YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/21361
KARAR NO : 2014/31627
KARAR TARİHİ : 13.11.2014
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA : Davacı, cezai şart alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatları tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, davalının rekabet yasağına aykırı davranarak taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinin (h) ve (i) maddelerini birlikte ihlal ettiğini belirterek, anılan sözleşme hükümleri gereği cezai şart alacağının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının rekabet yasağına aykırı davranışta bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin (h) bendi uyarınca davalının iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra beş yıl içerisinde aynı veya benzeri iş yerinde çalışmamayı ve iş yeri açmamayı, (i) bendinde ise müşteri portföyüne ilişkin bilgileri üçüncü şahıslara aktaramayacağını kabul ettiği, aksi halde cezai şart ödemeyi kabul ettiği, davalının eşinin ortak olduğu şirkette davacıların müşteri çevresiyle ilişki kurduğu ve bu şekilde rekabet yasağı sözleşmesine aykırı davrandığı sonucuna varıldığı ve davacının sözleşmenin (h) bendindeki düzenleme gereğince cezai şartı talep edebileceği, ayrıca davacı iş sözleşmesinin (i) bendindeki düzenlemeye göre sır saklama yükümlülüğüne aykırılık sebebiyle cezai şart istenimde bulunmuş ise de davalının rekabet yasağına aykırı davranışları ile sır saklama yükümlülüğüne aykırı davranışları aynı nitelikte olup, aynı eylem için ikinci bir cezai şartın istenmesi söz konuisu olamayacağından buna ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı ve davalı avukatları tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.
İş sözleşmesinin doğası gereği sözleşmenin devamı müddetince işçi yanında çalıştığı işveren ile rekabet yapamaz. İşçi tarafından işverenle rekabet etme anlamı taşıyabilecek davranışlarda bulunması 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesine göre sadakat borcunun ihlali olarak değerlendirilir. İşçinin sadakat borcu iş sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte doğar, sözleşmenin sona ermesine kadar devam eder ve iş sözleşmesinde sadakat yükümlülüğü ile ilgili herhangi bir hüküm yer almasına da gerek yoktur. Sözleşmenin
devamı sırasında anılan şekilde işçinin işverenle rekabeti anlamına gelebilecek bir başka anlatımla sadakat borcuna aykırılık teşkil edebilecek davranışlarına bağlı olarak açılacak tüm davaların 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesine göre iş mahkemesinde görülmesi gerekeceğinde şüphe yoktur.
Dava konusu olay tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 10. babı içerisinde rekabet yasağına dair maddeler bulunmaktadır. Mülga 818 sayılı Kanun’un 348. maddesinde yeralan düzenlemede “…akdin hitamından sonra…” kelimelerine yer verilmiş bulunmaktadır (benzer mahiyetteki düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 444. maddesi “…sözleşmenin sona ermesinden sonra…” kelimeleri). Anılan bu madde ile sözleşmenin sonlanmış olmasına vurgu yapılmakla iş sözleşmesinin bitiminden sonra yapılmaması gereken hususlar hakkında düzenleme getirildiği sonucuna varmak gerekir.
İşçinin iş sözleşmesi sona erdikten sonra işveren ile rekabet etmeyeceğine dair rekabet etmeme borcu sadakat borcunun aksine her iş sözleşmesi açısından söz konusu değildir. İşçi bakımından böyle bir yükümlülükten bahsedilebilmesi için iş ilişkisi devam ederken işçi ve işveren arasında iş sözleşmesinden ayrı bir rekabet yasağı sözleşmesi imzalanması ya da iş sözleşmesine rekabet yasağına dair bir hükmün konulması gereklidir. Bahsedilen şekilde ortaya çıkacak olan Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş rekabet etmeme borcu ise sadakat borcunun aksine iş sözleşmesinin bitiminden sonra doğacak bir borç niteliği taşır.
6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-3. maddesine göre, mülga 818 sayılı Kanun’un 348. maddesinden kaynaklanan davalar mutlak ticari dava olarak sayılmıştır. Mutlak ticari davaların ise Ticaret Mahkemelerince incelenip karara bağlanması gerekir.
Dosya kapsamına göre taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinin 8. maddesinin (h) ve (i) bentlerinde cezai şarta dair düzenlemeler konulmuştur. Sözleşmenin 8/h maddesinde işçinin işten ayrıldıktan sonra beş yıllık süre içerisinde işverenle aynı vasıfta bir iş ile iştigal eden işveren yanında çalışamayacağı, kendi adına bu vasıfta iş yapamayacağı aksi halde 10.000 Euro tutarında cezai şart ödemesi gerekeceği, sözleşmenin 8/i maddesinde ise işçinin imalat ve müşteri portföyüne dair bilgi aktarımının yasak olduğu bu eylemlerin sözleşme devam ederken yapılması halinde sözleşmenin derhal feshedileceği ve işçinin 10.000 Euro tutarında cezai şart ödemesi sonucunu doğuracağı, bu olayların sözleşmenin feshinden sonra gerçekleştirilmesi halinde ise yine işçinin 10.000 USD tutarında cezai şart ödenmesi gerekeceği belirtilmiştir. Cezai şarta dair bu düzenlemelerden 8/h maddesindeki düzenleme kuşkuya yer bırakmayacak şekilde hükümleri itibariyle iş sözleşmesinin sona ermesinden sonraki dönem için rekabet yasağına aykırılığı düzenleyen nitelik taşımaktadır. 8/i maddesinde ise eylemlerin sözleşme devam ederken vuku bulması ve sözleşmenin sona ermesinden sonra bu eylemlerin gerçekleşmesine göre ikili bir ayrıma gidilmiştir. Dosya içerisindeki işten ayrılma bildirgesinde, davacı işveren tarafından davalı işçinin 4857 sayılı Kanun’un 17. maddesine göre çıkışının bildirildiği anlaşılmaktadır. Şu hale göre, bu bildirim çıkış sebebi itibariyle davacı işvereni bağlayıcı bir nitelik taşımaktadır. İşverence haklı sebeple iş sözleşmesi feshedilmemekle, ancak iş sözleşmesi’nin 8/i maddesinin işçinin madde kapsamında düzenlenen sözleşmenin sona ermesinden sonraki eylemlerine dayanarak cezai şart talep etmesi mümkündür ki, bu durumda da sözleşmesinin sona ermesinden sonraki dönem için rekabet yasağına aykırılığa dayanıldığı kabul edilmelidir.
Yukarıda yapılan değerlendirmeler ve kanuni düzenlemeler karşısında; işverence dayanılan iş sözleşmesinin cezai şarta dair maddelerinin Borçlar Kanunu kapsamında
değerlendirilmesi gerekir ki, Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-3. maddesi gereği bu sözleşmeden doğacak davalar mutlak ticari davadır. Mutlak ticari davalar ise ticaret mahkemelerinin görevi kapsamında kalır (Benzer mahiyette Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29.2.2012 tarih ve 2011/11-781 esas – 2012/109 karar sayılı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.2.2013 tarih ve 2012/9-854 esas – 2013/292 karar sayılı kararları).
Tüm bu tespitler karşısında mahkemece davaya bakmaya iş mahkemesi değil asliye ticaret mahkemesi görevli olduğundan görevsizlik nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir. Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup bu husus re’sen nazara alınmalı ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 13.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.