YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2017/104
KARAR NO : 2017/2262
KARAR TARİHİ : 22.03.2017
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle öldürme
Hüküm : TCK’nın 85/2, 22/3, 62/1, 53/6. maddeleri gereğince mahkumiyet
Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 17/06/2014 tarih, 2014/136 – 2014/181 sayılı direnme kararı, 6763 sayılı Kanunun 36. maddesiyle değişik CMK’nın 307. maddesinin 3. fıkrası uyarınca; Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından, direnme hükmünün incelenmesi için Dairemize gönderilmekle; yeniden incelenerek gereği düşünüldü:
Dairemizin 12.02.2014 tarih, 2013/8277 esas, 2014/3394 sayılı kararında yer alan” İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, 5237 sayılı TCK’nın 22/2. maddesinde “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmıştır. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.03.2008 tarih ve 43-62; 01.02.2005 tarih ve 213-3; 23.03.2004 tarih ve 12-68; 09.10.2001 tarih ve 181-204; 21.10.1997 tarih ve 99-202 sayılı kararları başta olmak üzere, birçok kararında da vurgulandığı üzere, öğretide ve uygulamada taksirin unsurları;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradiliği,
3- Neticenin iradi olmaması,
4- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması, şeklinde kabul edilmektedir.
Bilinçli taksir ise 5237 sayılı TCK’nın 22/3. maddesinde, “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” olarak tanımlanmıştır. Taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlike hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin tehlike hali ile bir tutulamaz; neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu neticeyi meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Tüm açıklamalar çerçevesinde; Dairemizce izlenen CD görüntülerine göre, katılan …’ın sevk ve idaresindeki otomobiliyle seyir halinde iken sanığın sevk ve idaresindeki otomobille bir süre yan yana seyrettikleri, sanığın, son anda aracını sol tarafa yönlendirmesi sonucu, katılanın aracının önüne çarpması neticesinde gelişen olayda, katılan …’ın aşamalardaki beyanlarına göre, her iki aracın ışıkta birlikte hareket ettikleri, sanığın yavaş gitmesi nedeniyle onu solladığını, sol şeritten sağ şeride geçmek istediğini, daha sonra dikiz aynasından baktığında, sanığın hızlandığını farkederek şerit değiştirmekten vazgeçtiğini beyan etmesi karşısında, sanığın son anda sola kayması neticesinde olayın gerçekleştiği bu durumun sanığın taksirli hareketi olduğu, yukarıdaki açıklamalar ışığında ve Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre, sanığın bilinçli taksirle hareket ettiğinin kabul edilemeyeceği, İstanbul Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi’nin raporuna göre, katılan …’ın kusurunun bulunmadığı, sanığın tam kusurlu olduğunun bildirilmesi karşısında, mahkemece alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmesinde isabetsizlik görülmemiş ise de, sanığın eylemini bilinçli taksirle işlendiğinin kabulü ile, dosya kapsamına uygun olmayan gerekçelerle, hakkında 5237 sayılı TCK’nın 22/3. maddesi tatbiki suretiyle fazla ceza tayin edilmesi ” şeklindeki bozma gerekçesinin sonucu bakımından usul ve kanuna uygun olduğundan, kararda değişiklik yapılmasına yer olmadığına, CMK’nın 307/3.maddesi gereğince, mahkemenin direnme kararı konusunda karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 22.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.