YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/44714
KARAR NO : 2017/28224
KARAR TARİHİ : 07.12.2017
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; davacının davalı … Bakanlığına bağlı işyerinde alt işverenlerin işçisi olarak çalıştığını, işverenin tek taraflı olarak aylık ücretinde indirim yaptığını, ücretinin rızası dışında düşürüldüğünü ileri sürerek, ücret farkı alacağının faizleriyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı … vekili; husumet itirazında bulunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı tarafından temyizi üzerine Dairemizce sair temyiz itirazlarının reddine karar verilerek, davacı ile dava dışı alt işverenler arasında imzalanan tüm iş sözleşmeleri getirilerek sözleşmelerde ücret tespitine dair hüküm bulunup bulunmadığının tespiti ile sonuca gidilmesi gerektiği, ayrıca fark ücret alacağı hesaplanırken olası asgari ücret artış oranlarının da uygulanmaması gerektiği gerekçeleriyle bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan mahkemece, verilen kesin süreye rağmen davacı tarafça bilirkişi ücreti yatırılmadığından bilirkişi incelemesi yaptırılamadığı ve davacının davasını ispat edemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 324. maddesi gereğince; “Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır.”
Somut olayda, Mahkemece verilen ilk karar davalının temyizi üzerine Dairemizce davalı lehine bozulmuş ve bozmadan sonraki 21.02.2017 tarihli duruşmada “Dosyanın önceki raporu tanzim eden bilirkişi…’ya tevdi ile Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda fark ücret alacağı hesabı yapılması yönünden ek rapor alınmasına, bilirkişi için 150,00 TL ücret takdirine, bilirkişi ücretinin davacı vekili tarafından yatırılması için üç haftalık kesin süre verilmesine, (kesin süre sonuçları anlatıldı.)” şeklinde ara karar oluşturulmuştur. Davacı taraf, kararın davalı lehine bozulduğunu ve dosyadaki mevcut rapora göre hüküm kurulmasını talep ettiklerini, bu sebeple bilirkişi ücretini davalı tarafın yatırması gerektiğini belirterek bilirkişi ücretini yatırmamıştır. Mahkemece verilen kesin süreye rağmen davacı tarafça bilirkişi ücreti yatırılmadığından bilirkişi incelemesi yaptırılmadığı ve davacının davasını ispat edemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de; ilk kararın davalı lehine bozulduğu anlaşılmakla, bilirkişi ücreti yatırılması gerekiyorsa bunun davalı taraftan istenmesi gerekir. Kaldı ki, Mahkemece davacı tarafa verilen kesin sürenin sonuçları da açıkça hatırlatılmadığından verilen kesin süre usulüne uygun değildir. Delil avansının kesin sürede yatırılmamasının sonucu o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmak olup mahkemece davanın ispatlanamadığının kabulü isabetli değildir. Belirtilen sebeplerle; bilirkişi raporu aldırılması gerekli ise lehine bozma yapılan davalı tarafa bilirkişi ücretini yatırması için usulüne uygun süre verilmeli ve oluşacak sonuca göre dava konusu alacak hakkında bir karar verilmelidir.
3-Mahkemece bozmaya uyulmasına rağmen bozma gerekleri doğrultusunda işlem yapılmamış ve davacı ile dava dışı alt işverenler arasındaki iş sözleşmeleri getirtilmemiştir. Anılan sözleşmeleri sunması için yalnızca davacı tarafa süre verilmesi isabetsiz olup bozmanın davalı lehine olduğu dikkate alındığında; lehine delil oluşturacak iş sözleşmelerini sunması için davalı tarafa süre verilmeli ve sunulacak olan sözleşmelerde ücrete ilişkin bir hüküm bulunup bulunmadığı ve ücretin davacının rızası ile düşürülüp düşürülmediği incelenerek, ücrete ilişkin düzenleme varsa, işçinin de imzası bulunuyorsa, imzanın inkar edilmemesi veya irade sakatlığı ile alındığının ispat edilememesi halinde (ilgili sözleşme tarihinden sonrası için), ücret değişikliğinin işçi tarafından yazılı olarak kabulü nedeniyle talebin reddine, yoksa ücret alacağı farkı olduğunun kabulüne karar verilmelidir. Bozmaya uyulmasına rağmen bozma gerekleri yerine getirilmeden karar verilmesi hatalı olmuştur.
4-Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2015/22-3587 esas – 2017/480 karar sayılı emsal kararında konuya ilişkin “Özel Daire ile mahkeme arasındaki uyuşmazlık, fark ücret alacağının ne şekilde hesaplanacağına ilişkin olup davacının düşürülmeden önceki ücreti asgari ücretin belli bir oranda fazlası olarak kararlaştırıldığına göre bu oranın yeni dönemde de korunması esastır. O halde bilirkişinin 2009 yılı Aralık ayındaki ücreti o dönemdeki asgari ücrete oranlayarak tespit ettiği kat sayıyı esas alarak işçinin 2010 yılı Ocak ayı ve sonrasındaki dönemde alması gereken ücreti belirledikten sonra ödenen ücreti mahsup ederek fark alacak hesabı yapması yerinde olmuştur. Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararı usul ve yasaya uygundur. Direnme kararı bu nedenle onanmalıdır.” şeklinde karar verildiği anlaşılmaktadır.
Somut dosyadaki uyuşmazlıklardan biri de, fark ücret alacağının ne şekilde hesaplanacağına ilişkin olup davacının düşürülmeden önceki ücreti asgari ücretin belli bir orandan fazlası olarak kararlaştırıldığına göre bu oranın yeni dönemde de korunması esastır. Her ne kadar bozma kararları ile uyuşmazlık döneminde asgari ücrete yapılan artış oranlarının uyarlanarak zamlı şekilde belirlenen ücrete göre hesaplama yapılmasının hatalı olduğu yönünde maddi hataya dayalı hüküm kurulmuşsa da mahkemece verilen uyma kararı usuli müktesap hak oluşturmayacak olup bilirkişinin 2009 yılı Aralık ayındaki ücreti o dönemdeki asgari ücrete oranlayarak tespit ettiği kat sayıyı esas alarak işçinin 2010 yılı Ocak ayı ve sonrasındaki dönemde alması gereken ücreti belirledikten sonra ödenen ücreti mahsup ederek fark alacak hesabı yapmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Belirtilen sebeplerle; üç numaralı bozma gereği yerine getirildikten sonra oluşacak sonuca göre yeniden hesap yapılması gerektiğinin tespiti halinde, dosyadaki mevcut bilirkişi raporundaki asgari ücret artış oranlarının uygulanmasına dair hesap korunmalı, yalnızca işçi ile alt işverenler arasında imzalanmış bir iş sözleşmesi olup olmadığına göre dava konusu alacak hakkında yeniden değerlendirme yapılmalıdır .
Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 07.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.