YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2017/3862
KARAR NO : 2017/10828
KARAR TARİHİ : 26.10.2017
Hırsızlık suçundan sanık …’nun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/1-b maddesi uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar anılan Kanun’un 53. maddesindeki haklardan yoksun bırakılmasına ilişkin Kırıkkale 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 03/03/2008 tarihli ve 2007/486 esas, 2008/161 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 13/06/2017 gün ve 94660652-105-71-4492-2017-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03/07/2017 gün ve 2017/39171 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 193/2. maddesinde “(2) Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir.” ve anılan Kanun’un 195/1. maddesinde “(1) Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır.” şeklinde belirtilen ayrık durumlar dışında, sanığın sorgusu yapılmadan hüküm kurulmasının olanaklı olmadığı gözetilmeden, savunması alınmadan karar verilmesinde,
2- 5237 sayılı Kanunu’nun 53/2. maddesinde yer alan “Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.” ve 3. fıkrasındaki “Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz.” şeklindeki düzenlemeler karşısında, anılan maddenin 1-c bendinde yer alan hak yoksunluğunun sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından koşullu salıvermeden sonra uygulanamayacağı, kendi alt soyu dışındaki kişiler bakımından vesayet ve kayyımlıkla ilgili hak yoksunluğu ile anılan maddenin 1. fıkrası a, b, d ve e bentlerinde yazılı hak yoksunluklarının ise cezanın infazının tamamlanmasına kadar devam edeceği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçiye tebligat” başlıklı 16. maddesinde, kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğin, kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılacağı düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 20. maddesinde; “13, 14, 16, 17 ve 18 inci maddelerde yazılı şahıslar, kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka yere gittiğini belirtirlerse; keyfiyet ve beyanda bulunanın adı ve soyadı tebliğ mazbatasına yazılarak altı beyan yapan tarafından imzalanır ve tebliğ memuru tebliğ evrakını bu kişilere verir.” ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin “Muhatabın geçici olarak başka yere gitmesi” başlıklı 29. maddesinde “(1) 21, 22, 23, 25, 26 ve 27 nci maddelerde yazılı kişiler, tebliğ yapılacak olanın geçici olarak başka yere gittiğini belirtirlerse, tebliğ memuru, muhatabın hangi sebeple adresten geçici olarak ayrıldığını, beyanda bulunanın adı ve soyadı ile sıfatını tebliğ tutanağına yazar. Tebliğ tutanağını beyanda bulunana imzalattırır ve tebliğ edilecek evrakı beyanda bulunana verir. Bu kişiler, tebliğ evrakını kabule mecburdurlar.” hükümlerine yer verilmiştir.
İnceleme konusu olayda, sanık …’nun yokluğunda verilen hükmün sanığın kollukça tespit edilen “….” adresine tebliğe çıkartıldığı ve 02.06.2008 tarihinde babası….’na tebliğ edildiği, tebligat parçasına “babası ….” şeklinde şerh düşüldüğü, ancak nüfus kaydına göre sanığın baba adının, “….” değil, “….” olduğu, yine sanığın adreste bulunmama sebebi ve babası olduğu şerh düşülen kişi ile birlikte aynı konutta oturup oturmadığının da belirtilmediği, dolayısıyla açıklanan biçimde yapılan tebliğ işleminin geçersiz olduğundan hükmün usulüne uygun kesinleşmediği ve sonraki tüm işlemlerin hukuken geçersiz olduğu belirlenmekle, kesinleşmemiş kararlara karşı kanun yararına bozma isteminde bulunulamayacağından, öncelikle 03.03.2008 tarihli kararın sanığa tebliğ edilip, usulüne uygun olarak kesinleştirildikten sonra yeniden kanun yararına bozma isteminde bulunulması mümkün olup (KIRIKKALE) 1. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip henüz kesinleşmeyen 03.03.2008 gün ve 2007/846 E., 2008/161 K. sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 26.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.