Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2015/16569 E. 2017/19090 K. 27.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/16569
KARAR NO : 2017/19090
KARAR TARİHİ : 27.11.2017

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, 28.7.2004 tarihinde güvenlik görevlisi olarak çalışmaya başladığını, 2006 yılından itibaren güvenlik görevlilerinin amiri olarak çalışmaya devam ettiğini, 26.4.2013 tarihli olay nedeniyle 6.5.2013 tarihli ihtarnameyle işine son verildiğini, ancak tebligatın ulaşmaması ve şifahi olarak da söylenmemesi nedeniyle 31.5.2013 tarihine kadar işinin başında kaldığını, 28.3.2004-2006 tarihleri arasında 24/28 şeklinde çalıştığını, aylık 60 saat, haftalık 15 saat fazla mesai yaptığını, bayram ve tatil günlerinde çalıştığını, 2006 yılından itibaren 08:00-18:00 arasında çalıştığını, son ücretinin 1.650TL olduğunu, 26.4.2013 tarihinde 02:00 saatinde diğer güvenlik görevlileri ile tartışma işyerinde zarar verme ve sarhoş vaziyette işe gelme gerekçeleriyle tazminatsız olarak işine son verildiğini, durumun belirtildiği gibi olmadığını ve tazminatsız fesih şartlarını doğuracak mahiyette olmadığını, sarhoş işe gelme durumunun olmadığını, çalışma saatlerinin 08:00-18:00 arasında olduğunu ve içki içtiği zamanın mesai sonrası bir dönem olduğunu, işyerine denetim için de gitmediğini, daha önce de dönem dönem yaptığı gibi samimi olduğu arkadaşlarına uğrayıp muhabbet etmek istediğini, fakat son gelişinde tartışma yaşandığından içkinin delil olarak kullanıldığını, olay günü gittiğinde kimseyi ayakta bulamadığından kapıyı çalıp güvenlikçileri uyandırdığını, … isimli güvenlikçinin tersleyip hakaret ettiğini, bunun üzerine her iki tarafında küfür ettiğini, tartışma büyüyünce bu kişinin tokat attığını, ona hamle yapmak isterken müvekkilinin elinin cama geldiğini, savunması alındığında elimi ben cam vurdum şeklinde yazmasının daha iyi olacağının görevlilerce telkin edildiğini, ancak bu savunmasının gerekçe yapıldığını, bu kişi hakkında daha önce şikayetlerin bulunduğunu, diğer güvenlik görevlilerinin polis memurlarına asılsız suçlamalarda bulunduğunu, karakolda tarafların birbirlerinden şikayetçi olmadığını, işyeri düzen ve otoritesinin etkilenmediğini iddia ederek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, 2004-2006 yılları arasındaki fazla çalışma ve bayram tatilleri alacağı olarak toplam 1.100TL’nin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı, zamanaşımı definde bulunduklarını, davacının dava dışı … Derneği’nde güvenlik görevlisi olarak 23.8.2004 tarihinde çalışmaya başladığını, 1.4.2013 tarihinde derneğe bağlı davalı iktisadi işletmede istihdam edilmeye devam edildiğini, 6.5.2013 tarihinde iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini, davacının olayın olduğunu gün savunmasının istendiğini, savunma vermek istemediğini, 29.4.2013 tarihinde savunma istem yazısının tebliğ edildiğini, savunmasını verdikten sonra 6.5.2013 tarihinde işine son verildiğini, hem sözlü hem de ihtarname ile yazılı olarak bildirildiğini, adres değişikliğinin bildirilmemesinden kaynaklı olarak ihtarnamenin tebliğ edilmediğini, davacının 26.4.2013 tarihinde işyerine içkili olarak geldiğinin tutanaklardan, karakol kayıtlarından ve dava dikçesinden anlaşıldığını, davacının iş akdinin 2 haklı nedene dayalı olarak feshedildiğini, birinin başka işçiye sataşması olduğunu,…k ile kavga ettiğini, hakaret ettiğini ve darp ettiğini, ifade tutanaklarında sabit olduğunu, diğerinin ise 84. maddeye aykırı hakaret etmesi olduğunu, bu hususları tutanaklarda yer aldığını, kapı camını kırdığını, alkollü olduğunu, mesai saatlerinde olsun olması alkollü gitmenin yasak olduğunu, kavga ettiği kişi açısından mesai saati olduğunu, denetleme için gittiğinin sabit olduğunu, işyerine alkollü olarak geldiğini, ahlak kurallarına aykırı olduğunu, 2004-2006 yılları arasında 12 saat çalışıp 24 saat izin yaptığını, bu dinlenmeler dışında haftasonu veya hafta ortasında 2 gün çalışmadığını, hafta izinlerini bu şekilde kullandığını, 2004-2006 yılları arasında dava dışı … Derneği’nde çalıştığından müvekkili iktisadi işletmeden talep edemeyeceğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; “davacıya ait SGK ve işyeri kayıtları, tarafların yazılı beyanları, kurumlar arası yazışmalar, yeminli dinlenen tanık beyanları, bilirkişi incelemesi, bilirkişi raporu karşısında, mahkememizce de bilirkişi raporuna itibar edilerek ve rapor hüküm kurmaya elverişli bulunduğundan, her ne kadar davalı taraf açılan davanın reddini talep etmiş ise de, davacının iş akdinin davalı işverenlikçe feshedildiği hususunda uyuşmazlık bulunmamakta olup, taraf savunmalarından ve dosya içerisindeki tanık beyanları dahil kayıtlardan, davacının işyerine İşK.md.84’e aykırı olacak şekilde sarhoş olarak geldiği ve diğer çalışan ile aralarında yaşanan tartışmanın kavgaya dönüştüğü, diğer çalışanların araya girdiği ve polis çağırılarak tarafların ifadesinin alındığı ve feshe konu olayın 26.4.2013 tarihinde gerçekleştiği ve feshin 6.5.2013 tarihli ihtarname ile gerçekleştirildiği görülmekle, İşK.md.26 gereğince derhal fesih hakkının kullanım süresinin öğrenildiği tarihten itibaren 6 iş günü olarak öngörüldüğü ve davalı bakımından bu sürenin (bir hafta tatili ve 1 mayıs genel tatil günü tenzil edildiğinde) 4.5.2013 tarihinde son bulduğu, davalı tarafından derhal fesih hakkının hak düşürücü süreye uyulmaksızın kullanıldığı ayrıca davalı işverenlikçe, işten ayrılış bildirgesinde ise fesih gerekçeleriyle çelişkili olacak şekilde ayrılış kodunun 25-işçi tarafından işverenin ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı davranış nedeni ile fesih olarak bildirildiği tüm dosya kapsamı ile de sabit olmakla, davacının davalı aleyhine açmış olduğu kıdem tazminatı alacağı ve ihbar tazminatı alacağı ile ilgili davasının ispatlanması sebebiyle, 10/01/2015 tarihli bilirkişi raporundaki hesap miktarı baz alınarak ve ıslah dilekçesindeki taleplerle bağlı kalınarak kabulüne, davacının davalı aleyhine açmış olduğu fazla çalışma ücret alacağı ve genel tatil ücret alacağı ile ilgili davasının ise davanın 11.12.2013 tarihinde açıldığı, zamanaşımı defi doğrultusunda davacının 11.12.2008 tarihinden önceki döneme ait taleplerinin zamanaşımına uğradığı ve davacı talebinin ise zamanaşımına uğrayan 2004-2006 dönemine ilişkin olduğu” gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1.Dosyadaki bilgi ve belgelere, delillerin taktirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.İş sözleşmesinin hak düşürücü süre içinde feshedilip feshedilmediği hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
İşçi veya işveren bakımından haklı fesih nedenlerinin ortaya çıkması halinde, iş sözleşmesinin diğer tarafının sözleşmeyi haklı nedenle fesih yetkisinin kullanılma süresi sınırsız değildir. Bu bakımdan 4857 İş Kanununun 26 ncı maddesinde, fesih nedeninin öğrenildiği tarih ile olayın gerçekleştiği tarih başlangıç esas alınmak üzere iki ayrı süre öngörülmüştür. Bu süreler içinde fesih yoluna gitmeyen işçi ya da işverenin feshi, haklı bir feshin sonuçlarını doğurmaz. Bu süre, feshe neden olan olayın diğer tarafça öğretilmesinden itibaren altı işgünü ve herhalde fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren bir yıl olarak belirlenmiştir.
4857 sayılı İş Kanununda, işçinin maddî çıkar sağlamış olması halinde bir yıllık sürenin işlemeyeceği öngörülmüştür. O halde, haklı feshe neden olan olayda işçinin maddî bir menfaati olmuşsa, altı işgününe riayet etmek koşuluyla olayın üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin işverenin haklı fesih imkânı vardır.
Altı iş günlük süre işçi ya da işverenin haklı feshe neden olan olayı öğrendiği günden itibaren işlemeye başlar. Olayı öğrenme günü hesaba katılmaksızın, takip eden iş günleri sayılarak altıncı günün bitiminde haklı fesih yetkisi sona erer.
İşverenin tüzel kişi olması durumunda altı işgünlük süre feshe yetkili merciin öğrendiği günden başlar. Bu konuda müfettiş soruşturması yapılması, olayın disiplin kurulunca görüşülmesi süreyi başlatmaz. Olayın feshe yetkili kişi ya da kurula intikal ettirildiği gün altı iş günlük sürenin başlangıcını oluşturur. Bir yıllık süre ise her durumda olayın gerçekleştiği günden başlar.
Haklı fesih nedeninin devamlı olması durumunda hak düşürücü süre işlemez (Yargıtay 9.HD. 15.2.2010 gün, 2008/16869 E, 2010/3345 K). Örneğin, ücreti ödenmeyen işçi ödeme yapılmadığı sürece her zaman haklı nedenle iş sözleşmesini feshedebilir. Bu örnekte işçi açısından haklı fesih nedeni her an devam etmektedir. Ancak işçinin daimî olarak bir başka göreve atanması veya iş şartlarının esaslı şekilde ağırlaştırılması halinde, bu değişikliğin sonuçları sürekli gibi görünse de işlem anlıktır. Buna göre sözleşmesini feshetmeyi düşünen işçinin bunu altı işgünü içinde işverene bildirmesi gerekir. Yine işyerinde işi yavaşlatma ve üretimi düşürme eyleminin süreklilik göstermesi durumunda, altı iş günlük süre eylemin bittiği tarihten başlar.
İşçinin ücretinin ödenmemesi temadi eden bir durum olmakla birlikte fesih hakkı ödemenin yapıldığı ana kadar kullanılabilir. Aksi halde Yasanın 24/III-e maddesinde öngörülen neden ortadan kalkmış olur. Fesih iradesinin altı iş günü içinde açıklanması yeterli olup, bu süre içinde tebligatın muhatabına ulaşmış olması şart değildir
4857 sayılı Yasanın 26 ncı maddesinde öngörülen altı işgünlük ve bir yıllık süreler ayrı ayrı hak düşürücü niteliktedir. Bir başka anlatımla fesih hakkının öğrenmeden itibaren altı iş günü ve olayın gerçekleşmesinden itibaren bir yıl içinde kullanılması şarttır. Sürelerden birinin dahi geçmiş olması haklı fesih imkânını ortadan kaldırır. Hak düşürücü sürenin niteliğinden dolayı taraflar ileri sürmese dahi, hâkim resen dikkate almak zorundadır.
Bu maddede belirtilen süreler geçtikten sonra bildirimsiz fesih hakkını kullanan taraf, haksız olarak sözleşmeyi bozmuş sayılacağından ihbar tazminatı ile şartları oluşmuşsa kıdem tazminatından sorumlu olur.
Yukarıda değinilen altı iş günlük ve bir yıllık hak düşürücü süreler, işçi açısından 24/II madde, işveren açısından ise 25/II maddede belirtilen sebeplere dayanan fesihler yönünden aranmalıdır. Bu itibarla, geçerli nedene dayanan fesih durumlarında, 26 ncı maddede öngörülen hak düşürücü süreler işlemez. Dairemizin istikrar kazanmış uygulaması bu yönde olup, geçerli nedene dayanılarak yapılan fesihlerde belirtilen hak düşürücü sürelerin yerine “makul süre” içinde sözleşmenin feshedilebileceğini kabul etmektedir (Yargıtay 9. HD. 2.2.2009 gün 2008/9790 E. 2009/1003 K.).
Somut uyuşmazlıkta davacının iş akdi 26.04.2013 tarihinde işyerine alkollü gelip, diğer güvenlik görevlisi ile kavga edip, camı kırması nedeniyle feshedilmiştir.
Mahkemece hak düşürücü sürenin geçtiği kabul edilerek, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı taleplerine hükmedilmemişse de mahkeme gerekçesi yerinde değildir.
Şöyle ki; olay 26.04.2013 tarihinde meydana gelmiş, aynı gün davacıdan savunması istenmiş, davacı savunmasını 29.04.2013 tarihinde yapmıştır. İşverenin fesih hakkını kullanabilmesi için olayı netleştirmesi ve soruşturma yapması gerekebilir. Bu hallerde 6 iş günlük hak düşürücü süre, en erken savunmadan itibaren başlayacaktır. Buna göre davacı savunmasını 29.04.2013 tarihinde teslim etmiş, hak düşürücü süre 30.04.2013 tarihinde başlamıştır. Aradaki 1 Mayıs ve davacının haftada 5 gün çalışması nedeniyle 4-5 Mayıs Cumartesi – Pazar günleri iş gününden sayılmayacağından 6 Mayıs tarihinde yapılan feshin, 6 iş günlük hak düşürücü süre içerisinde yapıldığı anlaşılmıştır.
İş verenin feshi haklı ve süresinde olup, kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü bozmayı gerektirmiştir.
F)Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebepden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 27.11.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.