YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2017/19001
KARAR NO : 2017/25030
KARAR TARİHİ : 16.11.2017
Sanıklar … ve … hakkında tehdit suçlarından yapılan yargılama sonucunda mahkumiyetlerine dair Ereğli (Konya) 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 16/04/2013 gün ve 2012/330 (E)-2013/136 (K) karar sayılı hükümlerin sanık …, sanık … müdafii tarafından temyizi üzerine,
Dairemizin 27/03/2017 gün ve 2014/47690 esas, 2017/9265 sayılı kararıyla,
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Sanıklara yükletilen tehdit eylemleriyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemlerin sanıklar tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezaların kanuni bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından sanıklar … ve … müdafiinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, karar verilmiştir.
I-İTİRAZ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25/09/2017 gün ve KD – 2017/46625 sayılı yazısı ile,
“İTİRAZ EDİLEN KARAR: Yargıtay 4 Ceza Dairesinin, 27/03/ 2017 tarih ve 2014/47690 Karar sayılı ilamı,
İTİRAZ EDEN: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı,
KONUNUN TAKDİMİ: Ereğli C.Başsavcılığının, 29/05/2012 tarih ve 2012/1015 Esas sayılı iddianamesiyle, sanıklar … ve …’in, Ereğli İlçe Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptıkları, ancak her iki sanığın da olay tarihinde görevli olmadıkları ve sivil kıyafetli oldukları, olay tarihinde ise her iki sanığın da mağdurların bulunduğu işyerine müşteri olarak gittikleri, sanıkların burada bulundukları sırada, yüksek sesle ve küfürlü konuşmaları üzerine mağdurlardan…’in sanıklara müdahale ederek diğer müşterilerin rahatsızlığını sanıklara ilettiği, bunun üzerine sanıklarla mağdur … arasında sözlü tartışmanın başladığı, tartışma sırasında sanıklardan ….ın mağdur …’e hitaben “sen kimsin, git müşteriliğini yap, bakma öyle, belanı bizden bulma, defol git” gibi sözcükler ile diğer sanık …’in de yine mağdur …’e “bizi ayağa
kaldırma, belanı bizden bulma” gibi sözler sarfettikleri, akabinde sanıklarla mağdur … arasında arbedenin yaşandığı, diğer çalışanların araya girerek ortamı yatıştırdıkları, sanıkların işyerinden çıktıkları esnada sanıklardan Murat’ın mağdur …’in yakasından tutarak “dışarı çık lan, sen benim amirime ne diyorsun, postamı koyuyorsun, dışarıda hesaplaşalım” dediği ve hemen akabinde görevi nedeniyle kendisine verilen silahın namlusuna mermi sürerek mağdura doğrulttuğu ve yine mağdura hitaben “ben Ereğli’yi kaldırırım, senin ananı avradını sinkaf ederim” gibi sözler sarfettiği, çalışanların araya yeniden girdiği, ve olayları yatıştırmaya çalıştıkları ve daha sonra olay yerine güvenlik güçlerinin geldiği şeklinde gerçekleşen eylemler sonucunda, sanık … hakkında TCK 106/2-a, 125/1-4 maddesince diğer sanık … hakkında TCK 106/1-2 cümle ve 125/1-4 maddelerince cezalandırılmaları istemiyle kamu dava açıldığı,
Ereğli 2 Asliye Ceza Mahkemesinin 16/04/2013 tarih ve 2012/330 Esas 2013/136 Karar sayılı ilamıyla, her iki sanık hakkında TCK 106/2-a-c, 62 md 2 Yıl 1 Ay Hapis ve TCK 53/1, 54 md cezalandırılmasına karar verildiği,
Hüküm sanıklar … ve … tarafından yasal süresi içinde temyiz edildiği, yapılan temyiz inceleme sonucunda, Yargıtay 4 Ceza Dairesinin, 27/03/ 2017 tarih ve 2014/47690 Karar sayılı ilamıyla sanıklar hakkında tehdit suçuyla ilgili mahkumiyet kararlarının onanmasına karar verildiği,
Yargıtay 4 Ceza Dairesinin, 27/03/ 2017 tarih ve 2014/47690 Karar sayılı onama kararının hukuka aykırı olduğu, maddi olayda, ilk aşamada masada oturan sanık …’in mağdur …’a yönelik sarf ettiği “bizi ayağa kaldırma, belanı bizden bulma” gibi sözlerin, TCK 106/1-2 cümle kapsamında bulunduğu ve mağdur …’in sanıkla ilgili şikayetinden vazgeçtiği, çıkan tartışmanın araya girenler tarafından engellenerek tartışmanın sona erdiği ancak daha sonra, sanık …’ın kasaya ödeme yapıldıktan sonra önceki olayın etkisiyle ve ani bir hakaretle mağdur …’e yöneltmesi ve yakasına yapışarak, “dışarı çık lan, sen benim amirime ne diyorsun, postamı koyuyorsun, dışarıda hesaplaşalım” dediği ve hemen akabinde görevi nedeniyle kendisine verilen belindeki silahın namlusuna mermi sürerek mağdura doğrulttuğu ve yine mağdura hitaben “ben Ereğli’yi kaldırırım, senin ananı avradını sinkaf ederim” gibi sözler sarfetmesi şeklindeki eyleminde, diğer sanık İbrahimi’in, sanık …’ın eylemine ne şekilde katıldığı ve önceden aralarında ne şekilde fikir, eylem ve irade birliğinin oluştuğunu karar yerinde açıkca tartışılıp açıklanmadan sanık …’in diğer sanığa herhangi bir müdahalede bulunmaması ve engel olmaması gibi bir sorumluluğunun bulunmadığı gözetilmeden, her iki sanıklar hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı niteliktedir. Sanık …’in eyleminin TCK 106/1-2 cümle kapsamında bulunduğu ve mağdur …’ün şikayetinden vazgeçmiş olması karşısında, TCK 73/4 maddesince düşürülmesine diğer sanık …’nın eyleminin, TCK 106/2-a maddesi kapsamında kaldığı gözetilmeden yazılı şekilde TCK 106/2/a-c maddesince her iki sanık hakkında silahla tehdit suçundan hüküm kurulması hukuka aykırı nitelikte olduğundan, Yargıtay 4 Ceza Dairesinin, 27/03/ 2017 tarih ve 2014/47690 Karar sayılı onama kararının, itirazen kaldırılarak bozulması istemiyle anılan karara itiraz edilmiştir.
İTİRAZ NEDENLERİ: İtiraz konu uyuşmazlık sanıklar … ve …’in eylemlerinin TCK 106/2 a-c maddesi kapsamında bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Tehdit suçunu düzenleyen, 5237 sayılı TCK’nun 106. maddesinin 2. Fıkrası; “Tehdidin;
a) Silahla,
b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,
c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,
İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” şeklinde düzenlenmiştir.
5237 sayılı TCK’nun 106. maddesinin gerekçesinde de; “…Maddenin ikinci fıkrasında tehdidin daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri gösterilmiştir. Bu hâller, tehdidin kapsadığı korkutma gücünün ciddîliği ve yoğunluğu hususunda mağdurda ciddî kaygılar meydana getirmeye elverişli durumlardır. Tehdit silâhla icra olunursa bunun ciddîliği hususunda bir korkunun meydana gelmesi çok daha kolay olur. Aynı suretle kendisini tanınmayacak bir hâle getiren kişinin veya bir kaç kişinin birlikte olarak tehdit icra etmeleri hâlinde meydana gelen korku çok yoğun olur…” şeklinde açıklamalara yer verilmiştir
Tehdit suçunun nitelikli hali, suçun birden fazla kişiyle birlikte işlenmesi halinde, mağdurun kendisini savunma olanağının ortadan kalkması ve tehdidin daha yoğun şekliyle işlenmesi ve korkutuculuğun daha etkili olması suretiyle gerçekleşmektedir. Bu suçun nitelikli halinin oluşabilmesi için en az iki kişi tarafından işlenmesi ve faillerin fikir ve eylem birliği içinde hareket etmesi ve her iki failin birlikte olması, mağdur açısından korkutucu gücünün mağdura yansıtılmış olması gerekmektedir. Eylemi bir fail gerçekleştirirken diğer failin korkutucu güç olarak yanında bulunmasının suçun oluşması için yeterli olduğu kabul edilmektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununda suça iştirakte, faillik ve şeriklik ayrımı öngörülmüş, azmettirme ve yardım etme şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir.
Kanunun 37. maddesindeki; “(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.
(2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır” şeklindeki hüküm ile maddenin birinci fıkrasında müşterek faillik, ikinci fıkrasında ise dolaylı faillik düzenlenmiştir.
Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak halinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nun 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır.
Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:
1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır.
2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır.
Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı “fail” konumundadır. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır.
Yardım etme” ise 5237 sayılı TCK’nun 39. maddesinde; “(1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez.
(2) Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:
a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.
b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.
c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak” şeklinde, “Bağlılık kuralı”da aynı kanunun 40. maddesinde; “(1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.
(2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.
(3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir” biçiminde düzenlenmiştir.
Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına “şerik” denilmekte olup, 5237 sayılı TCK’nda şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden 5237 sayılı Kanunun 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır.
TCK’nun 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır.
1- Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım;
a) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek,
b) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak,
Olarak sayılmıştır.
2- Manevi yardım ise;
a) Suç işlemeye teşvik etmek,
b) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek,
c) Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek,
d) Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek, şeklinde belirtilmiştir.
Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira “yardım etme”yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hakimiyetinin bulunmamasıdır.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde; maddi olayda, sanıklar … ve …’in, Ereğli İlçe Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptıkları, ancak her iki sanığın da olay tarihinde resmi sıfatla görevli olmadıkları ve sivil kıyafetli ve alkollü oldukları, olay tarihinde ise her iki sanığın da mağdurların bulunduğu kafeterya’ya müşteri olarak gittikleri, sanıkların burada bulundukları sırada yüksek sesle ve küfürlü konuşmaları üzerine mağdurlardan …’in sanıklara müdahale ederek diğer müşterilerin rahatsızlığını sanıklara ilettiği, bunun üzerine sanıklarla mağdur … arasında sözlü tartışmanın başladığı, tartışma sırasında sanıklardan …n mağdur …’e hitaben “sen kimsin, git müşteriliğini yap, bakma öyle, belanı bizden bulma, defol git” gibi sözcükler ile diğer sanık …’in de yine mağdur …’e “bizi ayağa kaldırma, belanı bizden bulma” gibi sözler sarfettikleri, akabinde sanıklarla mağdur … arasında arbedenin yaşandığı, diğer çalışanların araya girerek ortamı yatıştırdıkları,
Birinci aşama olarak tanımlanabilen ilk olayda, sanıklar Murat ve İbrahim’in, çevreyi rahatsız edecek şekilde konuşmaları ve sinkaflı sözler sarf etmeleri nedeniyle mağdur … tarafından uyarıldıkları ve bu duruma tepki gösteren sanıkların ayrı ayrı sarf etiği sözlerin TCK 106/1- 2 cümle kapsamında bulunduğu, olayın ani geliştiği ve her iki sanığın aralarında herhangi bir fikir ve irade birliği olmaksızın mağdur …’e yönelik sarf ettikleri sözlerin basit tehdit niteliğinde bulunduğu ve mağdur …’in sanıklar hakkında şikayetçi olmadığı bu durumu 19/09/2012 tarihli duruşma sırasında ifade ettiği ve sanığın bu eylemlerinin TCK 73/4 maddesi kapsamında değerlendirilerek bu eylemlere yönelik düşme kararı verilmesi gerektiği,
İkinci aşama olarak nitelendirilen ikinci olayda, sanık …’in oturdukları masadan kalkarak kasaya doğru gittiği, kasanın yanındaki müşteki …’un yakasından tutup “sen kim oluyorsun da bana posta koyuyorsun, sen kimsin de bizimle böyle konuşuyorsun, belanı bizden bulma” şeklinde tehdit ve hakaret içerikli sözler söylediği, çalışanların araya girerek sanık …’i masasına götürdükleri şeklinde gerçekleşen eylemde; sanık … kendi başına hareket ederek, basit tehdit, hakaret ve yaralamaya teşebbüs ettiği ve araya çalışanlar girerek sanık …’i engelledikleri sanık … işlediği suçların takibi şikayete bağlı bulunduğu ve mağdurların her ikisinin 19/09/2012 tarihli oturumda şikayetçi olmadıklarını beyan ettikleri, sanık …’in eyleminin, TCK 73/4 maddesi kapsamında, değerlendirilerek sanık … hakkında hakaret ve basit tehdit suçlarında açılan kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi gerektiği,
Üçüncü aşama olarak gerçekleşen son olayda, sanıkların işyerinden hesabı ödeyerek çıktıkları sırada, sanıklardan Murat’ın mağdur …’in yakasından tutarak “dışarı çık lan, sen benim amirime ne diyorsun, postamı koyuyorsun, dışarıda hesaplaşalım” dediği ve hemen akabinde görevi nedeniyle kendisine verilen silahın namlusuna mermi sürerek mağdura doğrultuğu ve yine mağdura hitaben “ben Ereğli’yi kaldırırım, senin ananı avradını sinkaf ederim” gibi sözler sarfettiği, çalışanların araya yeniden girdiği, olayları yatıştırmaya çalıştıkları ve daha sonra olay yerine güvenlik güçlerinin geldiği şeklinde gerçekleşen olayda, sanık … üçüncü aşamada, ani bir haraketle, mağdur …’in yanına giderek yakasına yapışması ve sonrasında belindeki silahı çıkararak mağdur …’e yöneltmesi sırasında diğer sanık … ile aralarında bir anlaşma fikir ve eylem birliğinin bulunduğu konusunda dosyada dinlenen tanıklar …, …, …’ın anlatımlarının bulunmadığı ve sanık …’in sanık …’nın silah doğrulttuğu sırada, herhangi bir müdahalesinin bulunmaması ve hareketsiz kalmasının eylemlerine onay verdiği yada desteklediği anlamına gelmediği ve soruşturma sırasında dinlenen mağdurlar … ve …’nın alınan beyanları da gözönüne alındığından sanıkların üçüncü aşama olarak nitelendirilebilecek eylemlerinde, sanık …’in hiçbir katkısının, herhangi bir müdahalesinin bulunmadığı ve sanık … ani ve kendiliğinden gelişen eylemiyle zati silahını mağdur …’e yöneltmesi eyleminin TCK 106/2-a maddesi kapsamında bulunduğu ve diğer sanık …’in ani gelişen olayda, fikir ve iradesinin bulunmadığı ve eylemin TCK 106/2-c maddesi işlendiğinin kabul edilmesine olanak bulunmadığı,
Tüm olaylar hepsi bir bütün olarak ele alındığında, sanık …’in mağdur …’e yönelik gerçekleştirdiği eylemleri TCK 106/1-2 cümle, TCK 125/1-4 maddesi kapsamında kaldığı ve mağdurların 19/09/2012 tarihli oturumda sanıklar hakkında şikayetlerinden vazgeçtikleri nedenle; sanık … hakkında TCK 73/4 maddesi kapsamında açılan kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi gerektiği, sanık …’in eyleminin, TCK 106/2-a-c maddeleri kapsamında bulunmadığı,
Diğer sanık …’nın, mağdur …’in yakasından tutarak “dışarı çık lan, sen benim amirime ne diyorsun, postamı koyuyorsun, dışarıda hesaplaşalım” dediği ve hemen akabinde görevi nedeniyle kendisine verilen silahın namlusuna mermi sürerek mağdura doğrultuğu ve yine mağdura hitaben “ben Ereğli’yi kaldırırım, senin ananı avradını sinkaf ederim” gibi sözler sarf etmesi şeklindeki eyleminin TCK 106/2-a maddesi kapsamında bulunduğu ve sanık …’nın diğer sanık … ile aralarında anlaşarak fikir ve eylem birliği içinde hakaret ettiklerine ilişkin herhangi bir delil bulunmadığı ve sanıkların eylemlerinin TCK 106/2-c maddesi kapsamında olmadığı ve sanık … hakkında TCK 106/2-a maddesince, temel cezanın tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden her iki sanık hakkında aynı nitelikte TCK 106/2-a-c maddelerince, hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı görüldüğünden hükmün bozulması istemiyle, Yargıtay 4 Ceza Dairesinin, 27/03/2017 tarih ve 2014/47690 Karar sayılı onama kararına itiraz edilmiştir.
SONUÇ VE İSTEK: Yukarada açıklanan nedenler ve tüm dosya kapsamına göre,
1- İtirazımızın KABULÜNE,
2- Yargıtay 4 Ceza Dairesinin, 27/03/ 2017 tarih ve 2014/47690 Karar sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Ereğli 2 Asliye Ceza Mahkemesinin 16/04/2013 tarih ve 2012/330 Esas 2013/136 Karar sayılı ilamıyla, her iki sanık hakkında TCK 106/2-a-c, 62 md 2 Yıl 1 Ay Hapis ve TCK 53/1, 54 md cezalandırılmasına ilişkin kararın sanık …’in eyleminin TCK 106/1-2 cümle, TCK 125/1-4 maddesi kapasımda bulunduğu ve şikayetten vazgeçme nedeniyle, TCK 73/4 maddesince düşürülmesine, diğer sanık …’nın eyleminin TCK 106/2-a maddesi kapsamında bulunduğu ve TCK 106/2-c maddesinin uygulama olanağının bulunmadığının kabulüyle hükmün BOZULMASINA karar verilmesi,
4- İtirazımız yerinde görülmediği takdirde dosyanın incelenmek üzere, Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi,
İtirazen arz ve talep olunur” isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
II-İTİRAZIN KAPSAMI:
İtiraza konu uyuşmazlık, sanıklar … ve …’in eylemlerinin, TCK 106/2- a-c maddesi kapsamında bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III-KARAR:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı aşağıdaki değişik gerekçeyle yerinde görülmekle, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle eklenen 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İTİRAZIN KABULÜNE,
Dairemizce verilen 27/03/2017 gün ve 2014/47690 esas, 2017/9265 sayılı ve sanıklar … ve … hakkında tehdit suçlarından kurulan hükümlerin onanmasına dair kararın itiraz nedenleriyle sınırlı olarak KALDIRILMASINA,
Ereğli (Konya) 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 16/04/2013 gün ve 2012/330 (E)-2013/136 (K) karar sayılı hükümlerin yeniden incelenmesi sonucu:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Ereğli İlçe Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapıp, olay tarihinde görevli olmayan ve sivil kıyafetli olan sanıkların olay tarihinde mağdurların bulunduğu işyerine müşteri olarak gittiklerinin, iş yerinde bulundukları esnada yüksek sesle ve küfürlü konuşmaları üzerine mağdur …’un müdahale ederek diğer müşterilerin rahatsızlığını sanıklara ilettiğinin, bunun üzerine sanıklarla mağdur … arasında sözlü tartışma başladığının, tartışma sırasında sanıklardan …’nın mağdur …’a yönelik olarak “sen kimsin, git müşteriliğini yap, bakma öyle, belanı bizden bulma, defol git” şeklinde, diğer sanık …’in ise “bizi ayağa kaldırma, belanı bizden bulma” biçiminde sözler sarfettiklerinin, olayın devamında diğer çalışanların araya girerek ortamı yatıştırdıklarının, sanık …’in oturdukları masadan kalkarak kasaya doğru gittiğinin, kasanın yanındaki mağdur …’a “sen kim oluyorsun da bizimle böyle konuşuyorsun, belanı bizden bulma” dediğinin, yine orada bulunanlarca sakinleştirilerek masasına götürüldüğünün, bir müddet sonra sanıkların kasaya yöneldiklerinin, sanık …’nın hesabı ödediğinin ve ansızın mağdur …’un yakasından tutarak “dışarı çık lan, sen benim amirime ne diyorsun, postamı koyuyorsun, dışarıda hesaplaşalım” dediğinin ve hemen sonrasında görevi nedeniyle kendisine verilen silahın namlusuna mermi sürerek mağdura doğrultuğunun ve “ben Ereğli’yi kaldırırım, senin ananı avradını sinkaf ederim” gibi sözler sarfettiğinin, yine orada bulunanların araya girdiklerinin, mağdur …’un olay yerinden ayrıldığının anlaşılması, mağdurun olayın hemen akabinde alınan 23.02.2012 tarihli kolluk ifadesinde; sanık …’nın silah çektiği sırada sanık …’in arbede olduğu için hiçbir müdahalede bulunmadığını, aksine tahrik edici karışmayarak ve müdahale etmeyerek hakaretlerde bulunduğunu beyan etmesi, bir kısım tanıkların ise sanık …’in olay yerine sanık …’nın silah çekme olayından sonra geldiğini belirtmeleri karşısında, sanık …’in, silah çekme eylemi sırasında sanık …’nın yanında bulunup bulunmadığının belirlenebilmesi bakımından beyanlar arasındaki çelişkinin giderilmesi, giderilemediği takdirde yöntemince irdelenerek hangi anlatımın hangi nedenle üstün tutulduğunun kararda gösterilmesi, ayrıca sanık …’in, sanık …’ın eylemine ne suretle katıldığı, önceden aralarında ne şekilde fikir, eylem ve irade birliğinin oluştuğu delillere dayalı biçimde tartışılıp açıklanmadan, her iki sanık hakkında birden fazla kişi tarafından birlikte ve silahla tehdit suçlarından TCK’nın 106/2-a-c maddeleri uyarınca mahkumiyet hükümleri kurulması,
Kanuna aykırı, sanıklar … ve … müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 16/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.