YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/5142
KARAR NO : 2017/14851
KARAR TARİHİ : 08.11.2017
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
… A R A R
Davacı vekili, 92 ada 77 parsel sayılı taşınmazın 9/10 hissesinin vekil edeni adına, 1/10 hissesinin ise…adına kayıtlı olduğunu, 93 ada 143 parsel sayılı taşınmazın yine 9/10 hissesinin vekil edeni adına 1/10 hissesinin ise Musa kızı Keziban adına kayıtlı olduğunu, bu iki taşınmazın daha önceden bir bütün halinde olduğunu, ortasından yol geçmesi nedeniyle iki ayrı taşınmaz haline dönüştüğünü, her iki taşınmazda 1/10 hisse sahibi olarak görünen Keziban isimli kişinin gerçekte olmadığını, her iki taşınmazın başlangıçtan beri vekil edeninin zilyetliğinde bulunduğunu, zilyetliğin nizasız fasılasız devam ettiğini, Keziban adına taşınmazlarda hak iddia edebilecek bir kimsenin de bulunmadığını açıklayarak taşınmazlardaki Keziban hisselerinin tapu kayıtlarının iptali ile vekil edeni adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı … vekili, yargılama oturumlarında davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece bozmadan önce, Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu benimsenerek davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilleri tarafından temyiz edilmiş, Daire’nin 21.03.2013 tarihli ve 2012/9929 E. 2013/4046 …. sayılı ilamı ile; kadastro tespitinden önceki sebepler yönünden davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davacı vekillerinin kadastro tespitinden önceki sebeplere yönelik temyiz itirazları yerinde bulunmamış, kadastro tespitinden sonraki hukuki sebeplere dayalı olarak açılmış olan dava açısından ise; taraf teşkili sağlanmaksızın işin esası hakkında hüküm kurulmasının doğru olmadığı, tapu kayıt maliklerinin sağ olup olmadığının ve vefat etmişler ise, varsa mirasçılarının kesin bir biçimde saptanabilmesi için …ım … olmak üzere) veraset belgesinin alınıp dosyaya konulması için davacı tarafa süre ve imkan tanınması; mirasçılık belgesine göre belirlenecek yöntem ile taraf teşkili sağlanarak davanın yürütülmesi, tebligatlar yönünden 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerinin gözönünde tutulması, dava dilekçesi, hüküm ve bozma ilamının …..ve …. vefat etmiş ise, varsa mirasçılarına tebliğ ettirilmesi, bu yolla da taraf teşkili sağlanamadığı takdirde ilanen tebliğ yolunun düşünülmesi gerektiği gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkemesince bozmaya uyma kararı verilerek yeniden yapılan yargılama neticesinde; davanın kabulü ile 92 ada 72 parsel sayılı taşınmazın… adına kayıtlı mirasçısı davalı … olan tapu kaydı ile, yine aynı yer 93 ada 143 parsel sayılı taşınmazın… adına kayıtlı mirasçısı davalı … olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK’nun 713/2. fıkrasında yer alan; “.. maliki tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan…” hukuki sebebine dayalı olarak TMK’nun 713/1-2. fıkraları gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK’nun 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede, “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” hükmüne yer verilmiştir.
Kanunun açık hükmü dikkate alındığında tapu sicilinden malikin kim olduğunun anlaşılamaması hali; taşınmaz malın sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak, kimliğini ortaya koyacak gerekli bilgi ve belgelerin tapu sicilinden (kütüğünden) çıkarılmasının imkansız olmasıdır. (Yargıtay HGK’nun 10.04.1991 tarih 1991/8-51 Esas, 194 Karar ve 15.04.2011 tarih 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları). Genel olarak, gerekli dikkati gösteren herkesin kayıtlarda malikin kim olduğunu anlayamayacağı hallerde tapu sicilinde yazılı olan malikin bilinmediğinin kabulü gerekir. Ayrıca “tapu kütüğünde malik sütununun boş bırakılması, silinmesi ve yeniden yazılmaması, soyut ve nam-ı mevhum adına (mevcut olmayan hayali kişi) yazılması, hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmamış olması, malik adının müphem, yetersiz ve soyut gösterilmiş olması gibi durumlarda malikin kim olduğunun anlaşılamadığı kabul edilir. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan malik, tanınmayan, hatırlanmayan, adresi tespit edilemeyen, kendilerine tebligat yapılamayan, mirasçıları belirlenemeyen, uzun yıllar önce ölmüş ya da taşınmış bir şahıs değildir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 92 ada 77 parsel sayılı taşınmazın 04.12.1979 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında Mayıs 1330 tarih 138 sıra nolu ve 28.10.1948 tarih 77 sıra nolu tapu kayıtlarına istinaden 1/10 hissesinin …. adına, 9/10 hissesi ise Ahmet kızı … adına tespit edildiği, kadastro tespitinin 26.05.1983 tarihinde kesinleşmesi üzerine tapu kaydının oluştuğu, 93 ada 143 sayılı parselin ise yine 20.11.1979 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında Mayıs 1330 tarih ve 138 nolu tapu kaydı ile 28.12.1948 tarih 77 sıra nolu tapu kaydına istinaden 9/10 hissesi Ahmet kızı … 1/10 hissesi ise, Musa kızı Keziban adına tespit edildiği, tespitin 26.05.1983 tarihinde kesinleştiği, Mayıs 1330 tarih ve 138 nolu tapu kaydında da malik olarak Keziban’ın isminin yer aldığı anlaşılmıştır.
Tüm bu açıklamalar ışığında; dosya içinde bulunan dava konusu taşınmazlara ait kadastro tutanaklarındaki bilgiler, kadastro tutanağı dayanağı Mayıs 1330 tarih ve 138 nolu tapu kaydı ile dosya kapsamına göre, tapu maliklerinden …., ismi belli tanınan ve bilinen kişi olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece, bu hususlar dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kabulü doğru değildir.
Yine; mahkemece bozma ilamına uyulduktan sonra; bozma ilamına göre … hasım gösterilmek sureti ile alınan…Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/15 Esas ve 2016/35 Karar sayılı kararıyla; tapu kayıt maliklerinin MK’nun 501. maddesi gereği mirasçılarının … olduğunun tespitine karar verildiği görülmüştür. Bir başka anlatımla dava konusu taşınmaz kanun uyarınca Hazineye kalmıştır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 33. maddesine göre genel hüküm niteliğinde olan aynı Kanun’un 18. maddesine göre, kanunlar uyarınca Devlete kalan taşınmaz malların, tapuda kayıtlı olsun veya olmasın kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilmesi mümkün değildir. Bu sebeple de, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davalı … vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 08.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.