YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/746
KARAR NO : 2015/4524
KARAR TARİHİ : 01.04.2015
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 17/07/2014 tarih ve 2014/249-2014/423 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı şirket vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı gerçek kişi ile birlikte diğer davalının ortakları olduklarını, aile şirketi niteliğinde şirketin yay imalatı ve kuru yemiş paketlemesiyle uğraştığını, müdür sıfatı olan davalı gerçek kişinin şirketi tek başına idare ettiğini, müvekkillerini şirkete sokmadığını, defter ve kayıtları incelemesine izin vermediğini, faaliyetin sona ermesine rağmen şirketi devamlı borçlandırdığını, müdüre güvenlerinin azaldığını, haklı nedenlerin oluştuğunu ileri sürerek, ortaklıktan çıkmalarına izin verilmesine ve ayrılma paylarının tahsiline, olmadığı takdirde şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Şirket vekili, iddiaların yersiz olduğunu, müvekkili şirketin tamamen faaliyetini sürdürdüğünü, kar elde ettiğini, öz varlıklarını koruduğunu, davacıların aynı zamanda şirketin faaliyet alanı dışında kalan kendi işleriyle uğraştıklarını, şirkete sokulmalarının veya kayıtları incelemelerine engel hal olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı, davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda; iddia, savunma, toplanan kanıtlar, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davanın, haklı nedenin varlığına dayalı limited şirket ortaklığından çıkmaya izin verilmesi, olmadığı takdirde şirketin fesih ve tasfiyesin e karar verilmesi istemine ilişkin olduğu, dosya kapsamından davacıların imzalarının kullanılarak ortaklar kurulu kararı alındığı, limited şirket ortakları arasında bulunması gereken güven ilişkisinin zedelendiğinin anlaşıldığı, 6102 sayılı TTK’nın 573/1. maddesi uyarınca limited şirketlerin tek ortaklı olarak da tüzel kişiliğini ve ticari hayatlarını sürdürmeleri mümkün hale geldiği, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 3. maddesi hükmünde de tarafların iradelerinden bağımsız olarak, kanunla düzenlenen hukuki ilişkilere, bunlar Türk Ticaret Kanunun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olsalar bile, Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin uygulanacağı düzenlendiği, anılan bu hüküm uyarınca davalı … şirketin tek ortaklı olarak da tüzel kişiliğini devam ettirmesi söz konusu olabileceği, bu durum karşısında, 6103 sayılı Kanunun 3. ve 6102 sayılı Kanunun 573/1. maddeleri hükümleri dikkate alınarak, açılan davanın kabulü ile, TTK 638 maddesi uyarınca davacı ortakların payların gerçek değerinin ödenerek şirketten çıkmalarına izin verilmesine karar verilmiştir.
Karar, davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı şirket vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, haklı nedenin varlığına dayalı limited şirket ortaklığından çıkmaya izin verilmesi ve ayrılma paylarının tahsili, olmadığı takdirde şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, yapılan yargılama sonunda “davanın kabulüne, TTK 638 maddesi uyarınca davacı ortakların paylarının gerçek değerinin ödenerek şirketten çıkmalarına izin verilmesine” şeklinde hüküm kurulmuş, ancak davacıların ayrılma paylarının miktarı gibi hususlarda hüküm fıkrasında bir açıklama yapılmamıştır. 6100 sayılı HMK 297/2 maddesi uyarınca hükmün sonuç kısmında taleplerin her biri hakkında verilen hüküm açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmelidir. Bu yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Bu itibarla, mahkemece HMK 297/2. maddesi uyarınca açık, tereddüte mahal vermeyecek ve infaza elverişli şekilde tahsile dair hüküm kurmak gerekirken, yazılı şekilde miktarı belli olmayan bir alacağa hükmedilmesi doğru olmamış, bu husus re’sen dahi bozma sebebi olup, bu nedenle davalı şirket vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ :Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı şirket vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı şirket vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkeme kararının BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalı şirkete iadesine, 01/04/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.