YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2017/3183
KARAR NO : 2017/10885
KARAR TARİHİ : 02.10.2017
TALEPLE İLGİLİ
MAHKEME KARARI : Asliye Ceza Mahkemesi
TALEPLE İLGİLİ OLAN
HÜKÜM : Mahkumiyet
SUÇ : Hırsızlık
Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Hırsızlık suçundan yapılan yargılama sonucunda; sanık hakkında, 5237 sayılı TCK’nın 142/1-d, 53 maddeleri gereğince 3 yıl hapis ile cezalandırılmasına ilişkin Nevşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi 26/10/2010 tarih, 2010/50 Esas ve 2010/440 Karar sayılı kararının sanık … müdafiinin temyizi üzerine;
Dairemizin 27/10/2015 tarih, 2015/4600 Esas ve 2015/8348 Karar sayılı kararıyla;
“Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
1-Sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükmün temyiz incelenmesinde;
Sanık hakkında hırsızlık suçundan temel ceza belirlenirken suça konu aracın değeri gözetilerek, 5237 sayılı TCK’nın 61. maddesi uyarınca alt sınırdan orantılı şekilde ayrılmak gerekirken, yazılı şekilde alt sınırdan uygulama yapılması ve suçun gece vakti işlenmesine rağmen hakkında 5237 sayılı TCK’nın 143. maddesinin uygulanmaması, karşı temyiz bulunmadığından, bozma nedeni yapılmamıştır.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Kasten işlemiş olduğu suç için hapis cezasıyla mahkûmiyetin yasal sonucu olarak sanığın, 5237 sayılı TCK’nın 53/1. maddesinin (a), (b), (c), (d), (e) bentlerinde yazılı haklardan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca cezanın infazı tamamlanıncaya kadar, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkûm olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafiinin temyiz nedenleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından “53. maddenin uygulanmasına” ilişkin bölümler çıkartılarak, yerlerine “Kasten işlemiş olduğu suç için hapis cezasıyla mahkûmiyetin yasal sonucu olarak sanığın, 5237 sayılı TCK’nın 53/1. maddesinin (a), (b), (c), (d), (e) bentlerinde yazılı haklardan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca cezanın infazı tamamlanıncaya kadar, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkûm olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar yoksun bırakılmasına” cümlesi yazılmak suretiyle, eleştiriler dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, ” karar verilmiştir.
İTİRAZ NEDENLERİ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 14.08.2017 tarih ve 2017/16814 sayılı yazısı ile;
ANLATIM VE TALEP:
Nevşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi 26/10/2010 tarih, 2010/50 Esas ve 2010/440 Kararı ile 16/04/2009 tarihinde işlenen hırsızlık suçu nedeniyle; sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 142/2-d, 53. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Hükmün sanık müdafi tarafından temyizi üzerine, Yüksek Yargıtay 17. Ceza Dairesi’nin 27/10/2015 gün ve 2015/4600 Esas ve 2015/8348 Karar sayılı ilamı ile sanık hakkında hırsızlık suçunun TCK’nın 53. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Başsavcılığımıza intikal eden ilam üzerine yapılan inceleme sonucunda, sanığın hırsızlık suçuna ilişkin düzeltilerek onama kararına karşı açıklanacak gerekçelerle hükmün bozulması talebiyle sanık lehine olarak itiraz etme zorunluluğu doğmuştur.
İTİRAZ NEDENLERİ:
Olay tarihinden bir süre önce hükümlü …’in … isimli şahıstan borcuna karşılık … plakalı aracı aldığı; daha sonra … isimli oto acentası işleten kişiye satılmak üzere devrettiği; … araç bedelinin ödendiğini beyan etse de …’in paranın teslim edilmediğini iddia ettiği, …’ın aracı 3. kişiye takas suretiyle satması üzerine …’in kendisini… ile tanıştırarak aracılık eden … adlı kişiden “ya aracını ya da eksik kalan parayı” istediğini söylediği; bunun üzerine aracın … tarafından yeni alıcı olan …’nun evinin önünden …’in verdiği yedek anahtarlar kullanılarak alındığı ancak yargılama süresince … tarafından bu hususun inkar edilmesi üzerine … hakkında Nevşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 26/10/2010 tarih, 2010/50 Esas ve 2010/440 Karar sayılı kararı ile hırsızlık suçundan TCK’nın 142/2-d maddesi uyarınca hüküm kurulduğu; Dairenizin 27/10/2015 tarih, 2015/4600 Esas ve 2015/8348 Karar sayılı ilamı ile hırsızlık suçu yönünden onanan kararın, taraflar arasındaki olayla ilgili dava konularından biri olan iftira suçu açısından bozulduğu ve bu suç açısından henüz kesinleşmediği; bozmadan sonra müşteki …’nun, …’ın yargılamadan sonra ve vefat etmeden önce kendilerine aracı aslında kendinin aldığını söylediğini beyan ettiği; esasen yargılama aşamasında savunma tanıklarının da bu yönde beyanda bulunduğu ve aracı …’in aldığına dair bir görgü tanığı veya araba anahtarlarının onda olmasında başka delil bulunmadığı; sadece …’ın kendisinin almadığı yönündeki ifadesi dolayısıyla sanığın aleyhine delil oluştuğu;
Taraflar arasında araç satış bedelinin ödenmesi husunda anlaşmazlık olduğu, bozmadan sonraki müşteki …’nun ifadelerinde …’ın “Aracı almak ve …’e iade etmek zorunda kaldım” dediğini beyan ettiği; bunun da tarafların arasında satış bedeli dolayısıyla hukuki alacak ve borç ilişkisi olduğunu kanıtladığı; bundan başka hükümlü …’in araç bedelini alamadığı için tanık …’ın bedel yerine geçmek üzere… plakalı aracı vermeyi teklif ettiğini ve kendisinin alacaklı olduğu miktarı kurtarmak için bunu kabul ettiğini beyan ettiği, tanık …’ın dosyaya sunduğu 30/03/2009 tarihli takas sözleşmesinde de bu aracın naklinden bahsedilmekte olup zaten asıl davaya konu araçla ilgili satış sözleşmesi ya da sair belge sunmadığı; bunun da hükümlünün beyanını doğruladığı anlaşılmakla;
Sanığın aracılık eden …’a “Ya paramı ya arabamı isterim” diyerek anahtarını vermek suretiyle aldırdığı aracı hırsızlamaktan mahkumiyeti yerine araç satışı ile ilgili diğer sözleşmeler varsa getirtilerek şüpheden sanık yaralanacağı da gözetilerek hukuki ihtilaf bulunup bulunmadığının tartışılmaması; kabule göre ise; araç bedeli ile ilgili anlaşmazlık dolayısyla TCK’nın 146. maddesinin yeterince tartışılmaması, usul ve yasaya aykırı olduğundan; Nevşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 26/10/2010 tarih, 2010/50 Esas ve 2010/440 Karar sayılı kararının hırsızlık suçu açısından bozulması gerektiği düşünülmektedir.
SONUÇ VE İSTEM: Açıklanan gerekçelerle;
1)İtirazımızın KABULÜNE
2)Yüksek Dairenizin hükümlü … hakkındaki 27/10/2015 tarih, 2015/4600 Esas ve 2015/8348 Karar sayılı onama ilamının KALDIRILMASINA,
3)Hükümlü hakkındaki Nevşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 26/10/2010 tarih; 2010/50 Esas ve 2010/440 Karar sayılı karar hükmünün BOZULMASINA,
4)Yüksek Daireniz aksi kanaatte ise, itirazın incelenmesi bakımından dosyanın CMK’nın 308/3 maddesi gereğince Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderilmesine, karar verilmesi itirazen arz ve talep olunur.” şeklinde istemde bulunulması üzerine dosya dairemize gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü;
İTİRAZIN KAPSAMI;
Taraflar arasında suça konu aracın satışı ile ilgili sözleşmeler varsa getirtilerek eylemin hukuki ihtilaf kapsamında kalıp-kalmadığı, kabule göre de; 5237 sayılı TCK’nın 146. maddesinin tartışılmaması gerekçesiyle Dairemizin düzeltilerek onama kararının kaldırılması talep edilmiştir.
KARAR;
Suça konu … plakalı wolkswagen transporter marka aracın dosyadaki 02.11.2007 tarihli “protokol” isimli belgeye göre… tarafından borçları karşılığı sanık …’e yediemin olarak teslim edildiği, sanık tarafından bu aracın 30.03.2009 tarihinde 32.000 TL’ye …’a satıldığı, sözleşmeye göre, sanığın 20.000 TL’yi elden aldığı, kalan 12.000,00 TL içinse 1996 model başka bir araba aldığı, …’ın ise bu aracı 05.04.2009 tarihinde müşteki …’na sattığı, daha sonra da bu aracın müştekinin evinin önündeyken yedek anahtarı ile alındığı ve aracın sanığın benzin istasyonun da çalışan tanıklar, müşteki ve hatta sanık beyanları ile sanıkta olduğu anlaşılmıştır.
Sanık savunmasında, bu aracın hacizle ilgili problemleri olduğundan bankacı olan …’a aracın problemlerini halletsin ve oğlu da askerde olduğundan … binsin diye verdiğini, daha sonradan…’ın aracı galerici …’a sattığını, aracı …’de görmesi üzerine aracı …’dan istediği ve kendisinde olan yedek anahtarla …’ın aracı kendisine getirdiğini, aracı kendisinin almadığını söylemiş ve böylece suçunu dolaylı olarak ikrar etmiştir. 30.09.2009 tarihli sözleşme ile …’a aracı …’ın değil sanık …’in sattığı anlaşılmıştır.
… mahkemedeki beyanlarında, sanığın beyanlarını kabul etmeyerek, aracı kendisinin müştekinin evinin önünden alıp getirmediğini söylemiştir. Sanığın anlatımlarını bozma öncesi destekleyen sadece tanıklar oğlu ve yanında çalışanlardır. … aracı sanığın kendisine sattığını söylemiş ve bunu gösteren sözleşmede sunmuştur. (Her ne kadar sözleşmede suça konu aracın plakası yazmasa da sözleşmede bahsi geçen aracın suça konu araç olmadığı yönünde hiç bir aksi beyanda yer almamıştır.) Yine beyanlarda tanık …’nın da aracı …’ın müştekinin evinin önünden alıp getirdiğini gördü denmesine rağmen tanık bu beyanı doğrulamamıştır.
Bozma öncesi müşteki … ve tanık …’in de sanığın savunmasını destekler nitelikte beyanda bulunmamışlardır.
Mahkemenin verdiği karardan sonra tanık …’ın UYAP’tan yapılan incelemede öldüğü anlaşılmıştır. Dairemizin iftira suçundan verdiği bozma kararı sonrası yapılan yargılamada müşteki … şikayetçi olmadığını ve mahkeme aşamasından sonra öğrendiğine göre …’ın evinin önünden aracı aldığını ve bunu kendisinin söylediğini söyleyerek farklı beyanda bulunmuştur. Aynı şekilde …’de daha önceden söylemediği şekilde tanık …’ın sanıkta bulunan yedek anahtarla aracı müştekinin evinin önünden alıp, sanığa verdiğini söyleyerek farklı beyanda bulunmuştur.
Tüm bu anlatımlar ışığında; sanığın suça konu aracı …’a sattığını hiç kabul etmemesi, …’ın suça konu aracın sanık tarafından kendisine ve kendisi tarafından da müştekiye satıldığını gösterir sözleşmeler sunması, …’ın suça konu aracı kendisinin yedek anahtarla müştekinin evinin önünden aldığını kabul etmemesi, bozma öncesi alınan tanık anlatımları, suça konu araca ilişkin dosya kapsamındaki sözleşmelere herhangi bir itirazın olmaması, ayrıca başka sözleşmelerin de olduğuna ilişkin bir bilgi ve beyanın olmaması, sanık ile müşteki arasında dosyaya yansıyan bir hukuki ilişkinin olmaması, itirazdaki talebin sadece ölü tanık …’ın da hırsızlık eylemine katılıp-katılmadığı konusuna ilişkin olabileceği kabul edilerek ;
Dairemizin anılan kararında usul ve Yasa’ya aykırı bir yön bulunmaması nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 14/08/2017 tarih ve 2017/16814 sayılı itiraz dilekçesinde ileri sürülen düşünce yerinde görülmediğinden REDDİNE,
Dairemizin 27.10.2015 tarih, 2015/4600 Esas ve 2015/8348 Karar sayılı kararının kaldırılmasına yer olmadığına, itirazın incelenmesi için dosyanın 5271 sayılı CMK’nın 308/2. maddesi uyarınca Yargıtay Ceza Genel Kurul Başkanlığı’na GÖNDERİLMESİNE, 02.10.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.