Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2016/4245 E. 2017/6420 K. 22.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/4245
KARAR NO : 2017/6420
KARAR TARİHİ : 22.11.2017

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada … 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 04/12/2015 tarih ve 2014/1405-2015/1177 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, şirketin altı yıldır genel kurulun toplanmadığını, bu nedenle yönetim kurulu ve denetim kurulunun oluşturulamadığını, organ eksikliğinin olduğunu, son seçilen yönetim kurulunun da şirketi kendi şahsı menfaatleri için kullandığını ileri sürerek şirkete tedbiren kayyum atanarak şirketin fesih ve tasfiyesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirkete 2012 yılında mahkeme kararıyla kayyum atandığını ve genel kurul toplantısı yapılarak yönetim kurulu seçiminin yapıldığını, 6102 sayılı TTK’na göre denetçi bulunmasının zorunlu olmadığını, şirketin tasfiyesine gerektiren bir durumun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalı şirketin halihazırda ticari faaliyetini sürdürdüğü ve 2012-2014 yılları arasındaki dönemde kârını ve özvarlık değerini arttırdığı, işletme konusunun gerçekleşmesinin imkansız hale gelmesinden söz edilemeyeceği, organ eksikliğinin yapılan genel kurullarda giderildiği, davacının davalı şirket yönetim kurulu üyelerinin faaliyetleri ile şirketin zarara uğratılmış olduğu iddiasına dayalı olarak davalı şirketin 6102 sayılı TTK m. 531 hükmüne göre haklı sebeplerle feshi talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, anonim şirketin fesih ve tasfiyesi istemine ilişkin olup, davacı vekili dava dilekçesinde, ortağı olduğu davalı şirketin gayrifaal olduğunu, şirketin kendisine ait fabrikasından gelen kira geliri dışında başka geliri olmadığını, ticari faaliyet göstermediğini, var olma amacının ortadan kalktığını iddia etmektedir. Bu kapsamda davacı tarafça dosyaya, şirket ve yöneticileri hakkında açılmış çok sayıda dava ve bu davalarda alınan bilirkişi raporları ile kayyım raporu sunulmuştur. Bu belgelerin incelenmesi neticesinde; davalı şirket yöneticilerinin … Asliye Ceza Mahkemesi 2009/424 esas 2011/614 karar sayılı dosyasında, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan yargılandığı, şirketin alacak ve borç hesaplarında gerçeğe aykırı belgelendirme yaptıkları, muhasebe belgelerinde usulsüzlükle belgeye dayanmayan işlemler yaptıkları, fiktif belgelerle kendilerini şirketten alacaklı duruma getirdikleri, bilançoda mevcut aktif kıymetlerin bir kısmının aslında fiziki olarak var olmadığı tespit edilmiş; … 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2011/130 esas sayılı
dosyasına sunulu bilirkişi raporunda davalı şirkete ait fabrikada gıda üretim faaliyetlerinin devam etmediği, başka bir firmanın mobilya faaliyeti gösterdiği ve mobilya imalatına yönelik makine ve malzemelerin bulunduğu belirlenmiş; yine şirketin olağanüstü genel kurul toplantısını yapması için görevlendirilen kayyım tarafından hazırlanan 18.07.2013 tarihli rapora göre, şirketin gayrifaal olduğu, şirketin kendisine ait fabrikasında aylık kira gelirinden başka bir geliri olmadığı, Maliye’ye ve SGK’ya borcu bulunduğu, şirketin bu şartlarda faaliyette bulunmasının ortaklara hiçbir kazanç sağlamayacağı, şirketin ya sermaye arttırımına gitmesi yada acilen tasfiye edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Ancak işbu dava dosyasında alınan bilirkişi raporunda; şirketin ticari defter ve kayıtları incelenmiş ve halihazırda ticari faaliyetine devam ettiği, 2012-2014 yılları arasında kârını ve özvarlık değerini sürekli arttırdığı TTK 529/1-b hükmü anlamında işletme konusunun gerçekleşmesinin imkansız hale gelmesi durumunun söz konusu olmadığı yönünde tespitler yapılmıştır.
Davacı tarafça şirketle ilgili diğer dava dosyalarındaki bilirkişi raporlarındaki tespitler ileri sürülerek bilirkişi raporuna itiraz edilmiş ise de, itirazları karşılanmamıştır. Davacı dava dilekçesinde de aynı iddiaları ileri sürmüş olup, dava dilekçesi ekinde de söz konusu rapor ve tespitlere yer vermiştir. Bu durumda, mahkemece davacı tarafından dosyaya sunulan ve şirket hakkında tespitler içeren bilirkişi raporlarının da incelenmesi ve alınan bilirkişi raporu ile arasındaki çelişkilerin giderilmesi, davalı şirketin esas sözleşmesinde yer alan faaliyetlerine halihazırda devam edip etmediği, şirket fabrikasının kiraya verilip verilmediği ve hesap ve kayıtlarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı hususlarında davacının itirazlarını karşılar şekilde yeni bir bilirkişi heyetinden denetime elverişli bir rapor alınarak infisah sebebinin oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi ve böylelikle sonuca varılması gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 22/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.