Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2015/12764 E. 2017/16152 K. 05.12.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/12764
KARAR NO : 2017/16152
KARAR TARİHİ : 05.12.2017

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı alacaklı vekili borçlu …..nın mirasçıları aleyhine başlattıkları icra takibi kapsamında yapılan 25/06/2014 tarihli haciz sırasında borçluya ait bir takım menkullerin haczedildiğini, haciz sırasında davalı 3. kişi tarafından istihkak iddiasında bulunulduğunu, haczin yapıldığı işyerinde borçlu ve kardeşlerinin adi ortaklık kurduğunu, borçlunun ölümü üzerine kardeşlerinin yeni adi ortaklık kurarak borçluların hisselerini yok saydıklarını, bu işlemin mal kaçırmak amacıyla yapıldığını belirterek istihkak iddiasının kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı 3. kişi vekili; müvekkilinin borçlularla ilgisi olmadığını,borçluların murisinin de alacaklıya herhangi bir borcunun bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; borçlu asılın ölümünden sonra, üçüncü kişi ile borçlunun faaliyet konusunun ve ortaklarının aynı olduğu adi ortaklık kurulduğu, haciz işleminin yapıldığı bayiideki ürünlerin çoğunun muris ….’ya ait olduğu, davalı 3. kişi vekilince ibraz edilen faturaların her zaman düzenlenebileceği, faturalarda haczedilen mallara ilişkin ayırt edici nitelik ve özelliklerinin belirtilmediği, yasal karinenin aksinin ispatlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı 3. kişi vekili temyiz etmiştir.
Dava, alacaklının İİK’nun 99. maddesine dayalı istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.
1-Dava konusu 25.06.2014 tarihli hacizde davalı 3. kişi … haciz yapılan işyerinin ve haciz aderisinde bulunan menkullerin kendisi ve dava dışı iki kardeşi arasında kurulan adi ortaklığa ait olduğunu iddia etmiştir.
818 sayılı önceki BK’nun 534.maddesi; “Şirketin iktisap ettiği veya şirkete devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar şirket mukavelesi dairesinde müştereken şeriklere ait olur. Şirket mukavelesinde diğer bir hüküm bulunmadıkça bir şerikin alacaklıları haklarını ancak o şerikin tasfiyedeki hissesi üzerinde kullanabilirler. Hilafı mukavele edilmiş olmadıkça, şerikler, birlikte yahut bir mümessil vasıtasiyle üçüncü şahsa karşı deruhde etmiş oldukları borçlardan müteselsilen mes’ul olurlar.” hükmünü içermekte olup; aynı husus 6098 sayılı TBK’nun 638.maddesinde de; “Ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar, ortaklık sözleşmesi çerçevesinde elbirliği hâlinde bütün ortaklara ait olur. Ortaklık sözleşmesinde aksine bir hüküm bulunmadıkça, bir ortağın alacaklıları, haklarını ancak o ortağın tasfiyedeki payı üzerinde kullanabilirler. Ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığı ile, bir üçüncü kişiye karşı, ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçlardan, aksi kararlaştırılmamışsa müteselsilen sorumlu olurlar.” şeklinde ve önceki kanun hükümlerine paralel şekilde düzenlenmiştir.
Dosyanın incelenmesinde; haciz adresine ilişkin adi ortaklık ilişkisine dava dışı Necah Katayıfçı ve Enis Katayıfçı’nın da dahil olduğu anlaşılmaktadır. Adi ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığından bu tür davalarda dava açılırken husumet tüm ortaklara karşı yöneltilir.
O halde; mahkemece dava dışı ortaklar…..’nın da davaya taraf olarak katılımı sağlanarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken,taraf teşkili sağlanmadan, işin esasına yönelik karar verilmesi isabetli olmamıştır.
2)Yargıtay’ın ve Dairemiz’in istikrar kazanan uygulamasına göre; borçlunun, istihkak iddiasına karşı tutumu belirli ise ve duruşmalara dahil edilmesi, işin esasına etki etmeyecekse, davada taraf olarak gösterilmesi gerekli değildir. Ne var ki, somut olayda yokluğunda alınan haciz kararlarından haberdar edilmeyen, 103 davet kağıdı da tebliğ edilmeyen borçlunun, istihkak iddiasına karşı tutumu belirlenememiştir. Bu nedenle borçlunun davalı sıfatı ile davaya katılmasının sağlanması için, davacı alacaklıya süre ve imkan verilerek taraf teşkilinin sağlanması, tarafların tüm delillerinin toplanmasının ardından, işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekir. Taraf teşkili sağlanmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
3-Bozma neden ve şekline göre davalı 3. kişi vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesi gerekli görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle hükmün İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı 3. kişi vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 05.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.