Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2017/3367 E. 2017/8879 K. 15.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2017/3367
KARAR NO : 2017/8879
KARAR TARİHİ : 15.11.2017

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs
Hükümler : Sanıklar hakkında TCK’nın 277/1, 62/1, 53/1. maddeleri gereğince ayrı ayrı mahkumiyet

Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan sanıkların mahkumiyetlerine ilişkin hükümler, mahalli Cumhuriyet savcısı, sanıklar ve sanık … vasisi müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, mahalli Cumhuriyet savcısının, sanıkların ve sanık … vasisi müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- … Başkanı, koruma polisi olarak görevli memur ve Ağır Ceza Mahkemesi Özel Kalem Sekreteri tarafından imzalanan 21.02.2013 tarihli tutanak içeriğine ve dosya kapsamına göre; sanık …’in Düzce Ağır Ceza Mahkemesinin 30.12.2011 tarihli, 2011/268 esas, 2011/320 karar sayılı ilamı ile rüşvet suçundan dolayı iki kez 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılması ve Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 27.09.2012 tarihli, 2012/7247 esas, 2012/9552 karar sayılı onama ilamı ile rüşvet suçundan hükmedilen hapis cezalarının kesinleşmesinden sonra, 21.02.2013 günü saat 13.00 sularında, sanık …’in akrabası olan sanık …’un diğer sanık … ile beraber Düzce Adliyesine geldikleri, sanık … koridorda beklerken, kendisinin Adalet Bakanlığından geldiğini ve Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ile görüşmek istediğini söyleyen sanık …’in Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının makam odasına alındığı; ancak, kendisini Adalet Bakanının ödenek ve mali işlerinden sorumlu başdanışmanı olarak tanıtmasına rağmen Bakanlık ile ilgili sorulan sorulara kısmen çelişkili yanıtlar vermesi nedeniyle sanık …’e kimliğinin Adalet Bakanlığından teyit edileceği söylenip, içeriye çağrılan koruma polisinden bu hususta araştırma yapılmasının istenildiği, birkaç dakika sonra sanık …’in herhangi bir iş için gelmediğini, Kartal Adliyesine gitmek üzere geçerken uğradığını söyleyip, ayrılmak için izin istediği, makam odasının kapısından çıktıktan sonra, koruma polisi tarafından Adalet Bakanlığında bu isimde görevli bir danışmanın olmadığına yönelik bilgi verilmesi ve sanık … ile kimliğinin tespit edilmesi amacıyla polis noktasına gidildiği esnada, sanık …’un gelip sanık …’e cep telefonu verdiği olayda;
Sanıkların, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının gıyabında kendi aralarında bir nüfuz ticareti anlaşması yaptıklarına ve Yargıtay tarafından karara bağlanan bir dosyaya kanuni olmayan yöntemlerle müdahale etmek için fikir ve eylem birliği içerisinde çaba harcadıklarına dair dosya kapsamında herhangi bir delil bulunmaması karşısında, iddianamede sanıklara isnat edilen ve çok failli bir karşılaşma suçu olan TCK’nın 255. maddesindeki nüfuz ticareti suçu sübut bulmadığı gibi, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçunun oluşabilmesi için, “görülmekte olan”, yani; “mahkeme esasına kaydedilmiş ve henüz sonuçlanmamış” bir dava bulunması gerektiği ve Düzce Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/268 esasına kayden görülen davanın 21.02.2013 tarihli olaydan önce 30.12.2011 tarihli duruşma sonunda verilen mahkumiyet kararı ile sonuçlandığı dikkate alındığında bu suçun yasal unsurları da somut olayda gerçekleşmediğinden, sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken, yasal ve yeterli olmayan gerekçelere dayalı olarak sanıkların TCK’nın 277/1. madde ve fıkrası gereğince ayrı ayrı cezalandırılmalarına dair yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması,
2- Kabul ve uygulamaya göre de:
a) Sanıklar hakkında yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan dolayı mahkumiyet kararı verildiği halde, gerekçeli karar başlığına, suçun isminin nüfuz ticareti olarak yanlış yazılması ve suçun işlendiği zaman diliminin de yazılmaması suretiyle CMK’nın 232. maddesine aykırı hareket edilmesi,
b) Karar tarihinden sonra 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 69. maddesi ile TCK’nın 277. maddesinin birinci fıkrasının sonuna “Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde verilecek ceza altı aydan iki yıla kadardır.” cümlesinin eklenmesi karşısında, TCK’nın 7/2. madde ve fıkrasındaki, “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” hükmü gözetilerek, sanıkların hukuki durumlarının yeniden tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması,
c) Sanıklar hakkında TCK’nın 53. maddesi tatbik edilirken, 3. fıkraya aykırılık oluşturacak şekilde, TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendindeki hak ve yetkileri kullanmak yönündeki yoksunluklarına, kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından “koşullu salıverilme tarihine kadar”, diğer kişiler yönünden ise, “hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar” karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi ve Anayasa Mahkemesinin TCK’nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarına ilişkin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının dikkate alınmasında zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş olup, mahalli Cumhuriyet savcısının, sanıkların ve sanık … vasisi müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 15.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.