Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2017/6520 E. 2017/17152 K. 01.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/6520
KARAR NO : 2017/17152
KARAR TARİHİ : 01.11.2017

MAHKEMESİ : İŞ MAHKEMESİ

DAVA : Davacı, akdi ilave tediye alacağı farkı, yasal ilave tediye alacağı farkı, yıpranma prim farkı alacağı ve ücret farkı alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının 1986 yılında işçi olarak …. Köy Hizmetleri Müdürlüğünde işe başladığını, 2001 yılına kadar ise kadrolu/daimi işçi olarak, kadroya geçirilene kadar geçici/mevsimlik işçi olarak çalıştığını, 2011 yılına kadar davalı işyerinde işçi olarak çalıştığını, davacının 2011 yılında kadrolu/daimi işçi statüsüne geçirilirken, aynı işyerinde geçici işçilikte geçen sürelerinin kıdem hesabında dikkate alınmadığını, davacıya ödenen tüm ücretlerin kademe ve derecesi hesaba katılmadan ödendiğini, davacının … Köy Hizmetleri Müdürlüğünde (aynı işyerinde) geçen daha önceki geçici/mevsimlik işçi olarak çalıştığı sürelerinin dikkate alınmadığını, yani intibak işleminin yanlış yapıldığını, 2005 de Köy Hizmetleri Müdürlüğünün tüm hak ve alacakları ile beraber … İl İdaresine devredildiğini, 4857 sayılı İş Kanunu 6.maddesi “işyeri veya işyerinin belirli bir bölümü hukuki bir işleme dayalı olarak başka birime devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer” hükmünü içerdiğini, tüm hizmet süresi hesaplanarak tespit edilmesini, belirlenecek derece/kademelerine göre ödenen ile ödenmesi gereken ücretlerin tespiti ile oluşacak ücret farkı, akdi ilave tediye farkı, yasal ilave tediye farkı ve yıpranma prim farkı alacağını talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının talebinin zamanaşımına uğradığını, davacının 26.10.2000 tarihli protokol gereğince kadroya geçiş tarihinde yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmeleri hükümlerinin de dikkate alınarak sürekli işçi kadrolarına intibak ettirildiğini, davacının daimi işçi kadrosuna geçinceye kadar bir tam yıl çalışmamış olduğunu, toplu iş sözleşmesinin 106, 107 ve 103. maddelerinde düzenlendiği şekli ile kademe ve derece yükselmesinin şartlarını sağlayamadığını, işçi sendikası ile işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren toplu iş sözleşmesine anayasanın tanıdığı hak ve özerklik çerçevesinde devletten bağımsız olarak ücret ve sosyal haklara ilişkin konularda yasa hükümleri gibi bağlayıcı kurallar koyma yetkisine sahip olduklarını, sözleşmenin tarafları ve üçüncü kişileri bağladığını ve ancak sözleşmeye taraf olanların kendi aralarında anlaşmaları ile değiştirilebildiğini, davacının intibakının taraflar arasında geçerli olan Toplu İş Sözleşmesi hükümlerine uygun olması, davacının 10-12 yıllık bir süre zarfında intibak ihtilafı yaratmaması ve ücret fark alacağını ileri sürmeyerek mevcut sözleşme uygulamaya zımnen muvafakat vermesine karşılık, 6360 sayılı kanun ile kurumun tasfiyesi sürecinde ileri sürdüğü bu taleplerinin, esas yönüyle, davaya konu iddialarının, iyi niyet kurallarına aykırı ve hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti ve Yargılama Süreci:
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacının mevsimlik işçi olarak çalıştığı döneme ilişkin sürenin hizmet süresine eklenmesine ve 14/04/2009-12-/08/2011 tarihleri arasındaki çalışmalarının kazanılmış hak, aylık, derece, terfi, kademe ve kıdem hesabında dikkate alınmasına, davacıya bu süre zarfından ödenmeyen maaş farkları ve ödenmeyen ikramiye farklarının hesaplanarak yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davacıya ait şahsi sicil dosyasının incelenmesinde, davacının ilk geçici süreli İş sözleşmesinin 1999-2001 yılları arasında her yıl yenilenmesi sonucunda 2001 yılına kadar yaptığı sözleşmelerin zincirleme iş sözleşmesi olup, belirli süreli sözleşmelerinin başından itibaren belirsiz süreli iş sözleşmesi olduğu, 4857 Sayılı Kanunun 120. Maddesi hükmüne göre yürürlükte bulunan 1475 sayılı Kanunun 14/2. Maddesinde, işçinin aynı işverene bağlı olarak bir yada değişik iş yerlerindeki çalıştığı sürelerin kıdem hesabı yönünden birleştirileceği hükme bağlandığı, dolayısıyla davacı işçinin daimi işçi statüsüne geçirilerek yeni başlayan bir işçi gibi değerlendirilmesinin hatalı olduğu, bu nedenle davacının daimi işçi statüsüne geçmeden önce aynı kurumda geçirdiği sürelerin kıdemden sayılması ve söz konusu Toplu İş Sözleşmesi imzalanırken dami işçiliğe intibakın çalışılan süre dikkate alınarak yapılan hesaplamalar sonunda toplam 8.308,08-TLbrüt alacağı bulunduğu, davacının 14/04/2009-12/08/2011 tarihleri arasındaki SGK’ya bildirilen 839 gün hizmetinin bulunduğu, dolayısıyla “Ücret alacaklarına ilişkin zamanaşımı 5 yıl ile sınırlandırılmış olduğundan,” beş yıllık zamanaşımı süresinin davanın açıldığı tarihten geriye doğru hesaplanması gerektiğinden, davanın 14/04/2014 tarihinde açıldığı anlaşılmakla, davacının belirtilen sürelerde ücret alacaklarına ilişkin zamanaşınının söz konusu olmadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalabilmesini ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu da incelemesi mümkün değildir.
Kısmi davada zamanaşımı yalnızca dava edilen kısım kesilir. Henüz açılmayan (saklı tutulan) ve daha sonra ıslahla arttırılan bölüm için zamanaşımı işlemeye devam eder. Ancak kısmi davadaki miktar, kısmi davanın açıldığı dava tarihine göre geriye doğru belirlenen zamanaşımı süresini kapsar. Bakiye alacak talep edildiği tarihe göre, geriye doğru zamanaşımı süresi içinde kalıyor ise zamanaşımına uğramadığı kabul edilmelidir. Kısaca kısmi davadaki alacak miktarı belirlendiği tarihten itibaren öncelikle ileriye doğru gerçekleşen alacak için mahsup edilmeli, bakiye alacak ise ondan sonraki süreyi kapsamalıdır. İlk kısmi davada belirlenen alacak mahsup edildikten sonra bakiyenin talep edildiği tarihten geriye doğru zamanaşımı süresi içinde kalan alacak, alacaklı lehine hüküm altına alınmalıdır.
Somut uyuşmazlıkta, davalı tarafından ıslah dilekçesinin 12.03.2015 tarihinde tebliği üzerine aynı gün süresi içinde davalı vekili zamanaşımı definde bulunulmuştur. İlk kısmi davada istenen miktar dışında ıslah ile istenen miktarlardan bir kısmı zamanaşımına uğramaktadır. Mahkemece ıslaha karşı zamanaşımı defi değerlendirilmeden karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 01/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.