YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/14896
KARAR NO : 2014/16961
KARAR TARİHİ : 25.11.2014
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiş, davacı vekilince de duruşma talep edilmiş olmakla, duruşma için tayin edilen 25.11.2014 Salı günü davacı vekili Av…. ile davalı vekili Av. … geldiler. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraf vekilleri dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalının işleteni ve aynı zamanda sürücüsü olduğu aracın tek taraflı kaza yapması sonucu araçta yolcu olarak bulunan müvekkilinin ağır şekilde yaralandığını, bacağının koptuğunu, böbreklerinin iflas ettiğini belirterek 300.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin davacıyı taşımakta menfaatinin bulunmadığını, birlikte alkol aldıklarını, müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davanın kısmen kabulü ile 30.000 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 29/06/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde ve özellikle, manevi tazminatın takdirinde 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 47. maddesindeki özel haller dikkate alınarak hak ve nesafet kuralları çerçevesinde hüküm kurulmuş olmasına göre, davacı vekili ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve 1.100,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, 1.100,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine, aşağıda dökümü yazılı 0,90 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, aşağıda dökümü yazılı 1.536,80 TL kalan onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına 25.11.2014 gününde Üye …’ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.
-KARŞI OY-
Davacı vekili, davalının işleten ve sürücüsü olduğu araç ile tek taraflı yaptığı kazada aynı araçta yolcu olarak bulunan müvekkili …’nin yaralandığını, bacağının kopup böbreklerinin iflas ettiğini belirterek 300.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin davacıyı taşımakla menfaatinin olmadığını, birlikte alkol aldıklarının kazanın bu sırada meydana geldiğini belirterek reddini istemiştir.
Dava, TBK 56.(BK 47) maddesine göre cismani zarara dayalı işleten-sürücüye karşı açılmış manevi tazminat davasıdır.
Mahkemece, davanın 30.000,00 TL için kısmen kabulüne karar verilerek, tazminata 29.06.2012 olay tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmüştür.
Bu karar her iki tarafça temyiz edilmiş, Dairemizce yapılan incelemede onama kararı verilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 47. (TBK 56.maddesi) hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacıca göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında,Dosyadaki belgelere göre davacının hayati tehlike geçirecek, Basit Tıbbi Müdahile ile giderilmeyecek şekilde yaralandığı, hayati fonksiyonların bu yaralanma nedeniyle ağır derecede etkilendiği, organlardan birinin işlevini sürekli yitirdiği, yüzdeki yaraların sabit iz niteliğinde olduğu, kuyruk kemiğinde kırık olup sağ bacağın kalçadan tamamen ampute edildiği, böbreklerinin fonksiyonunu kaybetmiş olup buna dayalı tedavilerin yapıldığı anlaşılmaktadır.
Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, M.K’nun 4.maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hak ve nesafete göre hükmedeceği öngörülmüştür.
Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, takdir olunan manevi tazminatın düşük olduğu görülmüş ve hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun onama görüşüne katılmıyorum.