Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2015/15803 E. 2017/17661 K. 07.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/15803
KARAR NO : 2017/17661
KARAR TARİHİ : 07.11.2017

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti, ücret alacağı, fazla mesai ücreti, milli bayram alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirkette 01/02/2007-17/03/2010 tarihleri arasında net 2.300,00 TL ücretle muhasebe sorumlusu olarak çalıştığını, resmi kayıtlarda kazancının asgari ücret olarak gösterildiğini, davalı işverenin 2009 yılı sonlarına doğru 2.300,00 TL olan maşını 2010 yılından itibaren 1.500,00 TL’ye indirdiğini, iş akdinin haksız feshedildiğini ve alacaklarının ödenmesi için …. 10. Noterliğinden keşide ettiği 22/03/2010 günlü ihtarnameye rağmen ödemediğini ileri sürerek, alacaklarını istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;davacının davalı şirkette tamamen prim usulü ile çalıştığını, çalıştığı süre içerisinde de sattığı ürünlerin primlerini aldığını, birçok suistimal ve yolsuzluklarının ortaya çıktığını ve anahtar teslimi yapmadan şirketi terk ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkmece özetle;tüm dosya kapsamı, tarafların delilleri, hizmet cetveli, işyeri kayıtları, tanık beyanları, …. 15. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/7 – 2014/632 Esas Karar sayılı dosyası ve bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde; davacının davalı iş yerinde 14/04/2007 tarihinden 17/03/2010 tarihine kadar 2 yıl 11 ay 3 gün süre ile çalıştığı, davacının son ücretinin 1.000,00 TL net 1.395,67 TL brüt ücret olduğu, …. 15. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/7 Esas – 2014/632 Karar sayılı kararında sanığın … olduğu hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanmak suçundan dava açıldığı sanığın beraatine karar verildiği,davacı ihbar tazminatı talebinden bulunmuş ise de iş sözleşmesinin İş Kanunu’nun 24/2-e maddesine göre sona erdiren taraf olarak ihbar tazminatı talep hakkı olmayacağından davacının ihbar tazminatı talebinin reddine, davacının Aralık 2009 – Mart 2010 dönemi ücretlerinin ödenmediği iddiası ile talepte bulunduğu ücretin tam ve zamanında ödendiğini kanıtlama yükümlülüğü işverene ait olup dosyaya mübrez Aralık 2009 – Mart 2010 bordrolarında davacı imzası bulunmadığı gibi davacıya talep konusu yaptığı ücretlerinin ödendiğini imzasını taşıyan bordro makbuz yazılı delil vs banka kaydı ibraz suretiyle kanıtlanmamış olmakla davacının 3.566,67 TL ücret alacağının olduğu, dosyaya mübrez izin defterinden 01/05/2009-20/05/2009 tarihleri arasında davacının 14 gün izin kullandığına ilişkin imzasının bulunduğu ancak 04/01/2010-20/01/2010 tarihleri arasında 14 gün izin kullandığı ve izin bordrosu ile davacıya ocak 2010 ayında 14 günlük ücretli izin tahakkukku yapıldığı görülmekte ise de gerek izin defteri gerekse izin bordrosunda imzası bulunmadığı görülmekle davacının 14 günlük izin hakkına ilişkin ücret alacağı bulunduğu, davacının tanık beyanları ile fazla çalışma yaptığı ve milli bayramlarda çalıştığını ispatladığı,davalı işveren tarafından fazla çalışma ücretlerinin ödendiği bordro yazılı delil banka kaydı ile ispat edilemediğinden davacının fazla çalışma ücretine hak kazandığı ancak fazla çalışma ücretinden 1/3 oranında hakkaniyet indirimi, davacının milli bayram alacağından ise 1/4 oranında hakkaniyet indirimi yapılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilerek hüküm kurulmuştur.
D) Temyiz:
Kararı davalı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.).
Somut uyuşmazlıkta davacının kısmi dava ile işçilik alacaklarını talep ettiği, davalının 06.09.2012 tarihinde süresi içerisinde ıslaha karşı yaptığı zaman aşımı def’inin mahkemece değerlendirilmemesi hatalıdır.
3-Hükme esas alınan bilirkişi raporunda yıllık izin defteri ile kullanılan izin mahsup edilerek bakiye yıllık izin ücreti alacağının 466,67 TL olarak hesap edilmesine rağmen hükümde 4.166,67 TL olarak yazılması da hatalıdır.
F) SONUÇ:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 07.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.