YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2017/3107
KARAR NO : 2017/8615
KARAR TARİHİ : 08.11.2017
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs
Hüküm : TCK’nın 277/1, 62, 50/1-a, 52/2-3-son maddeleri gereğince mahkumiyet
Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanık …’in muhtar olarak görev yaptığı köyde yaşayan … isimli kişi hakkında 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan dolayı Eğil Asliye Ceza Mahkemesince 2011/72 esasına kayden yapılan yargılama sonunda verilen 15.12.2011 tarihli beraat hükmünün temyiz incelemesi neticesinde Yargıtay 8. Ceza Dairesi tarafından mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulması ve bozma ilamı üzerine dava dosyasının anılan mahkemenin 2013/80 esasına kaydedilip, 09.07.2013 tarihli tensip tutanağıyla duruşma gününün 25.09.2013 olarak belirlenmesinin ardından, söz konusu davanın yargılamasını yapacak olan ve ilçedeki görevine yaklaşık üç ay önce başlayan şikayetçi hakim …’dan duruşma gününden iki gün önce Diyarbakır milletvekillerinden birinin danışmanı aracılığıyla randevu alıp, aynı gün öğleden sonra mesai saatleri içerisinde adı geçen hakimin makam odasına gelen sanığın, savunmasına göre “hoşgeldiniz” demek için geldiği odada sohbet esnasında yaşananların, “…23.09.2013 günü öğleden sonra … Köyü Muhtarı … odama gelmiştir. Kapının açık bırakılması talimatını verdim. Muhtar bana; Asliye Ceza Mahkemesi dosyasında sanık …’ın evine silahları kadastro çalışmaları sebebiyle husumet besleyen kişilerin koyduğunu, aslında sanığın masum ve iyi bir insan olduğunu, dosyayı titiz incelersem masumiyetini anlayacağımı, önceki hakime hanımın olaylara vakıf olması sebebiyle beraat verdiğini, Yargıtay’ın aleyhe karar verdiğini, aslında tüm tutanakların sanık lehine olduğunu, acemi hakimin insanı ipe götürebileceğini, aslında benim acemi olmadığımı, ancak, çevreye acemi olduğumu, takdir hakkıma karışmadığını, ancak, dosyayı titiz incelememi istediğini söylemiştir.” biçiminde, ilgili hakim tarafından tutanak altına alınarak, ertesi gün yapılan suç duyurusu üzerine başlatılan adli soruşturma sonunda, sanığın TCK’nın 277/1. madde ve fıkrasında düzenlenen yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda;
Olayın oluş şekline, zamanına ve içeriği kısmen sanık tarafından da doğrulanan tutanak kapsamına göre; sanık …’in, şikayetçi hakime yapmış olduğu “hoşgeldin ziyareti” ile bir ilgisi bulunmadığı halde, konuyu iki gün sonra duruşması yapılacak olan dava dosyasına getirip, muhtar olarak görev yaptığı köyde yaşayan ve 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan yargılanan … isimli kişinin, Yargıtay bozma ilamında belirtilenin aksine, masum olduğuna ve dosyanın titizlikle incelenmesine yönelik telkinlerde bulunup, davaya bakacak hakimin takdir hakkına karışmadığına dair ifadesi ile örtüşmeyecek şekilde, “Dosyayı titiz incelerseniz masumiyetini anlarsınız” sözleri ile sanık …’ın lehine sonuç doğuracak bir karar vermesi için yargı görevi yapan hakimi hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs etmesi nedeniyle sübut bulan eyleminin TCK’nın 277/1. madde ve fıkrasındaki yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçunu oluşturduğuna dair yerel mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Kanun yollarına başvurulmasından dolayı yapılan yargılama giderlerinin de CMK’nın 330. maddesi uyarınca belirli koşullar altında sanığa yüklenmesi gerektiğinden yargılama giderlerinin toplam miktarının hüküm tarihinde tam olarak belirlenememesi ve hüküm kesinleşinceye kadar yapılan giderlerin miktarı da gözetilerek hesaplanacak olan yargılama giderlerinin 05.07.2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 100. maddesi ile CMK’nın 324/4. madde ve fıkrasına eklenen cümlenin atıfta bulunduğu 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 106. maddesindeki terkin edilmesi gereken tutardan az olması halinde Devlet Hazinesi üzerinde bırakılması hususunun infaz aşamasında re’sen değerlendirilebilecek olması nedeniyle karar tarihi itibariyle 8,00 TL olarak hesaplanan yargılama giderlerinin sanığa yükletilmesi bozma nedeni olarak kabul edilmemiş, tebliğnamedeki bu yönden hükmün bozulmasını öneren (3) numaralı görüşe iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- Hükümden sonra 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 69. maddesi ile TCK’nın 277. maddesinin birinci fıkrasının sonuna “Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde verilecek ceza altı aydan iki yıla kadardır.” cümlesinin eklenmesi karşısında, TCK’nın 7/2. madde ve fıkrasındaki, “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” hükmü gözetilerek, sanığın hukuki durumunun yeniden tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması,
2- Kabul ve uygulamaya göre de:
a) Hükmün esasını teşkil eden kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, sanığın “…” olan isminin “…” şeklinde yanlış yazılması suretiyle karışıklığa neden olunması,
b) Kasıtlı suçlardan dolayı hükmedilen hapis cezasının TCK’nın 50/1. madde ve fıkrasına göre ancak kısa süreli olması halinde adli para cezasına çevrilebileceği ve aynı Kanun’un 49/2. madde ve fıkrasında kısa süreli hapis cezasının bir yıl veya daha az süreli hapis cezası olarak tanımlandığı gözetilmeksizin, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan hükmolunan 1 yıl 8 ay uzun süreli hapis cezasının TCK’nın 50/1-a madde, fıkra ve bendi gereğince adli para cezasına çevrilmesi,
c) Sanığın, denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle adli sicil kaydındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararla ilgili olarak CMK’nın 231/11. madde ve fıkrası uyarınca mahkemesine ihbarda bulunulmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, aynı Kanun’un 326/son maddesi uyarınca sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 08.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.