YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/5464
KARAR NO : 2017/15838
KARAR TARİHİ : 29.11.2017
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katılma Alacağı, Ziynet Alacağı
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
… A R A R
Davacı … vekili, dava dilekçesinde belirtilen malvarlıkları nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi ile alacak isteğinde bulunmuş, ayrıca yine dava dilekçesinde belirtilen ziynet eşyalarının aynen iadesine olmadığı takdirde bedelinin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin davacının ziynet alacağına ilişkin davasının reddine, katılma payı alacağının kısmen kabulü ile 55.000-TL’nin karar tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine dair ilk kararı, davalı vekilinin temyizi üzerine Dairenin 22.05.2014 tarih, 2013/12565 esas-2014/10301 karar sayılı kararı ile “…Dava konusu 3667 ada 2 parselde asma katlı dükkan vasıflı zemin kat 3 numaralı bağımsız bölüm satın alma suretiyle 25.11.2004 tarihinde davalı adına tescil edilmiş; 20.02.2008 tarihinde dava dışı …’a tapuda yapılan satışla devredilmiş, bilahare adı geçenin de 20.04.2010 tarihinde yine dava dışı…’a satışla aktardığı görülmüştür. TMK’nun 179. maddesine göre mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. Taraflar arasında başka bir mal rejimi seçildiği ileri sürülmediğine göre, evlenme tarihinden 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı MK’nun 170. maddesi uyarınca “mal ayrılığı,” bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise 4721 sayılı TMK’nun 202. maddesi hükmü uyarınca yasal “edinilmiş mallara katılma” rejimi geçerlidir. Eşler arasındaki mal rejimi TMK’nun 225/2. maddesi uyarınca boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona ermiştir. TMK’nun 222/son fıkrasına göre, bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. Uyuşmazlık konusu taşınmaz, davalı eş adına edinim tarihi itibariyle aksi de kanıtlanamadığına göre edinilmiş maldır. Nizalı taşınmaz her ne kadar taraflar arasında mal rejiminin sona erdiği tarihten önce devredilmiş ise de, dosya kapsamı ve bilirkişi raporuna göre TMK’nun 229. maddesi kapsamında değerlendirilmesi isabetli bulunmuştur. Kural olarak mal rejiminin tasfiyesinde malların sürüm değeri esas alınır. (TMK.232) Ancak, edinilmiş mallara hesapta eklenecek olanların değeri söz konusu olduğunda malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplama yapılmalıdır. (TMK’nun 235/2) Somut olayda; hükme esas alınan hukukçu bilirkişinin raporunda niza konusu taşınmazın geri alımı yapıldığından bahsedilmiş ise de, bu husus dosya içinde mevcut tapu kayıt bilgileriyle örtüşmemektedir. Mahkemece yapılacak iş, dava konusu taşınmazın davalı adına ilk kayıt tarihinden itibaren intikalleriyle birlikte tapu kayıt örneğinin getirtilerek, davalı tarafından satışından sonra tekrar devralınıp alınmadığının tereddütsüz şekilde belirlenmesi, buna göre geri alım yoksa devir tarihi itibariyle sürüm değerinin hesaplamaya esas alınması, geri alım sözkonusu ise TMK’nun 232. maddesine göre hesaplama yapılıp yapılamayacağının temyiz edenin sıfatı da nazara alınarak kazanılmış haklar korunmak suretiyle değerlendirilmesi gerekir. Bundan ayrı, nizalı taşınmazın bulunduğu yerde 03.05.2012 tarihinde keşif icra edilmiş, projesi hazır edilemediğinden dava konusu bağımsız bölüm belirlenememiş, ancak zemin katta asma katlı dükkanın 45.000 TL sürüm değerinde olabileceği inşaatçı ve mülk bilirkişinin 05.06.2012 tarihli raporlarında bildirilmiştir. Binaya ait projenin temini ile aynı bilirkişiler tarafından ibraz edilen 03.08.2012 tarihli ek raporda ise nizalı 3 numaralı bağımsız bölümün boşanma dava tarihi itibariyle 110.000 TL, keşif tarihi itibariyle 155.000 TL değerde olduğu; ön raporda belirtilen değerin komşu 2 numaralı dükkana ilişkin bulunduğu bildirilmiştir. Davalı taraf, ilk raporda belirlenen değerin nizalı taşınmaza ait olmadığı açıklanmış ise de, komşu taşınmaza biçilen değerle yaklaşık aynı büyüklük ve konumdaki dava konusu taşınmazın belirlenen değeri arasında fahiş fark bulunduğundan bahisle itirazda bulunmuştur. Mahkemece yapılacak iş, bilirkişi raporuna itirazların gözetilmesi, dava konusu taşınmazın bulunduğu mahalde yeniden keşif yapılmasının temini ile hükme esas alınacak değerin tespiti için daha önce katılanlar dışında mülk ve inşaatçı bilirkişilerden rapor alınmasıdır. Kabul şekline göre de; dava kısmen kabul kısmen reddedildiğine göre, yargılama giderlerinin kabul/red oranında taraflara yüklenmesi gerektiği düşünülmeden, tümünün davalı taraftan tahsiline karar verilmesi de doğru olmamıştır….” gereğine işaret edilerek bozulmuştur. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davacının davasının kısmen kabulü ile 39.155-TL katılma alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilâmında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Davalı vekilinin faiz başlangıcı ve davalı lehine hükmedilen vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Davacı lehine hükmedilen alacak, katılma alacağı niteliğindedir. TMK.239/son maddesi; “…aksine anlaşma yoksa tasfiyenin sona ermesinden başlayarak katılma alacağına ve değer artış payına faiz yürütülür…” hükmünü içermektedir. Yargıtay’ın ve Dairemizin kökleşmiş uygulamalarına göre tasfiye tarihi karar tarihidir. Mahkemece, karar tarihinden itibaren alacağa faiz yürütülmesi gerekirken, davalı aleyhine olacak şekilde dava tarihinden itibaren faiz yürütülmüş olması doğru olmamıştır.
Ayrıca, dava dilekçesine göre talep, 57.000-TL katılma alacağı ve 3.000-TL ziynet alacağı olmak üzere toplam 60.000-TL olup, mahkemece davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 39.155-TL’ye hükmedildiğine göre reddedilen talep toplam 20.845-TL’dir. Buna göre karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT’ne göre reddedilen miktar üzerinden davalı lehine hükmedilecek vekalet ücreti 2.501,40-TL iken, hatalı değerlendirme ile 2.141,40-TL vekalet ücretine hükmedilmesi de doğru olmamıştır. Ne var ki, bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden bozma sebebi yapılmamış, hükmün faiz başlangıcı ve davalı lehine hükmedilen vekalet ücretine ilişkin kısmının HUMK’nun 438/7. (HMK. m.370) maddesi uyarınca düzeltilerek onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan hükmün yukarda (2.) nolu bentte gösterilen nedenlerle, hüküm fıkrasının 2.satırındaki “dava” ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılmasına, yerine “karar” ibaresinin yazılmasına, hüküm fıkrasının 20.satırındaki “2.141,40” rakamlarının hüküm fıkrasından çıkarılmasına, yerine “2.501,40” rakamlarının yazılmasına, HMK’nun 370/2. (HUMK’nun 438/7) maddesi uyarınca hükmün bu bölümlerinin düzeltilmiş bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA; davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarda (1.) nolu bentte gösterilen nedenlerle reddine, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine,
29.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.