Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2017/16401 E. 2017/16548 K. 11.12.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/16401
KARAR NO : 2017/16548
KARAR TARİHİ : 11.12.2017

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Muhdesat Tespiti Olmadığı Takdirde Bedelin Ödenmesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacılar vekili ; dava konusu 619 parsel üzerinde bulunan ev ve ahırın, muris …tarafından yapıldığını, davacılardan …’nun da bu yerlere masraf ettiğini, davalılarca ortaklığın giderilmesi davası açıldığını, bu nedenle taşınmaz üzerindeki 2 evin ahırların, avlu içindeki taş duvarların ve ağaçların mülkiyetinin muris …ve mirasçıları olan davacılar adına tapuya tescilini, mümkün olmazsa muhdesatların mülkiyetinin aidiyetinin tespitini ve tapunun beyanlar hanesine şerhini bu da mümkün olmazsa muhdesatların değerleri tespit edilerek yapılmış olunan masrafların faiziyle davacılara ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı … vekili ; ortaklığın giderilmesi davasında verilen sürede bu dava açılmadığından karar aşamasına gelindiği davacının eda davası açabilecekken tespit davası açmakta hukuki yararının bulunmadığını, terditli talebin şartları oluşmadığından davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Diğer davalılarca beyanda bulunulmamıştır.
Mahkemece; ortaklığın giderilmesi davasında iş bu dosya davacılar vekiline mülkiyet tespiti ne ilişkin usuli eksikliklerin giderilmesine için 1 haftalık kesin süre verilip bu süre içinde ara karar yerine getirilmediğinden mülkiyet iddialarından vazgeçmiş sayıldıklarını bu halde davacıların korunmaya değer güncel hukuki yararları kalmadığından duruşma açılmadan dosya üzerinden davanın usulden reddine karar verilmiştir. Hüküm; davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava; muhdesat tespiti, olmadığı takdirde değerinin ve yapılan masrafların tespiti ile faiziyle ödenmesi isteğine ilişkindir.
Dava yazılı yargılama usulüne tabi olup buna göre; yazılı yargılama usulünün nasıl yapılacağı 6100 sayılı HMKnun 118 ve devamı maddelerinde, yazılı yargılama usulüne tabi bir davada ön incelemenin nasıl yapılacağı ise, aynı Kanunun 137 ila 142. maddelerinde düzenlenmiştir. Belirtilen maddelere göre; yazılı yargılamada; dilekçelerin karşılıklı olarak verilmesinden sonra ön inceleme duruşması yapılması (m.137), ön inceleme duruşmasına tarafların meşruhatlı davetiye ile davet edilmesi (m.139) ve ön inceleme duruşmasının tamamlanmasından sonra tahkikat duruşması için yeni bir duruşma günü verilmesi (m.137/2) gerekmektedir.
Yazılı yargılama usulüne tabi bir dava açıldığında, mutlaka dilekçelerin değişiminin gerçekleştirilmesi ve ön inceleme duruşmasının yapılması zorunludur. (HGK 2015/18-2560 E., 2016/96 ….)
Öncelikle belirtmek gerekir ki; duruşma yapmadan karar verilebilmesi için, hukuken bunun mümkün olması gerekir. Başka bir anlatımla, ancak hukukun cevaz verdiği hallerde duruşma açmadan dosya üzerinden karar verilebilir (Örneğin ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları gibi) veya kanunun duruşma açılmadan dosya üzerinden karar verilmesinde hakime takdir hakkı tanındığı hallerde dosya üzerinden karar verilebilir (Örneğin İİK.nun 17-18. maddelerinde öngörülen şikayet başvurusu gibi). Kanunun açıkça duruşma açılarak yargılama yapılmasını emrettiği hallerde dosya üzerinden karar verilemez.
Bilindiği üzere HMKnun hukuki dinlenme hakkı başlıklı 27. maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.
Hukuki dinlenme hakkının gereği olarak, taraflar duruşmaya çağrılmadan hüküm verilememesi, Anayasa’nın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılama hakkının da en önemli unsurudur.
Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasası’nın 36. maddesi ile 6100 sayılı HMKnun 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, mahkemece, davalı taraf dinlenmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle, duruşma açılmak suretiyle inceleme yapılması gerekirken, dosya üzerinden inceleme yapılarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMKnun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMKnun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacalara iadesine, 11.12.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.