Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2016/2957 E. 2017/5141 K. 09.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/2957
KARAR NO : 2017/5141
KARAR TARİHİ : 09.10.2017

MAHKEMESİ :FİKRİ VE SINAÎ

Taraflar arasında görülen davada … (Kapatılan) 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 16/12/2015 tarih ve 2015/12-2015/131 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl davanın davalısı, karşı ve birleşen davanın davacısı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl davada davacı vekili, 2009/02049 sayılı çoklu endüstriyel tasarımın müvekkili adına tescilli olduğunu, davalının bu tasarımı en ince ayrıntısına kadar taklit etmek suretiyle müvekkilinin tasarım hakkına tecavüz ettiğini ileri sürerek tecavüzün önlenmesini, 20.000 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte ve şimdilik 1.000 TL maddi tazminatın avans faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Asıl davada davalı, karşı ve birleşen davada davacı vekili, davacı adına tescilli 2009/02049 sayılı tasarımın harcı alem olup 554 sayılı KHK’nın 5, 6 ve 7. maddeleri uyarınca yenilik ve ayırt edicilik vasıflarının bulunmadığını, aynı KHK’nın 10. maddesi uyarınca teknik fonksiyonun gerçekleştirilmesinde tasarımcıya tasarıma ilişkin özellik ve unsurlarda hiç bir seçenek özgürlüğü bırakmadığını, müvekkili ürünleri ile davacı tasarımlarının farklılık arz ettiğini ileri sürerek karşı davada ve birleşen davada 2002/02049 sayılı tasarımın hükümsüzlüğünü, asıl davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafa ait 2009/02049 numaralı tasarım tescilinin 2 ve 5 numaralı tasarımlarının halen geçerli olduğu, 1, 3 ve 4 numaralı tasarımların tescil belgesi kapsamında bulunmadığı, davacı adına tescilli tasarım ile davalı tarafa ait ürün kataloğunda yer alan “tılsım” isimli ürün karşılaştırıldığında, bilgilenmiş kullanıcı üzerindeki genel izlenimlerinde belirgin bir farklılık bulunmadığı, davalının tecavüz eylemi sabit olduğundan aynı sektörde faaliyet gösteren davalının uyuşmazlığa konu ürünleri üretmesi, satması ve tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile hak ve nesafet kuralları gözetilerek maddi ve manevi tazminatın belirlendiği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne, davalının 3455 kodlu TILSIM modeli ürünlerindeki kolçak aksesuarları ve taşıyıcı ayağının iz düşümsel üst formunun davacı adına tescilli 2009/02049-2 sayılı tasarıma tecavüz oluşturduğunun tespitine, tecavüzün men’ine, 1.000 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, 10.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, karşı dava ve birleşen dava yönünden karar kesinleşmiş olduğundan ayrıcı hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararı, asıl davanın davalısı, karşı ve birleşen davanın davacısı vekili temyiz etmiştir.
1- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Gerek mülga 1086 sayılı HUMK 382 ve devamı maddelerinde gerekse yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluk olup, HMK’nın 298/2. maddesinde gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır.
Somut olayda mahkemece hükmün tefhim edildiği 16.12.2015 tarihli celsede kısa kararın 1 nolu bendinde “Davacı adına TPE nezdinde tescilli 2009/02049 nolu ETTB’nin 2, 3, 4 nolu tasarımlarının, davalının 3455 kodlu TILSIM, 3453 kodlu STİL, 3435 kodlu RÜYA GOLD ve 3433 kodlu RÜYA modeli ürünler ile “kolçak aksesuarları ve taşıyıcı ayağının iz düşümsel üst formu” nun eş değer ve birebir aynı olmasının davacının tasarım hakkına tecavüz oluşturduğunun tespitine, men’ine,” karar verildiği halde gerekçeli kararın hüküm fıkrasının 1 nolu bendinde “Davacı adına TPE nezdinde tescilli 2009/02049 nolu ETTB’nin 2 nolu tasarımlarının, davalının 3455 kodlu TILSIM modeli ürünler ile “kolçak aksesuarları ve taşıyıcı ayağının iz düşümsel üst formu” nun eş değer ve birebir aynı olmasının davacının tasarım hakkına tecavüz oluşturduğunun tespitine, men’ine,”” dair karar verilmek suretiyle kısa ve gerekçeli kararlar arasında çelişki oluşturulduğundan, yeni bir kısa ve buna uygun gerekçeli karar verilmek üzere hükmün res’en bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre asıl davanın davalısı, karşı ve birleşen davanın davacısı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle asıl davanın davalısı, karşı ve birleşen davanın davacısı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 09/10/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.