Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2017/13426 E. 2017/12510 K. 09.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/13426
KARAR NO : 2017/12510
KARAR TARİHİ : 09.10.2017

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı vekili, dava konusu kısmen köy boşluğu, kısmen de 77 ve 59 parsel sayılı taşınmazlarda DSİ tarafından kamulaştırma işlemleri yapılacağını açıklayarak, Kamulaştırma Kanunun 19/son maddesi gereğince dava konusu taşınmazlar üzerinde bulunan bahçe, depo, istinad duvarı, kuyu, ambar, tandır, ahır ve evlerin davacı tarafından yapıldığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davanın kabulü ile, Fen bilirkişisi Harun Işık tarafından düzenlenen 24/06/2014 tarihli rapor ve krokideki 2 numara ile gösterilen 77 nolu parsel içerisinde kalan 51.75 m2’lik iki katlı ev ile 3 numara ile gösterilen 77 nolu parsel içerisindeki 29.25m2’lik tek katlı ev, 4 numara ile gösterilen 4 m2’lik tandır, 5 numara ile gösterilen 10 m2’lik depo, 6 numara ile gösterilen 4.12 m2’lik depo, 8 numara ile gösterilen ve köy boşluğunda kalan 130m2’lik ev, 9 numara ile gösterilen köy boşluğunda kalan 20.50 m2’lik ahır, 10 ve 11 numara ile gösterilen köy boşluğunda kalan 44.04m2 ile 11 numara ile gösterilen 77 nolu parsel içerisinde kalan 8.55 m2 olmak üzere toplam 52.59 m2’lik bir katlı ev, 12 ve 13 numara ile gösterilen 1.50 m yüksekliğinde 0,60 cm genişliğinde 162.85 m uzunluğunda taş duvar ile 12 numara ile gösterilen duvarın 77 nolu parsel içerisinde kalan 35.08 m2’lik kısmı ile 13 numara ile gösterilen köy boşluğunda kalan 61.62 m2’lik olmak üzere toplam 96.70m2’lik taş duvar ile köy boşluğunda kalan 25cm çapında 40 metre derinliğindeki su kuyusu ile aynı parsel ve alan üzerinde bulunan Ziraat bilirkişisi… tarafından düzenlenen 14/07/2014 tarihli rapordaki 1 adet dut, 5 adet asma, 1 adet akasya, 4 adet çam, 2 adet nar, 5 adet ceviz, 1 adet badem, 4 adet kiraz, 21 adet incir, 17 adet antep fıstığının davacı olan … tarafından yapıldığının/dikildiğinin tespitine karar verilmiş; hüküm, Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava muhdesat tespiti isteğine ilişindir.
77 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının incelenmesinde, 19.08.1965 tarihinde Hazine adına tescil edildiği, tapu kaydının beyanlar hanesinde ise “arsa üzerindeki bina … aittir” şerhinin mevcut olduğu, …’nın davada davalı olarak gösterilmediği, dolayısıyla taraf teşkilinin sağlanmadığı anlaşılmıştır.
O halde Mahkemece, öncelikle davada taraf teşkilinin sağlanması amacıyla, dava konusu tespitine karar verilen muhdesatların üzerinde bulunduğu 77 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydında lehine şerh bulunan …’a davanın yöneltilmesi gerekli olduğundan, davacı tarafa adı geçen kişiye, ölmüş ise mirasçılarına davanın yöneltilmesi için süre ve imkan tanınması, HMK’nun 124. maddesinde belirtilen hükümlerin göz önünde bulundurulması; davaya katıldıkları takdirde delillerini sunmaları konusunda kendilerine süre ve imkan tanınması, savunmaları doğrultusunda delillerin toplanması, ondan sonra iddia ve savunma çerçevesinde toplanacak tüm deliller birlikte tartışılıp değerlendirilerek istek hakkında olumlu veya olumsuz karar verilmesi gerekirken, usuli eksiklik giderilmeden yazılı gerekçelerle işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Bundan ayrı, tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir. (HMK 114/1 -h, 115 m.)
Öğretide ve Yargıtay’ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
26.05.2004 gün ve 5177 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 19. maddesine eklenen ek fıkra hükmünde “Başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırmasında binaların asgarî levazım bedeli, ağaçların ise 11. madde çerçevesinde takdir olunan bedeli zilyedine ödenir” denilmektedir. Bu hükümle başkası adına tapulu veya tapusuz bir taşınmazın kamulaştırılması halinde, taşınmazda malik olmayan ancak üzerindeki muhdesatı meydana getiren kişilere muhdesatın kamulaşma bedelinin kendisine verilmesini sağlama amacıyla zilyetliği tespit davası açma hakkı tanınmıştır.
Somut olaya gelince; Mahkemece, köy boşluğunda ve 77 parsel sayılı taşınmazda bulunan muhdesatların kabulüne karar verildiği belirtilmiş ise de, uzman fen bilirkişi tarafından düzenlenen raporda muhdesatların üzerinde bulunduğu köy boşluğu niteliğindeki kayıt ve belgelerle, kamulaştırma haritası getirtilip uygulanmamış, muhdesatların bulunduğu taşınmazın kamulaştırma sahası içinde kalıp kalmadığı belirlenmemiştir.
O halde Mahkemece, gerek görüldüğü takdirde mahallinde yeniden keşif yapılarak dava konusu muhdesatların yer aldığı alandaki taşınmazların kamulaştırmaya konu olup olmadığının belirlenmesi, fen bilirkişi tarafından düzenlenen 24.06.2014 tarihli bilirkişi raporu ve krokisindeki muhdesatlar, kamulaştırma krokisi ile çakıştırılarak, muhdesatların bulunduğu bölümün kamulaştırtıp kamulaştrılmadığının tespit edilmesi ve bu hususları gösterir teknik bilirkişiye uygulama ve denetime elverişli basit kroki düzenlettirilmesi, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek elde edilecek sonuca göre dava konusu taşınmazlar üzerinde bulunan muhdesatlar ile ilgili infazda kuşku oluşturmayacak şekilde karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 440/1 maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 09.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.