YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/37964
KARAR NO : 2017/17526
KARAR TARİHİ : 12.09.2017
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının … Eğitim ve Araştırma Hastanesinde temizlik işinde çalışmakta iken, asıl işveren … tarafından iş sözleşmesinin haksız feshedildiğini, işe alınacak işçilerin seçimi, çalışma şartlarının belirlenmesi, işçilere emir ve talimat verme, işe son verme gibi konularda tüm yetkinin asıl işverene ait olduğunu ileri sürerek işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı Bakanlık vekili, zamanaşımı süresinin dolduğunu, davacının alacaklarından yüklenici şirketin sorumlu olduğunu, kıdem tazminatı yönünden önceki alt işverenlerin kendi çalıştırdıkları dönem yönünden sorumlu tutulmaları gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacının yıllık izin genel tatil dini ve bayram tatillerini kullandığını, fazla çalışma ücreti alacağının bulunmadığını, ücretlerin hakedişler ile birlikte davacıyı çalıştıran yüklenici şirkete ödendiğini ayrıca husumet itirazında bulunduklarını ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, verilen kararın Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesi’nin 03.05.2016 tarih, 2015/12583 esas, 2016/9920 karar sayılı ilamı ile bozulması üzerine, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar süresi içerisinde taraflar vekillerince temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonucunda, kendisi için o kararda gösterilen biçimde inceleme ve araştırma yapmak ve yine o kararda belirtilen hukuksal esaslar çerçevesinde karar vermek yükümlülüğü oluşur. Bozma kararı ile dava usul ve yasaya uygun bir hale getirilir. Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra buna aykırı karar verilmesi usul ve yasaya uygunluktan uzaklaşılması anlamına gelir ki, böyle bir sonuç açıkça kamu düzenine aykırılık oluşturur. Bu itibarla, Yargıtayın bozma kararına uymuş olan mahkeme söz konusu uyma kararı ile bağlı olup, bu karardan dönemeyeceği gibi; bozma kararında gösterilen biçimde inceleme yapmak ya da yeni bir hüküm vermek zorundadır.
Somut olayda, Mahkemece verilen davanın kısmen kabulüne dair karar, Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesi’nin “Mahkemece talep dikkate alınmaksızın davacının hiç talebi olmayan hafta tatili alacağı hakkında hüküm kurulmuş olması ve hükme esas alınan bilirkişi raporundaki hesaplamalardan farklı olarak rapor içeriğiyle uyuşmayan raporun sonuç kısmındaki miktarların esas alınmış olması bozma nedenidir.” şeklindeki kararı ile bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, bozma gereklerinin yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Mahkemece davacının hafta tatili alacağı talebinin olmadığı dikkate alınarak, bu konuda herhangi bir karar verilmemiş olması isabetlidir. Ancak, ikinci bozma sebebi, hükme esas alınan bilirkişi raporunun sonuç kısmı ile içeriği uyuşmamasına rağmen bu raporun sonuç kısmında belirtilen miktarlar esas alınarak karar verilmiş olmasıdır. Mahkemece bozmaya uyularak, yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasına rağmen, bozma sonrasında düzenlenen bilirkişi raporuna itibar edilmediği, bozma öncesi kararın hafta tatili alacağı dışındaki kısımlarının kesinleştiği şeklinde hatalı değerlendirme yapılmak suretiyle, bozma öncesinde düzenlenen çelişkili bilirkişi raporunun sonuç kısmındaki miktarlar üzerinden hüküm tesis edildiği anlaşılmaktadır. Böylece Mahkemece bozmaya uyma yönünde karar verilmiş olmasına rağmen, aynı hatalı kararın tekrar edilmiş olması, bozma gereklerinin ikinci kez yerine getirilmediğini göstermekte olup, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3-Taraflar arasındaki bir diğer uyuşmazlık davacının fazla çalışma yapıp yapmadığı noktasındadır.
Fazla çalışma alacağı bulunduğunu iddia eden işçi, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp ispatlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışma alacağının ispatı konusunda iş yeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, delil niteliğindedir. Ancak, söz konusu çalışmaların bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da gözönüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre bu çalışmaların olup olmadığı araştırılmalıdır.
Somut olayda, davacı cuma günleri saat 21.00’e kadar olmak üzere her gün 07.00-17.00 saatleri arasında çalıştığını ileri sürmüştür. Mahkemece davacı tanıklarının aynı yöndeki beyanları doğrultusunda davacının haftada 12,5 saat fazla çalışma yaptığı kabul edilerek, fazla çalışma alacağı hüküm altına alınmış ise de; beyanlarına itibar edilen her iki davacı tanığının da işverene karşı dava açmış olduğu anlaşılmaktadır. Bu halde, salt husumetli tanık anlatımları ile sonuca gidilmesi yerinde olmayıp, bu tanık beyanlarını destekleyen başkaca somut deliller veya işin mahiyetinin gerektirdiği durumlar ve yahutta herkesçe bilinecek maddi olguların bulunup bulunmadığının dikkate alınması gerekir. Ne var ki, davacı tarafça, tanık beyanlarını destekleyen somut bir delil sunulmadığı gibi; işin mahiyetinin fazla çalışmayı gerektirdiği veya herkesçe bilinecek maddi olguların bulunduğu da söylenemez. Bu nedenle, davacının fazla çalışma iddiasını ispatlayamadığı göz önüne alınarak, bu yöndeki talebin reddi gerekirken, kabulüne karar verilmesi hatalıdır.
4-Davacı ve davalı arasında aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta primi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Dosya içeriğine göre, davacının davalı Bakanlığa ait hastanede değişen alt işverenler bünyesinde temizlik işinde çalıştığı hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. Mahkemece, tanık beyanları esas alınarak düzenlenen bilirkişi raporundaki tespitlere itibar edilerek davacının aylık brüt ücretinin 944,18 TL olduğu kabul edilmiştir. Oysa davacı tanıkları husumetli olup, mahkemece gerekli araştırma ve inceleme yapılmaksızın, sırf tanık beyanlarına dayanılarak davacının ücretinin belirlenmesi hatalıdır. Bu sebeple, davacının çalıştığı tarihler, fiilen yaptığı iş bildirilerek ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği sorulmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
5-Harçlar Kanunu’nun 13/j maddesi gereğince, davalı … harçtan muaf olmasına rağmen, bu husus gözetilmeksizin yargılama giderlerinin belirlendiği anlaşılmaktadır. Karar bu yönüyle de hatalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacı iadesine, 12.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.