının iş sözleşmesinin haklı veya geçerli sebeple feshedilip feshedilmediği noktasındadır.
4857 sayılı Kanun’un 18. maddesi bakımından işçinin davranışlarından kaynaklanan sebepler, işçinin aynı Kanun’un 25/II. maddesinde öngörülen ve işverene derhal fesih yetkisi tanıyan haklı sebepler niteliğinde ve ağırlığında olmayan, işyerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen, sözleşmeye aykırı davranışlarıdır. İşçinin davranışı ancak işyerinde olumsuzluklara yol açması halinde geçerli sebep olabilir. İşçinin sosyal açıdan olumsuz bir davranışı, toplumsal ve etik açıdan onaylanmayacak bir tutumu işyerinde üretim ve iş ilişkisi sürecine herhangi bir olumsuz etki yapmıyorsa geçerli sebep sayılamaz. Yargılama sırasında bu sebeplerin ağırlıkları her olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir. İşçinin iyiniyet ve ahlak kurallarına uymayan davranışı sonucunda iş ilişkisine devam etmek işveren açısından çekilmez hale gelmişse, diğer bir anlatımla güven temeli çökmüşse işverenin haklı sebeple derhal fesih hakkı doğar. Buna karşılık, işçinin davranışı taraflar arasında bulunması gereken güven temelini çökertecek ağırlıkta bulunmamakla, iş ilişkisine devamı tam anlamıyla çekilmez hale getirmemekle birlikte, işin normal işleyişini bozuyorsa, işyerindeki uyumu olumsuz yönde etkiliyor ve işverenden bu nedenle iş ilişkisini yürütmesi normal olarak beklenemiyorsa 4857 sayılı Kanun’un 18/1. maddesi gereği geçerli fesih hakkı doğar.
İş ilişkisinde işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebep olarak karşımıza çıkmaktadır. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir. Şüphe, fesih anında mevcut belirli objektif vakıa ve emarelere dayanmalıdır. İşverenin sırf sübjektif değerlendirmesi yeterli olmayıp, yapılan incelemede işçinin şüphe edilen eylemi işlediğinin büyük bir ihtimal dahilinde olduğu sonucunun ortaya çıkması gerekir.
Somut olayda, davacının iş sözleşmesi işverene ait belgeleri işyerinden çaldığı gerekçesiyle İş Kanunu’nun 25/2-e maddesi gereğince feshedilmiş, davacı işçi ise kamera görüntülerinde olay tarihinde şefinin odasından aldığı tespit edilen belgelerin izin kağıtları olduğunu, iddia edildiği gibi işçilere ait ücret hesap pusulaları olmadığını, izin belgelerini şeften izin almak suretiyle odasından aldığını ileri sürmüştür. Mahkemece, dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile dinlenen tanık beyanlarından şefin odasının devamlı açık bulunduğu ve işçilerin de gün içerisinde girip çıkabildikleri bir oda olduğu, alındığı söylenen maaş bordrolarının şefin odasında bulunmadığı, aksine başka bir binada müdürlerin bulunduğu binada bulunduğu, maaş bordrolarının alındığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığı ayrıca davalı tarafça gerçekleştirilen feshin işyerinde örgütlü bulunan sendika aleyhine faaliyette bulunan davacının bu faaliyetini engellemeye yönelik olduğu kanaatine varılarak davacının işe iadesine ve işveren aleyhine sendikal tazminata hükmedilmesine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinde bulunan şef … tarafından düzenlenen 02.05.2016 tarihli yazıda, “kumaş kesim bölümünde çalışan elemanlarıma ait mart ayı bordrolarının masamdan kaybolması üzerine incelemiş olduğum kamera kayıtlarında 28.04.2016 tarihinde gece vardiyasında çalışan elemanım …’in maaş bordrolarını aldığı tespit edilmiştir” denilerek gereğinin yapılmasının istendiği; Bilgi İşlem Görevlisi … tarafından tutulan aynı tarihli tutanakta da, kumaş kesim şefinin talimatı ile incelenen 28.04.2016 tarihli kamera kayıtlarında …’in şef …’nin odasına girdiği ve elinde birtakım belgelerle çıktığının tespit edildiği ifade edilmektedir. Tutanağı düzenleyen … davalı tanığı olarak dinlenmiş olup, beyanında tutanak içeriğini doğrulamıştır.
Davalı işverence davacıya isnat edilen eylem sebebiyle, suç duyurusunda bulunulmuş olup, davacı hakkında işyeri dokunulmazlığını ihlal ve bina içerisinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık suçlaması ile … 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/617 esasına kayıtlı dava açılmıştır.
Davacı, ceza dosyasındaki savunmasında; olay günü izin kağıdı almak için bölüm şefi …nın izni ile odasına girip izin kağıdı alıp çıktığını, ücret pusulalarını almadığını, üç nüsha izin kağıdını rulo haline getirip odadan çıktığını, görüntülerde bahsedilen kumaş parçasının o gün kanepede kullandıkları biten kumaşın numunesi olduğunu, … hanıma bu kumaştan almasını söylemek için parçayı göstermek amacıyla yanına aldığını, kumaş parçasını sardığı montun iş yerinde kullandığı mont olduğunu, …’nın odasına iş gereği sürekli girip çıktıklarını beyan etmiştir.
Davacının olay tarihindeki şefi davalı tanığı … ifadesinde, bir taraftan personelin kendisinin odada olup olmadığına bakılmaksızın odasına girebileceğini, kırtasiye ihtiyaçlarını ya da dosyalarındaki şahsi belgelerini alabileceğini, keza odasında işyeri aleyhine kullanılabilecek işyeri sırrı niteliğinde belge bulunmadığını, İnsan Kaynakları tarafından kendisine teslim edilen bordroları, işçilere imzalattırıp bekletmeden tekrar İnsan Kaynaklarına teslim ettiğini ifade etmekte; diğer taraftan odasından alınan evrakların maaş bordrosu mu izin evrakı mı olduğu hususunda kesin bir kanaatte bulunmasının mümkün olmadığını beyan etmektedir.
…, ceza dosyasındaki tanık anlatımında ise “sanıkla aynı fabrikada çalışıyorduk. …olaydan sonra güvenlik kamera görüntülerini izledim. Sanığın benim odamdan elinde beyaz kağıtla çıktığını gördüm. Mesafe uzak olduğu için rulo halinde miydi yoksa başka şekilde mi tutuyordu orasını tam tespit edemedim benim odamın kapısı sürekli açıktır. Sanık ve diğerleri istedikleri gibi girip çıkarlar. Olay tarihinde benim odamda ücret pusulaları yoktu. Bunlar normalde insan kaynaklarında bulunur. Benim odamda bulunmaz. Ücret pusulalaları kayboldu. Ancak ne zaman kaybolduğunu bilmiyorum. Olay öncesinde sanığın odamdan izin kağıdı alacağı yönünde bir talebi olmadı. Bu konuda izin almadı. Zaten biz işten ayrıldıktan sonra gece vardiyasının başladığı saatlerden sonra olay olmuş, gece vardiyası da saat 18.30 da başlamaktadır. Bordroların kaybolmasından dolayı işçilerin bir kaybı yoktur. Yeni bordroları çıkarıp ödedik. Ben odamda yokken içiler izin kağıdı dahi ne istiyorlarsa girip alabilirler.” şeklinde beyanda bulunmuş, emniyette verdiği ifadesi ile çelişki bulunduğunun hatırlatılması üzerine, sendikal faaliyetten dolayı baskı altında olduğunu, bu sebeple davacının odasına girip rulo halinde bordrolarla çıktığını beyan ettiğini tekrarlamıştır.
Dinlenen diğer davacı tanığı …, davacının şefe izin talep ve onay kağıtlarının yerini sorduğunu, onun da masasında olduğunu söylediğini, davacının çalışmayla başladıktan 1-2 saat sonra şefin odasına gittiğini, izin kağıtlarını alıp geldiğini, davacının üzerindeki montun o gün yıkanması sebebiyle kendi montunu davacıya verdiğini beyan etmiştir.
Davacı tanığı … ise, kendisinin disiplin kurulunda görev aldığını ve davacının iş sözleşmesinin feshine muhalefet şerhi koyduğu için işten çıkartıldığını, maaş bordrolarının insan kaynakları tarafından imzalatılmak üzere şeflere verildiğini, imza işleminin 10 dakika sürdüğünü, bordroların şeflerin odasında bulunmadığını, zaten bordroların bilgisaardan kolayca çıkarılabileceğini, şef odalarının herzaman açık olduğunu, herkesin girebileceğini, davacının sendikal faaliyet sebebiyle çıkartılmış olabileceği kanaatinde olduğunu, kendisinin de açılmış davası bulunduğunu beyan etmiştir.
Tüm dosya kapsamına göre, gerek davacının ve tanıkların gerekse davacının şefi tanık …’nin birbiri ile çelişen anlatımları bulunduğu açıktır. Diğer taraftan somut olayda sabit olan iki vakıa bulunmakta olup; bunlardan ilki davacının olay tarihinde …’nin odasına girerek birtakım belgeleri aldığı; diğeri ise, işverene ait ücret hesap pusulalarının işyerinde kaybolduğudur. Davacı, kendisinin aldığı belgelerin kullandığı izinlere ait formlar olduğunu, odasına girmek konusunda şefi …’dan izin aldığını ileri sürmekte; şef … ise, odasına kendisi olmasa da herkesin girebileceğini, ancak davacının olay tarihinde önceden odasından izin kağıdı alacağı yönünde bir talebinin olmadığını, zaten olayın meydana geldiği saatte kendisinin orada olmadığını, ayrıca davacının aldığı belgelerin bordro mu izin belgesi mi olduğunu bilmesinin mümkün olmadığını beyan etmektedir. Tanık her ne kadar, ceza davasında olay tarihinde odasında bordro olmadığını, işverenin baskısı ile bordroların alındığına dair tutanak tuttuklarını işyerinde sendikal baskı olduğunu beyan etmiş ise de; bu ifadenin verildiği tarih itibariyle tanık ile davalı işveren arasında husumet oluştuğu da sabittir.
Diğer taraftan davacının olay tarihinde akşam vardiyasında çalıştığı, hatta izin formlarını aldığı saat itibariyle şefin orada bulunmadığı açıktır. Hatta davacı da bu hususla ilgili olarak, izin formlarını odasından almak üzere önceden Şef …’dan izin aldığını beyan etmektedir. Bununla birlikte davacı ceza davasındaki savunmasında, kamera görüntülerinde kağıtların sarılı olduğu kumaş parçasının, o gün kanepede kullandıkları biten kumaşın numunesi olduğunu, … hanıma bu kumaştan almasını söylemek için parçayı göstermek amacıyla yanına aldığını ileri sürmektedir. Oysa, olay tarihi ve saati itibariyle şef …’nın odasında olmadığı davacı tarafça da bilinmektedir. Aynı şekilde, davacı kumaş parçasının sarılı olduğu montun işyerinde kullandığı mont olduğunu belirtmekte, davacı tanığı … ise, davacının montunun yıkanması sebebiyle kendi montunu davacıya verdiğini ifade etmektedir.
Açıklanan maddi vakıalar karşısında, her ne kadar ceza mahkemesince davacı hakkında işyeri dokunulmazlığını ihlal suçundan suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle, hırsızlık suçundan ise suçu işlediğinin sabit olmaması sebebiyle beraat kararı verilmiş; ilk derece mahkemesince de, işyerinde şefin odasına herkesin girebilecek durumda olması ve bordroların davacı tarafından alındığının ispatlanamaması sebebiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, tüm dosya kapsamına göre tespit edilen vakıaların işverende, işçinin davranışı ile ilgili olarak güçlü, makul ve haklı bir şüphe oluşturduğu belirtilmelidir. Gerek dosyadaki bilgi ve belgeler gerekse tanık anlatımlarına göre, davacının olay tarihinde işyerinden aldığı belgelerin işçilere ait imzalı ücret hesap pusulaları mı yoksa iddia edildiği gibi davacıya ait izin formları mı olduğu hususunda, her ortalama düşünce yapısına sahip işverende giderilemeyen, güçlü ve somut emarelere dayalı şüphe olacağı muhakkaktır. Kaldı ki, yargılama sırasında bu husus değerlendirilmemekle birlikte, izin formlarının dahi işverene ait işyeri kayıtları olduğu ayrı bir olgudur. Somut olay yönünden, işçinin sadakat borcu ihlal ettiği açıkça ve kesin olarak ispatlanamasa da, işverenin bu borcun ihlal edilmiş olabileceğine dair güçlü bir şüpheye sahip olduğu, bu şüphe söz konusu iken işverenden iş sözleşmesini sürdürmesinin beklenemeyeceği göz önüne alınmalıdır. Şüphe sebebiyle geçerli feshin söz konusu olduğu halde, iş sözleşmesinin feshinin sendikal sebebe dayalı olduğundan söz edilemez. Bu itibarla, davacının iş sözleşmesinin geçerli sebeple feshedildiğinin kabulü ile, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme yapılarak yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Belirtilen sebeplerle, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda belirtilen sebeplerle;
1-Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 06.07.2017 tarih, 2017/1968 esas, 2017/1471 karar sayılı kararı ile … 2. İş Mahkemesinin 13.04.2017 tarih, 2016/424 esas, 2017/213 karar sayılı kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-Davanın REDDİNE,
3-Karar tarihi itibariyle alınması gerekli olan 31,40 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 29,20 TL harcın mahsubu ile bakiye 2,20 TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalı tarafından yapılan 245,70 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 1.980,00 TL ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, karardan bir örneğin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
7-Taraflarca yatırılan gider avanslarından varsa kullanılmayan bakiyelerinin ilgili tarafa iadesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine 19.12.2017 tarihinde oybirliği ile kesin olmak üzere karar verildi.