YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2016/5314
KARAR NO : 2017/13496
KARAR TARİHİ : 27.11.2017
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Hırsızlık, konut dokunulmazlığını ihlal, mala zarar verme, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması
HÜKÜMLER : Mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
I-Sanık hakkında hırsızlık, konut dokunulmazlığını ihlal ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesine;
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçların sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 günlü, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı, 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan kısmi iptal kararı uyarınca, 5237 sayılı TCK 53. madde 1. fıkra b. bendinde düzenlenen “seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına” hükmünün iptal edilmesi nedeniyle uygulanamayacağının gözetilmesi zorunluluğu,
Bozmayı gerektirmiş, sanık …’un temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkralarından “TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümlerin” çıkartılarak, yerine “Kasten işlemiş olduğu suç için hapis cezasıyla mahkûmiyetin yasal sonucu olarak sanığın, 5237 sayılı TCK’nın 53/1.maddesinin (a), (c), (d) ve (e) bentlerinde yazılı haklardan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca cezanın infazı tamamlanıncaya kadar, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkûm olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar yoksun bırakılmasına” cümlesinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
II-Sanık hakkında başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan kurulan hükmün incelenmesine;
Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu 5237 sayılı TCK’nun 206. maddesinde; “Bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiştir. Sahteciliğin özel bir türü olup kamu güvenine karşı işlenen bu suçun mağduru belirli bir kişi olmayıp toplumu oluşturan herkestir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.04.2014 gün ve 542-153 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun işlenme şekillerinden birisi de kişilerin işledikleri suç nedeniyle haklarında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla kendisiyle ilgili belge düzenleyen kamu görevlisine kimlik bilgilerine ilişkin olarak yalan beyanda bulunmasıdır. Ancak bu halde kimlik bilgileri kullanılan kişinin gerçekte var olmayan hayali veya hayatta olmayan bir kişi olması gerekir. Aksi halde sanığın eylemi “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçunu değil “başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması” suçunu oluşturacaktır.
TCK’nın 268. maddesinde; “İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır” şeklinde iftira suçunun özel bir işleniş biçimi olarak düzenlenen “başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması” suçunda ise kimlik veya kimlik bilgileri kullanılan ve suç tarihi itibariyle yaşayan gerçek kişiler suçun mağduru konumundadır.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Şikayetçi …’ın ikametinde gerçekleşen hırsızlık eylemine ilişkin yapılan soruşturmada olay yerinden elde edilen parmak izinin …’a ait olduğunun İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 07.11.2012 tarihli yazı ve ekleri ile belirlenmesi üzerine ulaşılan …’ın, şüpheli ve sanık sıfatı ile tüm soruşturma ve kovuşturma aşamalarında alınan beyanlarında, kimlik bilgilerini doğruladığı ancak parmak izlerinde karışıklık olduğunu olay yerinden temin edilen parmak izleri ile … adı ile karşılaştırılan parmak izlerinin kendisine ait olmayıp akrabası olan sanık …’a ait olduğunu belirttiği ve yapılan yargılama sonucunda da … hakkında 08.10.2013 tarihinde beraat kararı verilerek sanık … hakkında suç duyurusunda bulunulduğu, böylece sanık … hakkında temyiz istemine konu suçtan kamu davası açıldığı ve yapılan yargılama sonucunda mahkemece “savcılık beyanında … kimlik bilgilerini kullanmış olduğu” kabulü ile de başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmiş olduğu anlaşılmış ise de sanık …’un … adını kullanmak suretiyle bu suça ilişkin dosyada mevcut 13.05.2014 tarihli savcılık savunması dahil hiçbir soruşturma ve kovuşturma aşamasında kimliği hakkında yalan beyanda bulunmadığı dosya kapsamı ile anlaşılmakla, sanığın işlediği suç nedeniyle hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla kendisiyle ilgili belge düzenleyen kamu görevlisine kimlik bilgilerine ilişkin olarak yalan beyanda bulunduğu belgenin, denetime olanak verecek şekilde belirlenmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık …’un temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 27.11.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.