Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2015/14973 E. 2017/19476 K. 30.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/14973
KARAR NO : 2017/19476
KARAR TARİHİ : 30.11.2017

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA : Davacı, kıdem tazminatı ile ücret, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, asgari geçim indirimi, ceza kesinti ücreti, ihtarname ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davalı …Ş. ile davalı … İnşaat Elektrik Turizm San. Ve Ticaret Ltd.Şti. avukatları tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili, davacının hakettiği ücret ve diğer kanuni haklarının ödenmemesi nedeni ile ihtarname ile iş aktini 07/06/2011 tarihinde haklı nedenle sona erdirdiğini, davacının 08:30-20:00 saatleri arasında çalışarak çalışma süresi boyunca her ay 40 saat fazla mesai yaptığını, bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti, hafta tatili/pazar çalışması ücreti, asgari geçim indirimi, ihbarname ücreti, ceza kesintisi ücreti alacaklarını istemiştir.
B)Davalı cevabının özeti:
Davalı … vekili, …’ın ihale makamı olduğunu, husumet yöneltilemeyeceğini, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı … Şirketi vekili, davacı ile 23/10/2008 tarihli belirli süreli iş sözleşmesi imzalandığını, belirli süreli sözleşmenin sona ermesi nedeniyle iş akdinin kendiliğinden sona erdiğini, davacının tüm hak ve alacaklarını aldığına dair ibraname bulunduğunu, tazminatların hak edilmediğini, ödenmemiş işçilik alacağı bulunmadığını, fazla mesai yapmadığını, izinlerini kullandığını, …’ın isteği üzerine ayda 15 gün çalıştığını, bu nedenle fazla mesai yapmadığını ve her cumartesi pazar çalıştığı iddiasının doğru olmadığını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı … Şirketi, davaya cevap vermemiştir.
Davalı … Şirketi, davaya cevap vermemiştir.
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davalı iş sözleşmesinin süresinin dolması nedeniyle kendiliğinden sona erdiğini, işçilik alacaklarına ilişkin davacının ibranamesi olduğunu ileri sürmüş ise de; dosyaya sunulu ibranamenin matbu nitelikte olduğu, boşlukları doldurmak suretiyle düzenlendiğinin anlaşıldığı, bu nedenle talep edilen alacakların ibra suretiyle sona ermediği, hukuki anlam ifade etmediği, davacının iş sözleşmesini feshettiği tarih itibariyle taraflar arasında halen geçerli bir iş ilişkisi bulunduğundan davacının yaptığı feshin önceliği olduğu kanısına varıldığı, davacı taraf ücretlerin ödenmemesi nedeniyle iş akdinin haklı olarak feshedildiğini iddia ettiğinden davacının ücret alacağının bulunup bulunmadığı hususu feshin irdelenmesi açısından önemli olduğu, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 34. maddesine göre ücreti ödeme gününden itibaren 20 gün içinde mücbir neden dışında ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabileceği gibi aynı kanunun 24/II-e bendi gereğince haklı nedene dayanarak iş sözleşmesini feshedebileceği, buradaki ücretin geniş anlamda değerlendirildiği, ikramiye, prim, yakacak yardımı, giyecek yardımı, fazla mesai, hafta tatili, genel tatil gibi alacakların da ödenmemesi, sigorta primlerinin hiç yatırılmaması, eksik yatırılması veya düşük ücretten yatırılması halinde de işçinin haklı fesih imkanı olduğu, somut olayda davacının bakiye ücret alacağı ile haftalık 45 saatin üzerinde kalan çalışmaların karşılığı fazla mesai ücreti alacağı bulunduğu, bu nedenle davacı işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği kabul edilmiş, kıdem tazminatına hak kazandığı kanısına varıldığı, ücretin tam ve zamanında ödendiğinin ispat yükümlülüğü de işverene ait olup, davacının ücretlerinin tam olarak ödendiği, imzasını taşıyan bordro, makbuz ve benzeri yazılı delil veya banka kaydı ibrazı suretiyle kanıtlanması gerektiği, davacının davalı işyerinde yaptığı işin niteliği ve hizmet süresi dikkate alındığında son aylık ücretinin net 1.000 TL olduğunun kabul edildiği, banka kayıtlarının incelenmesinde (ödendiği kabul edilen ücret miktarı düşüldükten sonra) bakiye 584,45 TL ücret alacağı olduğu kanısına varıldığı, davacının haftalık 45 saati aşan çalışmalar nedeniyle fazla mesai alacağı olduğu kanısına varılmış, takdiren %30 hakkaniyet indirimi yapıldığı, davacının hizmet süresine göre hak ettiği 56 günlük izinden 28 gün dışındaki izinlerin kullandırıldığı ispat edilemediğinden bakiye 28 günlük yıllık izin ücreti alacağı olduğu, dosya kapsamından davalı …’ ın asıl işi olan doğalgaz sayaçlarının okunması işini hizmet alım sözleşmesi ile alt işveren konumunda bulunan diğer davalı … Ltd.Şti’nden temin ettiği, davacınında şirket bünyesinde bu işi yaptığı anlaşılmış, asıl işveren olan … A.Ş. ile son alt işveren olan … İnş.Ltd.Şti. ve diğer davalılar arasında asıl işveren – alt işveren ilişkisi bulunduğu, işçilik alacaklarından asıl işveren … ile son alt işveren … İnş.Ltd.Şti.’ nin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu, …. 4.İş Mahkemesinin 2011/427 Esas sayılı dosyası, …. 11.İş Mahkemesinin 2011/33 Esas sayılı dosyası ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davalı …’ ın asıl işi olan doğalgaz sayaçlarının okunması işini hizmet alım sözleşmesi ile alt işveren konumunda bulunan diğer davalı şirketlerden temin ettiği, davacının da davalı şirketlerde ve en son alt işveren konumunda bulunan davalı …el İnş. Ltd. Şti. bünyesinde bu işi yaptığı, toplam hizmet süresinin 4 yıl 5 gün olduğu, hakettiği ücretlerin ödenmemesi nedeniyle iş sözleşmesini haklı olarak feshettiği, kıdem tazminatına hak kazandığı, asıl işveren olan … ile son alt işveren olan … İnş. Ltd. Şti.’ nin kıdem tazminatı ile tüm işçilik alacaklarından müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları, hafta tatil alacağı, ihbarname ücreti, ceza kesintisi ücreti talepleri ispat edilemediğinden bu taleplerin reddine karar verildiği, davalı … İnşaat Ltd. Şti.’ nin kıdem tazminatından sınırlı sorumlu olduğu, diğer alacaklardan devir tarihi üzerinden 2 yıl geçmiş olması nedeniyle sorumluluğunun bulunmadığı, davacı vekilinin 24/12/2014 tarihli son duruşmada … İnşaat hakkında mükerrer dava açtıklarını bildirerek davadan feragat ettiği anlaşılmış bu şirket yönünden davanın reddine karar verildiği, davalı … Ltd. Şti. yönünden davacının bu şirketteki hizmet süresi 1 yılın altında olduğu için kıdem tazminatından, devir tarihi üzerinden 2 yıl geçmiş olması nedeniyle de diğer alacaklardan sorumlu olmadığı kanısına varılmış, bu şirket hakkında açılan davanın reddine karar verildiği gerekçesi ile hafta tatili/pazar çalışması ücreti, ihbarname ücreti, ceza kesintisi ücreti haricindeki taleplerin kabulüne karar verilmiştir.
D)Temyiz:
Karar süresi içinde davalı … vekili ve davalı … Şirketi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
E)Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı … vekili ve davalı … Şirketi vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Somut uyuşmazlıkta, talep edilen alacak kalemlerine esas alınan hizmet süresi ve hüküm altına alınan alacaklar bakımından;
Vekaletnamesinde davadan feragat yetkisi olan davacı vekili 11/03/2013 ıslak havale tarihli dilekçesinde davacının 08/11/2005-25/04/2008 arası …. Şirketi ve …. Şirketi’nde yaptığı çalışmanın işçilik alacaklarının …. 11. İş Mahkemesi’nin 2011/33 Esas ve …. 4. İş Mahkemesi’nin 2011/427 Esas sayılı dosyalarında talep ve tahsil edildiğini, davalı … Şirketi ve davalı … Şirketi’nda çalışılan dönemlerin evvelce tahsil edildiğini, bu dönemlerin sehven yeniden talep edildiğini, bu nedenle 08/11/2005- 25/04/2008 tarihleri arasındaki çalışmaya dair sehven yapılan talebin konusu kalmadığından davalı … Şirketi ve davalı…. Şirketi’nde yapılan çalışmalara ilişkin talepten feragat ettiğini, davalı … ve davalı … Şirketi’nda yaptığı 03/10/2008-03/12/2009 tarihleri arasındaki çalışmalara ilişkin hesaplama yapılmasını talep etmiştir.
Davacı vekilinini bu beyanı nedeni ile hüküm altına alınan tüm alacak kalemleri 03/10/2008-03/12/2009 tarih aralığına ilişkin olarak hesaplanmalıdır.
Bu nedenle;
a) Kıdem tazminatı bakımından, Mahkeme’nin hükmettiği kıdem tazminatı miktarına nasıl ulaştığı anlaşılamamaktadır. Ancak, hükmedilen miktara göre davacı vekilinin talep etmediği dönemleri de kapsadığı intibaı doğmaktadır. Nitekim Mahkeme’nin gerekçesinde de hizmet süresinin 4 yıl 5 gün olduğu belirtilmiştir.
Mahkeme tarafından yapılması gereken iş, 03/10/2008-03/12/2009 tarih aralığında geçen hizmet süresi üzerinden, 03/12/2009 tarihinde geçerli ücret miktarı esas alınarak hesaplanacak kıdem tazminatını hüküm altına almaktır. 03/12/2009 tarihi sonrasında alt işveren olan davalıların, bu tarih aralığında davacıyı çalıştıran alt işverenin/alt işverenlerin ve …’ın bu hesaplanacak olan kıdem tazminatından sorumlu olacakları gözden kaçırılmamalıdır. Hesaplama denetime elverişli olmalıdır.
Davacı temyizi olmadığından davalılar lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilmelidir.
Yıllık izin ücreti bakımından, yukarda açıklanan nedenler ile 03/10/2008-03/12/2009 tarih aralığında hak kazanılan yani 1 yıllık yıllık izin ücreti 03/12/2009 tarihinde geçerli olan ücreti üzerinden denetime elverişli şekilde hesaplanarak hüküm altına alınmalıdır.
Davacı temyizi olmadığından davalılar lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilmelidir.
b)Yıllık izin ücreti bakımından, davacı vekili 03/04/2012 ıslah havale tarihli dilekçesinde 03/12/2009 tarihine kadar olan çalışmasına göre 42 gün yıllık izin hakkı olduğunu belirtmesine rağmen çıkış tarihi 07/06/2011 kabul edilerek 56 gün toplam yıllık izin hakkı olduğundan hareketle yapılan hesaba itibar edilmesi HMK.nın 26. maddesindeki taleple bağlılık kuralının da ihlali olup, kabule göre hatalıdır.
c)Ayrıca, 2011/33 Esas ve 2011/427 Esas sayılı dosyalarının kapsadığı hizmet süresinin bir kısmının eldeki dosya ile aynı olması, eldeki Mahkeme kararında gerekçede davacının hizmet süresinin 4 yıl 5 gün olarak belirtilmesi ile de o dosyalardaki bir kısım hizmet süresinin eldeki dosyada da hükme esas olarak düşünüldüğünün anlaşılması karşısında, kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti bakımından mükerrer mahkumiyete gidildiğinin gözetilmemesi de hatalıdır.
d) Ücret alacağı bakımından, ücret alacağı 2011 yılı Mayıs ve Haziran aylarına yönelik hesaplandığından, davacı vekilinin yukarda açıklanan şekilde 03/10/2008-03/12/2009 tarihleri arasındaki çalışmalara ilişkin hesaplama yapılmasını talep ettiği göz önüne alınarak ücret alacağı talebinin bu nedenle reddi gerekirken kabulü hatalıdır.
Aynı nedenle, fazla mesai ücreti ve asgari geçim indirimi alacakları da 03/10/2008-03/12/2009 tarih aralığı için hesaplanmalıdır. Bu tarih aralığını aşar şekilde yapılan hesaplamalara itibar edilmesi hatalıdır.
3-Asgari geçim indirimi alacağı bakımından, kabule göre, davacının eldeki dosyada kabul edilen aralıklı çalışmasına göre davacının 2008 yılı içinde sadece 03/10/2008 tarihinden itibaren çalıştığı kabul edilmesine rağmen 2008 yılının 12 ayı için bu alacak kaleminin hesaplanması, ayrıca, hükme esas bilirkişi raporunda örneğin 2010 için 2 aylık hesap pusulası sunduğu belirtilmesine ve davacının 10/06/2010 tarihinden itibaren çalıştığı kabul edilmesine rağmen 2010 yılı için 6 aylık asgari geçim indirimi hesaplanması, 2011 yılı için bordroların durumunun bu bilirkişi raporunda açıklanmaması ve 2011 yılında 5 tam ay çalışma kabulüne rağmen 4 ay üzerinden hesaplama yapılmasının denetime elverişsizliği hatalıdır.
Mahkeme tarafından yapılacak iş, yeniden bilirkişi raporu almaktır. Bilirkişi raporunda yukarda belirtilen 03/10/2008-03/12/2009 tarih aralığı için asgari geçim indirimi hesaplanırken, bilirkişi raporunda hangi ayların bordrolarının mevcut olduğu, bordrolarda asgari geçim indirimi tahakkuku olup olmadığı, varsa bordronun davacı tarafından imzalı oluşu veya banka ödemesi gibi bir yolla ödemenin ispatlanıp ispatlanmadığı her ay için ayrı ayrı açıklanmalı, yukarda örnek olarak belirtilen türden çelişkilere düşülmemeli, rapor denetime elverişli hazırlanmalıdır. Eldeki hükme esas bilirkişi raporu denetime elverişli değildir.
Öte yandan, Mahkeme tarafından tespit edilen ücret bordrodakinden farklı dahi olsa, asgari geçim indirimi tahakkuku barındıran bordrodaki tutarın davacıya bordronun imzalı olması veya banka ödemesi gibi bir yolla ödendiği ispatlanıyor ise, o ay hesaplamada dışlanmalıdır.
4-Hizmet süresi bakımından, hizmet döküm cetvelinde bazı aylarda 18,20,22,30 gün gibi süreler üzerinden prim ödemeleri görünmektedir.
Mahkeme tarafından yapılacak iş, davacı asıl bizzat dinlenerek ve taraflardan /vekillerinden sorularak varsa davacının aylık çalıştığı/çalışmadığı günlere ait belgeler ilgili yerlerden celbedilmeli, SGK’ndan da bu giriş çıkış olmadan yapılan eksik prim ödemelerine dair belgeler varsa celbedilmeli, primi ödenmeyen günlerin tüm alacak kalemleri bakımından hizmet süresine eklenip eklenmeyeceği, hüküm altına alınan alacak kalemlerinin bundan etkilenip etkilenmeyeceği irdelenmelidir.
5- Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.
İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanununun 19 uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.
Sözü edilen yasal düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.
Değinilen maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri tazminat ve alacaklar dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün haklar yönünden uygulanır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.
İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlülüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:
a)-Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 15.10.2010 gün, 2008/41165 E, 2010/29240 K.).
b)-İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez (Yargıtay 9.HD. 5.11.2010 gün, 2008/37441 E, 2010/31943 K).
c)-İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.
Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir (Yargıtay 9.HD. 26.10.2010 gün, 2009/27121 E, 2010/30468 K). Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.
d)-İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/37372 E, 2010/31566 K).
e)-Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD 21.10.2010 gün 2008/40992 E, 2010/39123 K.). Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün 2008/33748 E, 2010/20389 K.).
f)-Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9.HD. 27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.). Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır (Yargıtay HGK. 21.10.2009 gün, 2009/396 E, 2009/441 K).
g)-Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/40032 E, 2010/31666 K).
h)-İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün, 2008/33597 E, 2010/20380 K). Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.
İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K. ; Yargıtay 9.HD. 13.7.2010 gün, 2008/33764 E, 2010/23201 K.).
Somut uyuşmazlıkta, dosya kapsamındaki ibraname bakımından, 23/10/2008-08/06/2011 tarih aralığı için 1274,69 TL kıdem tazminatı ödemesi, 179,14 TL net ücret ödemesi kalemle yazılmıştır Sair alacak kalemlerinden bahsedilmediği için bu ibraname sair alacak kalemleri bakımından etkisiz ise de kıdem tazminatı bakımından davacı asil bizzat duruşmaya celbedilerek bu ibraname kendisine gösterilerek açıklatılmalı, ibranamenin kıdem tazmiantı alacağına etkisi irdelenmelidir.
Yukarda hesaba esas alınması gereken dönem nedeni ile ücret alacağı talebinin reddedilmesi gerektiği belirtildiği için ibranamede yer alan ücret ödemesinin ise neticeye etkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır.
6-Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.
Somut uyuşmazlıkta, hafta tatili ücreti ve fazla mesai ücreti bakımından, dava dilekçesinde pazar çalışma ücreti istenmiştir. Davacı vekilinin 03/04/2012 havale tarihli dilekçesinde davacının haftada 7 gün çalıştığı, pazar çalışmasının ayrı bir kalem olarak talep edildiği ve fazla mesai içinde talep edilmediği belirtilmesine rağmen, hafta tatili talebi reddedilerek hafta tatili çalışmasının fazla mesai ücreti içinde hesaplanması hatalıdır.
Eldeki dosyada ayda 2 hafta tatilinde 08:30-17:00 saatleri arasında, 1 saat ara dinlenmesi düşüldükten sonra günlük 7,5 saatlik fiili çalışma, yani hafta tatillerinde yapılan çalışma fazla mesai ücreti olarak hesaplanmış ve Mahkeme bu bilirkişi raporunu esas almıştır. Oysa hesaplanan bu alacak fazla mesai ücreti olarak değil hafta tatili ücreti olarak hüküm altına alınmalıdır.
Ayrıca, davalı … vekili davacıya ait olduğunu ileri sürerek bir kısım sayaç okuma kayıtlarını 03/10/2012 ıslak havaleli dilekçesi ekinde sunmuş olup bu kayıtların ve siyah naylon dosya içinde ibraz edilen bir kısım listelerin taraflardan sorulup değerlendirilerek fazla mesai ücreti bakımından sonuca gidilmesi gerekmektedir.
F)SONUÇ:
Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 30/11/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.