Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2017/5647 E. 2017/13890 K. 21.09.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/5647
KARAR NO : 2017/13890
KARAR TARİHİ : 21.09.2017

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, birikmiş ücret alacağı, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili, davalı işverenlikte aylık net 1800 TL ücretle çalışan davacının aylık ücretinin hiç bir zaman düzenli ödenmediği gibi çalışmaya başladığından beri hiç bir zaman fazla mesai ve yasal haklarının da ödenmediğini, davacının bu nedenle işi haklı nedenle bıraktığını , bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarını istemiştir.
B)Davalı cevabının özeti:
Davalı vekili, taleplerin zamanaşımına uğradığını, SGK kayıtlarından, davalıdan istifa ederek ayrılmadan önce başka işyeri ile anlaştığının anlaşıldığını, daha iyi iş bulduğunu orda çalışacağını davalıya söyleyerek istifa iradesini ortaya koyduğunu, fazla mesai yapmadığını, feshedecek haklı nedeni de bulunmadığını, alacaklarının bordrolarda gösterilerek ödendiğini, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, gerekçeleri itibarı ile olaya uygun ve denetime açık olduğu için 21.01.2015 havale tarihli bilirkişi … tarafından hazırlanan rapor hükme esas alındığı, 4857 sayılı Kanun’un 24/2-e maddesine göre işveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse işçinin haklı nedenle derhal iş sözleşmesini fesih imkanı bulunduğu, Kanunda kastedilen ücret geniş anlamda ücret olup, fazla mesai ücreti,hafta sonu tatil ücreti ,yıllık izin ücreti ve ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin eksiksiz olarak ödenmemesi hali de işçiye haklı nedenle fesih imkanı tanıdığı, davacının ödenmeyen fazla mesai ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları hüküm altına alındığı, davacı işçinin iş akdini 4857 sayılı Kanun’un 24/2-e maddesine göre haklı nedenle feshettiği anlaşıldığından davacının kıdem tazminatı talebinin kabulüne,ihbar tazminatı talebinin ise reddine karar verildiği, davacının en son ücreti taraflar arasında ihtilaf konusu olduğunu, davacının en son 1.500,00 TL aylık net ücret aldığını iddia ettiği, davalı ise davacının en son asgari ücretle çalıştığını ileri sürdüğü, tanık beyanları, davacının yaptığı işin vasıf ve mahiyeti, kıdem durumu, banka kayıtları değerlendirildiğinde davacının en son aldığı ücretin asgari ücret olabileceği sonuç ve kanaatine varıldığından bilirkişi raporundaki 1.durum ihtimaline göre yapılan hesaplamaya itibar edildiği, davacının ispat edilemeyen hafta tatili ve ücret alacağı taleplerinin reddine karar verildiği, davacının tanık beyanlarına göre ispat edilen fazla mesai ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı taleplerinin kabulüne karar verildiği, imzalı ücret bordrolarında tahakkuk yapılan dönemler dışlandığı, tanık beyanıyla ispat edilen fazla mesai ve genel tatil ücreti alacağından % 30 oranında takdiri indirim yapıldığı, davalı vekilinin zamanaşımı itirazı dikkate alınarak 25.2.2009 tarihinden önceki ücret alacaklarının zamanaşımına uğradığı, davacı vekili her ne kadar dava dilekçesinde net ücret üzerinden neticei talep kısmını açıklamışsa da ıslah dilekçesinde taleplerini brüt ücretler dikkate alınarak artırmış olduğu görüldüğünden taleple bağlı kalınarak brüt ücretler üzerinden hüküm kurmak gerektiği, fazla mesai ücreti alacağının 6.064,99 TL si ve genel tatil ücreti alacağının 102,42 TL si olmak üzere toplam 6.167,42 TL alacağın hakkaniyet indirimi nedeniyle red olunduğundan davalı lehine bu nedenle red olunan miktar için vekalet ücretine hükmedilmediği gerekçesi ile ihbar tazminatı, ücret, hafta tatili ücreti haricindeki taleplerin kabulüne karar verilmiştir.
D)Temyiz:
Karar süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
E)Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.2008 gün 2007/27217 E, 2008/24515 K.).
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut uyuşmazlıkta, emsal ücret araştırmasında … Ticaret Odası ücretin asgari ücret olabileceğini bildirmiştir. Davacı tanıklarından biri “davacı en son asgari ücret alıyordu, asgari ücret kısmı bankaya yatıyordu, elden ödemede yapılıyordu, bana söylediğine göre 1500 TL aylık ücret alıyormuş” davacı tanıklarından diğeri “davacı en son asgari ücret üzerinden maaş alıyordu … biz hem tüp hem de su dağıtım işini yapıyorduk, maaşların asgari ücret kısmı bankaya yatardı, kalan kısmı ise elden ödeniyordu, davacının eline geçen aylık 1.500 TL civarı idi”, davalı tanıklarından biri “davacı en son aylık asgari ücret alıyordu, asgari ücreti banka aracılığıya ödeniyordu, elden ödeme yapılmazdı”, davalı tanıklarından diğeri “davacı en son aylık asgari ücret alıyordu, asgari ücreti banka aracılığıya ödeniyordu, elden 100 TL civarı ödeme yapılırdı” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Dolayısı ile davacının ücretinin asgari ücretten 100 TL yüksek olduğu davalı tanığının beyanından da anlaşılmaktadır.
Neticeten hüküm altına alınan alacaklar, davacının aylık maaşının net asgari ücretin net 100 TL fazlası olduğu kabul edilerek hesaplanmalıdır.
3-Dava dilekçesinde talepler “net” miktarlar üzerinden yapılmıştır. Islah dilekçesinde ise sadece kıdem tazminatı ve fazla mesai ücreti ıslah edilmiş, ulusal bayram ve genel tatil ücreti talebi ıslah edilmemiştir. Dolayısı ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti dava dilekçesinde talep edildiği üzere net miktar üzerinden hüküm altına alınmalıdır. Mahkeme hükmünde ise açıkça brüt miktar olduğu belirtilmese de hükümdeki “yasal kesintilerin infaz aşamasında dikkate alınmasına” şeklindeki açıklama hükmedilen miktarların brüt miktarlar olduğunu göstermektedir.
HMK’nun 26. maddesindeki taleple bağlılık kuralı ihlal edilerek ulusal bayram ve genel tatil ücretinin brüt miktar üzerinden hüküm altına alınması hatalıdır.
Ayrıca, net miktarın hesaplanmasında gelir vergisi ve damga vergisi yanında sigorta priminin ve işsizlik priminin işçi paylarının da düşülmesi gerektiği gözetilmelidir.
F)Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının isteği halinde ilgilisine iadesine, 21/09/2017 tarihinde oybirliği ile kabul edildi.