YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/6580
KARAR NO : 2017/13114
KARAR TARİHİ : 17.10.2017
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
: …
DAVA TÜRÜ : Taşınmaz Satışına İzin
Hasımsız görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün vasi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Vasi … vekili, vekil edeninin vasisi bulunduğu …’ın, 270 ada 99 parsel sayılı taşınmazda, dava dışı üçüncü kişilerle birlikte elbirliği halinde malik olduğunu, kısıtlının menfaatleri gereğince söz konusu taşınmazın satılması gerektiğini, … Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 1987/224 esas sayılı dosyasında satışa izin verildiğini ve … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1995/79 Muh. ile iznin uygun bulunduğunun tasdit ve tasvibine karar verildiğini, ancak kararların üzerinden 10 yıl geçmesi nedeniyle iş bu başvurunun yapılması gerektiğini açıklayarak, 270 ada 99 parsel sayılı taşınmazın satılmasına izin verilmesi için alınan kararın tasdit ve tasvibine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, “Mahkememizin 2014/96 Esas 2014/151 Karar sayılı ilamının incelenmesinde; davacının satışa izin talebinde hukuki yararı bulunmadığından satışa izin isteğinin reddine karar verilmiş ve kararın temyiz edilerek dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderildiği ve belirtilen dosyanın henüz temyiz incelemesinden dönmemiş olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle aynı konuya dair bir diğer talebin Yargıtay incelemesinde zaten bulunması sebebi ile reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur” gerekçeleri ile reddine karar verilmesi üzerine, hüküm vasi vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
1.8.1967 doğumlu olan …, … Sulh Hukuk Mahkemesinin 12.6.1987 tarihli kararı ile kısıtlanmış ve annesinin velayeti altına konulmuştur. Veli …, eldeki dosyada velayeti altında bulunan …’a ait taşınmazın satışına izin verilmesi talebi ile Mahkemeye başvurmuş, Mahkemece yazılı gerekçe ile talep reddedilmiştir. Kısıtlanan ergin çocukların “kural olarak” vesayet altına alınmayıp “velayet altında bırakılacağına” ilişkin yasal düzenlemenin (TMK m. 335/2, 419/3) sonucu olarak “velayet altında bırakılan” çocuk ve mallarına yönelik yapılacak işlemlerde velayete ilişkin hükümlerin uygulanması gerekecektir.
Dava; annesinin velayeti altına bırakılan ergin kısıtlının, Türk Medeni Kanununun 356/2. maddesine dayanarak taşınmazlarının satışına izin verilmesi istemine ilişkin olup, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabında yer alan işler arasında bulunmaktadır.
Görev, kamu düzenini ilgilendirdiğinden, mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekir. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun, 5133 sayılı Kanunla değişik 4. maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabından (üçüncü kısım hariç olmak üzere) (TMK m. 118-395) kaynaklanan bütün davaların, aile mahkemeleri kurulan yerlerde bu mahkemelerce bakılacağını; 2. maddesi de, aile mahkemesi kurulmayan yerlerde bu kanun kapsamına giren dava ve işlerin asliye hukuk (aile) mahkemelerinde bakılacağını hükme bağlandığından; aile mahkemesi kurulmayan yerlerde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemelerinde davanın aile mahkemesi sıfatı ile görülüp karara bağlanması gerekir. (H.G….. 16.11.2005 tarih ve 2/673-617 sayılı kararı)
Bu itibarla, davaya aile mahkemesi sıfatıyla bakılması yerine, bu husus düşünülmeden asliye hukuk mahkemesi olarak yargılamaya devamla davanın esası hakkında karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan sebeple, 6100 sayılı HMKnun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMKnun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMKnun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
17.10.2017 tarihinde oyçokluğuyla birliği ile karar verildi.
4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 2/2. Maddesi, “… Aile Mahkemesi kurulamayan yerlerde bu Kanun kapsamına giren dava ve işlere Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca belirlenen asliye hukuk mahkemesince bakılır…” hükmünü içermektedir. Anılan maddede asliye hukuk mahkemesinin Kanun kapsamındaki dava ve işlere, “Aile mahkemesi sıfatıyla ” bakacağına yönelik bir açıklamaya yer verilmemiştir.
4787 sayılı Kanun’un 2/2. maddesine uygun olarak, … Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açılan davada yargılama yapılıp karar verilmiştir.
Mahkemece davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakıldığının belirtilmemesinin sonuca bir etkisi yoktur. Aile mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemelerinde aynı yargılama usul ve yöntemleri uygulanmaktadır. Mahkemece, görevsizlik kararı verilerek dosya başka bir mahkemeye de gönderilecek değildir. Dava aynı mahkemede görülüp sonuçlandırılacaktır.
… Asliye Hukuk Mahkemesi’nin, davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla baktığını belirtmemesi ancak sonuca etkili olmayan usuli bir eksiklik olarak kabul edilebilir. Sırf bu nedene dayalı olarak esasa yönelik temyiz incelemesi yapılmadan hükmün bozulmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının esaslı bir unsurunu teşkil eden makul süre içinde yargılanma hakkına, T.C. Anayasası’nın davaların en az gider ile ve mümkün olan suretle sonuçlandırılması gerektiğine yönelik 141/3. maddesine, HMK’nun 30. maddesinde hüküm altına alınan usul ekonomisi ilkesine uygun düşmeyeceği, bu nedenlerle kararın esas yönünden temyiz incelemesi yapılması gerektiği kanaatinde olduğumdan Sayın Çoğunluğun bozma neden ve görüşüne katılmıyorum.