YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/4060
KARAR NO : 2017/5899
KARAR TARİHİ : 31.10.2017
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 14/12/2015 tarih ve 2015/80-2015/971 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı …’in davacı şirkette iş akti ile çalışmakta iken taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinin 7. maddesinde belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyerek aynı bölgede, aynı iştigal konusunda hizmet veren diğer davalı şirkette çalışmaya başladığını ayrıca, müvekkilinin meslek sırlarını da elde ettiğini, davalı şirketin diğer davalı …’in işten çıkmasına neden olduğunu, davalıların eyleminin haksız rekabet teşkil ettiğini ileri sürerek, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili, müvekkilinin iş akdinin davacı tarafından haksız feshedildiğini, sözleşmenin geçersiz olduğunu, müvekkilinin davacıya ait sır niteliğinde bir bilgiye haiz olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, Anayasa’nın 48. maddesi uyarınca herkesin çalışma hürriyetine sahip olup, uyuşmazlığa uygulanması gereken 6098 sayılı BK’nın 20, 26 ve 27. ile TMK’nın 23. maddeleri karşısında davalı …’in sözleşmenin sona ermesinden sonra 2 yıllık süreler ile aynı alanda faaliyet gösteren bir başka şirkette hiçbir görevde çalışamamasının bir rekabet etmeme koşulu değil, kelepçeleme sözleşmesi niteliğinde olup, davalının ekonomik özgürlüğünü kısıtlayan bir hüküm olduğundan buna dayalı cezai şart koşulunun da geçersiz olduğu yine, davalının davacı firmada çalışırken edindiği ticari sır niteliğindeki bilgileri ne şekilde kullandığı ve davacı şirketin bu yolla ne tür bir zarara uğradığı iddia ve ispat edilmeksizin, sadece davalının vakıf olduğu ticari sır niteliğindeki bilgilerden dolayı davacının zarar görebileceği varsayımına dayalı olarak da cezai şarta hükmedilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddini karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dilekçesi ekinde 01/02/2006 tarihli iş akdi sunulmuş, anılan sözleşmede davalı …’in sekreter olarak çalışacağı ve 7. maddesinde de rekabet etme yasağı düzenlenmiştir. Davacı vekili, yargılama sırasında tazminat talebinin işbu sözleşmede kararlaştırılan 2 yıllık süre içerisinde davalı …’in, diğer davalı şirkette işe başlamış olması nedenine dayalı olduğunu belirtmiştir. Dosya içerisinde bulunan ve davacı tarafından davalılara gönderilen 30/10/2014 tarihli noter ihtarından, davalının iş akdinin 29/09/2014 tarihli noter ihtarı ile feshedildiğinin bildirildiği anlaşılmıştır.
Bu durum karşısında, sözleşmenin feshi itibariyle yürürlükte bulunan ve somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6098 sayılı TBK’nın 444. maddesine göre, ”Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.” Aynı Yasa’nın 447. maddesine göre de, ”Rekabet yasağı, işverenin bu yasağın sürdürülmesinde gerçek bir yararının olmadığı belirlenmişse sona erer. Sözleşme, haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilirse, rekabet yasağı sona erer.”
Bu itibarla, sözleşme tarihi göz önünde bulundurulduğunda mahkemece TBK’nın genel işlem koşullarına ilişkin 20. ve sözleşme özgürlüğü ile kesin hükümsüzlük hallerine ilişkin 26 ve 27. maddelerinin uygulanması doğru olmadığı gibi, TMK’nın 23. ve Anayasa’nın 48. maddelerinin de uyuşmazlığın çözümünde uygulama yeri bulunmamaktadır. Kaldı ki, davacı tarafça iş akdinin feshinden sonra, feshin haklı bir sebebe dayanmadığı iddiası ile davalı … tarafından İş Mahkemesi’nde açılan ve görülmekte olan dava sonucunun, feshin haklı olup olmadığı ve eğer haklı değil ise, davacının TBK’nın 447/2 madde ve fıkrası uyarınca tazminat talebinde bulunamayacağı nazara alınarak bekletici mesele yapılmaması doğru görülmediği gibi, esasen davalı …, davacı şirkette sekreter değil röntgen teknisyeni olarak çalıştığını savunmuş ise de, davalı sekreter yada röntgen teknisyeni olarak çalışsa bile, TBK’nın 444/2 maddesi uyarınca rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerli olacağından ve davalı böyle bir hizmet ilişkisi içerisinde bulunmadığından, toplanan delil durumu, tarafların iddia ve savunmaları ile davalı işçinin davacı şirkette yapmış olduğu iş nazara alındığında davanın açıklanan bu gerekçe ile reddi gerektiğinden, sonucu itibariyle doğru olan hükmün HUMK 437/7. maddesi gereğince açıklanan bu gerekçe ile onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan hükmün yukarıda açıklanan değişik gerekçe ile ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2,20 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 31/10/2017tarihinde oybirliğiyle karar verildi.