YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/7352
KARAR NO : 2017/5699
KARAR TARİHİ : 25.10.2017
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 24.03.2015 tarih ve 2014/9-2015/160 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkilinin … ilçesi … Bankasına 27.12.1991 tarihinde 2.500,00 TL’yi 30.12.1991 vade başı ve 30.12.1992 vade sonu olmak üzere yatırdığını, vade sonunda parayı almak için gittiğinde hesabının boş olduğunun söylendiğini, banka çalışanının birçok kişinin hesabından paraları çekip zimmetine geçirdiğinin tespit edildiğini, aradan geçen zamana rağmen banka tarafından ödeme yapılmadığını ileri sürerek 1991 yılında bankaya %72 faizle yatırılan mevduattan dolayı alacaklarının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla 2.500,00 TL asıl para miktarının ve 1991 yılından itibaren bileşik faiz olarak hesap edilerek 7.500,00 TL faizin, ayrıca 5.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiş; 17.02.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 6.448,94 TL arttırarak, 16.448,94 TL’nin dava tarihinden itibaren birleşik faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, yetki itirazında ve zamanaşımı definde bulunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalı bankanın müşterisi olan davacıya ait 30.12.1991 vade başlangıç tarihli hesapta 2.500 TL buluduğu, paranın davalı banka çalışanı … tarafından bilgisi dışında çekilmiş olduğu, paranın çekildiği tarihinden davanın açıldığı 25.08.2006 tarihine kadar yaklaşık 15 sene geçtiği ve bu sürede ülkedeki ekonomik değerlerin sabit kalmadığı, enflasyon oranının değişime uğradığı göz önüne alınarak, 30.12.1991 tarihinde açılan 2.500.000,00 TL’lik bir yıl vadeli mevduatın yapılan bileşik faiz uygulaması neticesinde 25.08.2006 dava tarihi itibariyle ulaşabileceği değerin 16.448,94 TL olduğu, davacının vadeli hesabındaki bedeli alamamış olması ile mağdur olduğundan davacının kişilik haklarının da zedelendiği gerekçesiyle davacının maddi tazminat talebinin kabulü ile 16.448,94 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek birleşik faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 3.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı tarafından 27.12.1991 tarihinde 1 yıl vadeli olarak açılan hesaba 2.500,00 TL yatırıldığı, hesabın banka çalışanı tarafından boşaltıldığı, hakkında ceza davası açıldığı ve banka tarafından davacıya ödeme yapılmadığı dosya kapsamına göre sabittir. Ancak, vade bitiminde vadeli hesapların yenilenmesi hususunda banka ile mudi arasında bir mutabakat varsa ona göre yenileme yapılır. Bu mutabakat mudinin yazılı talimatı ile ya da hesap cüzdanına hesabın aynı vade ile yenileneceğini ifade eden bir ibare konulması ile sağlanır. Önceki hesabın vade bitim tarihi yeni hesabın valörüdür. Banka ile mudi arasında böyle bir mutabakatın bulunmaması halinde vadeli mevduat hesaplarının faizli bakiyelerine vade sonunda itibaren vadesiz mevduat faiz oranı uygulanır. (REİSOĞLU, Seza; Bankacılık Kanun Şerhi, Cilt 1, … 2015,s. 1219). Bu durumda, söz konusu hesabın vadesinin sürekli olarak yenilenerek devam edeceği yönünde bir mutabakat olup olmadığını ispat yükü davacının üzerindedir. Davacı tarafça böyle bir mutabakatın mevcut olduğu ispat edilemez ise hesabın artık vadesiz hesaba dönüşeceğinin ve vade sonundan temerrüt tarihine kadar mevduata vadesiz mevduat faizi uygulanarak hesaplama yapılması, temerrüt tarihinden itibaren ise değişen oranlarda avans faizi uygulanması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
3- Öte yandan, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 49. maddesine göre, kişilik hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar paranın ödenmesini dava edebilir ise de, davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde bir eylemin varlığı kanıtlanamadığı halde yazılı gerekçeyle davacı lehine manevi tazminata hükmedilmesi de doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine; (2) ve (3) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA; 25.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.