Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2016/12163 E. 2017/26307 K. 29.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2016/12163
KARAR NO : 2017/26307
KARAR TARİHİ : 29.11.2017

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Silahla tehdit
HÜKÜMLER : Mahkumiyet

Bozmaya uyularak Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
A) Sanık … (…)’a yükletilen birden fazla kişiyi silahla tehdit eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,
Anayasa Mahkemesi’nin hükümden sonra 24/11/2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararı ile TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendine yönelik olarak vermiş olduğu iptal kararlarının, kapsam ve içerik itibariyle infaz aşamasında mahallinde gözetilebileceği,
Anlaşılmış ve ileri sürülen başkaca temyiz nedenleri yerinde görülmediği gibi hükümleri etkileyecek oranda hukuka aykırılığa da rastlanmamıştır.
Ancak,
Birden fazla kişiyi silahla tehdit suçunun birden fazla kişi ile birlikte işlendiği dosya kapsamından anlaşılmakla, TCK’nun 106/2-a madde fıkrası bendi yanında aynı Kanun madde fıkrasının (c) bendine de hükümde yer verilmesi gerekliliği ile zincirleme suç hükmünün uygulanmasında TCK’nun 43/2. madde fıkrası delaletiyle 43/1. madde fıkrasının uygulanması yerine hükümde delalet maddesinin gösterilmemesi,
Kanuna aykırı, sanık … (…)’ın temyiz iddiaları bu nedenle yerinde ise de, bu aykırılıklar, yeniden duruşma yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte bir yanılgı olduğundan, temyiz edilen kararın açıklanan noktası tebliğnameye uygun olarak hükmün hükmün 1. maddesine “TCK’nın 106/2-a madde fıkrası bendinden sonra gelmek üzere aynı Yasa maddesinin (c) bendi ile hükmün 2. maddesine TCK’nın 43/1. madde fıkrasından önce gelmek üzere TCK’nın 43/2. madde fıkrası delaletiyle” biçiminde DÜZELTİLMESİNE ve başkaca yönleri Kanuna uygun bulunan hükmün bu bağlamda ONANMASINA,
B) Sanıklar … ve … (…) hakkında verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyize gelince;
1-Sanıklar … ve … (…) hakkındaki mahkumiyet hükümlerinin katılanlar vekilinin temyizi üzerine sanıklar aleyhine bozulması ve bozma kararına uyularak mahkumiyet hükmü verilmiş olması karşısında; hüküm tarihi itibariyle yürürlükte olan CMUK’nın 326/2. maddesindeki “sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerekir” şeklindeki düzenlemeye aykırı olarak, sanıklar … ve …(…)’a bozma kararına karşı diyecekleri sorulmadan mahkumiyet kararı verilmesi,
2-Kabule göre ise;
a) Birden fazla kişiyi silahla tehdit suçu birden fazla kişi ile birlikte işlendiği halde hükümde TCK’nun 106/2-c madde fıkrasına yer verilmemesi,
b) Zincirleme suç hükmünün uygulanmasında TCK’nın 43/2. madde fıkrası delaletiyle 43/1. madde fıkrası uygulanırken, Yasanın 43/2. maddesinin hükümde gösterilmemesi,
c) Anayasa Mahkemesi’nin hükümden sonra 24/11/2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararı ile TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendine yönelik olarak vermiş olduğu iptal kararlarının uygulanması zorunluluğu,
Bozmayı gerektirmiş ve sanıklar … ve …(…) müdafiilerinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 29/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.