YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/9901
KARAR NO : 2017/15188
KARAR TARİHİ : 14.11.2017
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılar vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine duruşma istemi gider olmadığından reddedilmiş olmakla, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, ortaklığın giderilmesi davasına konu edilen 144 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan iki katlı betonarme binanın vekil edeni tarafından yapıldığını açıklayarak, söz konusu yapının vekil edenine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, taşınmaz üzerinde bulunan evin 1999 depreminde hasar gördüğünü, o tarihte murisin ölmüş olması nedeniyle, tarafların anneleri …’na, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından 6.000 TL yardım yapıldığını, evin yapımına akraba ve tanıdıkların da yardımcı olduğunu, evin ikinci katının davacı tarafından yapıldığı iddiasının doğru olduğunu ancak, tamamının kendisi tarafından yapıldığı iddiasının doğru olmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, “Toplanan delilere, mahallinde yapılan keşfe, dinlenen tanık beyanlarına, keşifle ilgili bilirkişi raporuna ve tüm dosya kapsamına göre, zemin kat (114,80 m2) + 1. Kat ( 128,50 m2 ) yüzölüçümündeki binaların davacı tarafından yapıldığı anlaşıldığı” gerekçesiyle “Zemin kat (114,80 m2) + 1. Kat ( 128,50 m2 ) yüzölüçümündeki binaların davacı tarafından yapıldığının TESPİTİNE” karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava, muhdesatın aidiyetinin tespiti isteğine ilişkindir.
Mahkemece her ne kadar yazılı gerekçe ile, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, Mahkemenin bu gerekçesine katılma imkanı bulunmamaktadır.
Zira; Muhdesatın aidiyetinin tespitine ilişkin davalarda; Mahkemece araştırılması gereken husus muhdesatın kim tarafından, hangi gelirlerle, kimin adına ve hesabına yaptırıldığıdır. Her ne kadar yargılama sırasında dinlenilen davacı taraf tanıklarınca, her iki katın davacı tarafından yapıldığı beyan edilmiş ise de, davalı taraf tanıkları ise genel itibariyle, binanın zemin katının, 1999 depreminde evleri hasar gören kişilere Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından verilen krediler kapsamında, tarafların annesi …’na tahsis edilen kredinin kullanılması, akraba ve tanıdıkların yardımı ve …’nın eşinden dolayı almakta olduğu dul maaşının da kullanılması ile yapıldığını beyan etmiş olup, bahsi geçen krediye ve dul maaşına ilişkin belgeler de dosyaya celbedilmiştir. Bu durumda, toplanan deliller ve dosya kapsamından, dava konusu zemin katın yapımında, 1999 depreminden sonra, tarafların annesi … adına tahsis edilen kredinin, yine …’nın eşinden dolayı almakta olduğu dul maaşının kullanıldığı ve evin yapımına tarafların akraba ve tanıdıklarının da yardımda bulundukları anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, dava konusu binanın zemin katının, yalnızca davacının emek ve gelirleri ile yapıldığı duraksamasız olarak ispatlanamamış olup, davacının, binanın zemin katına yönelen davasının reddine karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde kabul kararı verilmesi doğru görülmemiştir.
Kabule göre de; Muhdesatın tespiti davalarında davanın konusu (müddeabih) davalıların payına isabet eden muhdesat değeri (zemin bedeli hariç) olup; yargılama sonucunda hüküm altına alınacak nispi karar ve ilam harcının, yargılama giderlerinin ve taraflar yararına takdir edilecek vekalet ücretlerinin iş bu müddeabih esas alınarak hesaplanması gerekir.
Ayrıca, az yukarıda açıklanan esaslar dikkate alınarak yargılama sonucunda hüküm altına alınacak nispi karar ve ilam harcından, aynı şekilde 6100 sayılı HMK’nın 326/2. maddesi uyarınca hesaplanacak yargılama giderinden ve davacı yararına takdir edilecek vekalet ücretinden, her bir davalının, dava konusu taşınmazın tapuda paylı mülkiyet şeklinde kayıtlı olması halinde tapudaki payları, elbirliği mülkiyetin sözkonusu olması halinde ise miras payları göz önünde bulundurularak sorumlu tutulmaları gerekir. Harç ve yargılama giderlerine ilişkin hüküm tesisinde, bu ilkelerin gözönünde bulundurulmaması da doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davalılar vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 14.11.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.