YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/31585
KARAR NO : 2017/20821
KARAR TARİHİ : 11.12.2017
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının 02/01/2014 tarihinden 18/09/2015 tarihine kadar davalı işyerinde zincir mağazalar satış ve operasyon müdürü ünvanı ile Türkiye standartlarında önemli sayılacak bir maaşla çalıştığını, her sene önemli rakamlarda prim alma imkanının bulunduğunu, kendisine tahsis edilen bir aracı, özel sağlık sigortası ve sosyal haklarının olduğunu, iyi şartlarda bir işte çalışıyorken bu işten ayrılmasının mantıkla idrak edilemeyeceğini, davacı hakkında tamamen asılsız ithamlarda bulunulduğunu, maddi anlamda sıkışık bir dönemde olması nedeni ile çok ihtiyacı olan prim alacağının ödenmemesi riski ile karşı karşıya bırakılarak iradesinin sakatlandığını ve bu sürece sürüklendiğini, davacının işten ayrılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, 18/09/2015 tarihinde çıkış işlemleri yapılan davacının şirketteki yolsuzluklarını ortaya çıkarmasından dolayı bu duruma düştüğünü iddia ederek; feshin geçersizliğine, boşta geçen süreye ilişkin 4 aylık brüt ücreti ve sosyal hakları ile işe iade kararına uyulmaması durumunda 8 aylık brüt ücret tutarında işe başlatmama tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının 02/01/2014 tarihinden 18/09/2015 tarihine kadar davalı şirket bünyesinde zincir mağazalar satış ve operasyon müdürü olarak görev yaptığını, istifa dilekçesi ve ibranamede açıkça belirtildiği üzere davacının işten istifa ederek ayrıldığını, davacının istifasını saklamak ve mahkemeyi yanıltmak amacını güttüğünü, davacının işten ayrılması esnasında şirketin üzerine düşen yasal tüm ödemeleri yapmış olduğunu, davacının hiçbir alacağının kalmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, fesih öncesinde davacı hakkında…..adında dava dışı çalışanın şikayet dilekçesi verdiği ve davacı hakkında araştırma yapılmaya başlandığı gerek davacı tanığı …’ın beyanında gerekse cevap dilekçesi içeriğinde belirtilmiş olup, davacının 1475 sayılı Yasa’nın 14/1-5. maddesi gereğince işverenliğe sunduğu istifa dilekçesi öncesinde, 17.09.2015 tarihinde davacının mail sisteminin kapalı olduğuna dair uyarı vermesi, belgeleri sunulduğu üzere davacının aldığı aylık ücret ve prim miktarları ve yurtdışı seyahat gibi sosyal haklar gözetildiğinde davacının istifaen işten ayrılmasının hayatın olağan akışına uygun düşmediği anlaşılarak işverence yazılı istifa dilekçesi verilmesinin talep edildiği yönünde kanaat oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı vekili yasal süresi içinde temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Taraflar arasındaki iş ilişkinin “bozma sözleşmesi” yoluyla sona erip ermediği hususu uyuşmazlık konusudur.
Bozma sözleşmesi (ikale) yasalarımızda düzenlenmiş değildir. Sözleşme özgürlüğünün bir sonucu olarak daha önce kabul edilen bir hukuki ilişkinin, sözleşmenin taraflarınca sona erdirilmesi mümkündür. Sözleşmenin, doğal yollar dışında tarafların ortak iradesiyle sona erdirilmesi yönündeki işlem ikale olarak adlandırılır.
İş Kanununda bu fesih türü yer almasa da, taraflardan birinin karşı tarafa ilettiği iş sözleşmesinin karşılıklı feshine dair sözleşme yapılmasını içeren bir açıklama (icap), ardından diğer tarafın da bunu kabulü ile bozma sözleşmesi (ikale) kurulmuş olur.
Bozma sözleşmesinde icapta, iş ilişkisi karşı tarafın uygun irade beyanı ile anlaşmak suretiyle sona erdirmeye yönelmiştir. Bu sebeple, ikale sözleşmesi akdetmeye yönelik icap, fesih olarak değerlendirilip, feshe tahvil edilemez.
Bu anlamda bozma sözleşmesinin şekli, yapılması, kapsam ve geçerliliği Borçlar Kanunu hükümlerine göre saptanacaktır. Buna karşılık iş sözleşmesinin bozma sözleşmesi yoluyla sona erdirilmesi, iş hukukunu yakından ilgilendirdiği için ikalenin yorumunda iş sözleşmesinin yorumunda olduğu gibi, genel hükümlerin yanı sıra iş hukukundaki “işçi yararına yorum” ilkesi de göz önünde bulundurulacaktır.
Borçlar Kanunun 23-31 maddeleri arasında düzenlenmiş olan irade fesadı hallerinin, bozma sözleşmeleri yönünden titizlikle ele alınması gerekir. Bir işçinin bozma sözleşmesi yapma konusundaki icap veya kabulde bulunmasının ardından işveren feshi haline özgü iş güvencesi hükümlerinden yararlanmak istemesi ve yasa gereği en çok bir ay içinde işe iade davası açmış olması hayatın olağan akışına uygun düşmez.
İş ilişkisi taraflardan her birinin bozucu yenilik doğuran bir beyanla sona erdirmeleri mümkün olduğu halde, bu yola gitmeyerek karşılıklı anlaşma yoluyla sona erdirmelerinin nedenleri üzerinde de durmak gerekir. Her şeyden önce bozma sözleşmesi yapma konusunda icapta bulunanın makul bir yararının olması gerekir. İş ilişkisinin bozma anlaşması yoluyla sona erdirildiğine dair örnekler 1475 sayılı İş Kanunu ve öncesinde hemen hemen uygulamaya hiç yansımadığı halde, iş güvencesi hükümlerinin yürürlüğe girmesinin ardından özellikle 4857 sayılı İş Kanunu sonrasında giderek yaygın bir hal almıştır. Bu noktada, işveren feshinin karşılıklı anlaşma yoluyla fesih gibi gösterilmesi suretiyle iş güvencesi hükümlerinin bertaraf edilmesi şüphesi ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla irade fesadı denetimi dışında, tarafların bozma sözleşmesi yapması konusunda makul yararının olup olmadığının da irdelenmesi gerekir. Makul yarar ölçütü, bozma sözleşmesi yapma konusundaki icabın işçiden gelmesi ile işverenden gelmesi ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak ele alınmalıdır. Dairemizin 2008 yılı kararları bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 21.4.2008 gün 2007/31287 E, 2008/9600 K).
Bozma sözleşmesi yoluyla iş sözleşmesi sona eren işçi, iş güvencesinden yoksun kaldığı gibi, kural olarak feshe bağlı haklar olan ihbar ve kıdem tazminatlarına da hak kazanamayacaktır. Yine 4447 sayılı Yasa kapsamında işsizlik sigortasından da yararlanamayacaktır. Bütün bu hususlar, iş hukukunda hâkim olan ibranamenin dar yorumu ilkesi gibi, hatta daha da ötesinde, ikale sözleşmesinin geçerliliği noktasında işçi lehine değerlendirmenin gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Tarafların bozma sözleşmesinde ihbar ve kıdem tazminatı ile iş güvencesi tazminatı hatta boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklardan bazılarını ya da tamamını kararlaştırmaları da mümkündür. Bozma sözleşmesinin geçerliliği konusunda bütün bu hususlar dikkate alınarak değerlendirmeye gidilmelidir.
Bozma sözleşmesinde kıdem tazminatının ödenmesi kararlaştırıldığı takdirde, kıdem tazminatı 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesine göre hesaplanmalı ve anılan maddedeki kıdem tazminatı tavanı gözetilmelidir. Belirtmek gerekir ki, sözü edilen Yasada düzenlenen kıdem tazminatı tavanı mutlak emredici niteliktedir.
Dosya içeriğine göre; davacı vekili; davacının brüt 95.646.00 TL prim ödemesinin yapılmayacağı baskısı altında işten ayrılmaya zorlandığını iddia ederek, feshin geçersizliğine karar verilmesini talep etmiştir. Ancak davacının davalı işverenliğe hitaben el yazısı ile düzenlediği 18.09.2015 tarihli dilekçesi ile iş akdini sigortalılık süresini ve prim ödeme gününü tamamladığından yaşlılık aylığına hak kazanmak için sonlandırdığını belirttiği, “ibraname” başlıklı belgede de “tüm yasal hakkım ödemelerin bugün yapılması kaydıyla” şeklinde kayıt koyduğu görülmüştür. Davacı taraf her ne kadar prim ödemesinin yapılmayacağı baskısı altında işten ayrılmak zorunda bırakıldığını belirtmiş ise de; tanık anlatımlarından irade fesadının ispatlanamadığı, davacının kendi isteği ile işten ayrıldığı ve iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacağı anlaşıldığından, davanın reddi yerine mahkemece yazılı şekilde kabulü hatalıdır.
4857 sayılı İş Yasası’nın 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarda açıklanan gerekçe ile;
1.Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.Davanın REDDİNE,
3.Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
4.Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 112,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
5.Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 1.980,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6.Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine,
Kesin olarak 11.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.