Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2014/17007 E. 2014/16442 K. 19.09.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/17007
KARAR NO : 2014/16442
KARAR TARİHİ : 19.09.2014

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Mirastan feragat sözleşmesinin iptali

… ve … ile … ve …. aralarındaki mirastan feragat sözleşmesinin iptali davasının kabulüne dair ….. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 31.05.2013 gün ve 946/884 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile Usul ve Kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı 24,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 0,90 TL’nin temyiz eden davalılardan alınmasına, 19.09.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(Muhalif)

KARŞI OY

Dava, mirasbırakan ile ona mirasçı olan davacıların Noterde düzenleme şeklinde ayrı ayrı yapmış oldukları tek yanlı mirastan feragatname işlemlerinin iptaline ilişkindir.
Davacılar iptal sebebi olarak, feragat işleminin kanunda gösterilen şekil koşuluna uygun olarak yapılmamış olmasını göstermişlerdir.

İptali istenen işlemler …Noterliği’nce “düzenleme sureti ile mirastan feragat sözleşmesi” başlığı altında birbirini izleyen sayı ile yapılmış 15.08.1990 tarihli iki ayrı işlemdir. Bunlardan 12521 sayılı işlemle mirasbırakan Ertuğrul Konuk’un; 12522 sayılı işlem de adı geçen Ertuğrul’un olası mirasçıları olan çocukları … ve Zuhra Yalçın’ın “tapuda karşılıklı olarak yapmış oldukları satış işlemi sonucu birbirlerinden menkul ve gayrimenkul olarak bir hak ve alacaklarının kalmadığını, karşılıklı bu hak ve alacaklarından feragat ettiklerini” bildirdikleri görülmektedir.
İptali istenen bu işlemlerin, mirasbırakan ile mirasçıları arasında sağlar arası ölüme bağlı olmayan bir işlem mi; yoksa TMK.md.528. (eMK. md. 475) maddesi uyarınca ölüme bağlı bir işlem (sözleşme) mi sayılacağı açık değil ise de; gerek davacılar, gerekse davalılar, bu işlemleri ölüme bağlı mirastan feragat işlemi olarak benimsediklerinden; hukuki değerlendirmenin bu benimsemeye uygun olarak yapılması gerekecektir.
Bu işlemlerin Noterde yapıldığı 1990 yılında yürürlükte olan 743 sayılı eMK.’da mirastan feragat sözleşmesinin şekli bakımından bir hüküm bulunmadığından; “olumsuz miras sözleşmesi” niteliğinde olduğu; olumlu miras sözleşmelerinin şekline ilişkin eMK. 492. maddesindeki “miras mukavalesi resmi vasiyet şeklinde tanzim edilmedikçe geçerli değildir” biçimdeki hükmün mirastan feragat sözleşmeleri için de uygulanması gerektiği, Yargıtay’ın 11.12.1959 tarih ve 16/14 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile kabul edilmiştir. Bu İBK gereğince mirastan feragat sözleşmesi resmi vasiyet şeklinde yapılmadığı takdirde geçerli olmayacaktır. O halde davaya konu mirastan feragat işlemlerinin yapıldığı tarihte yürürlükte olan eMK. 479 vd. maddelerinde gösterilen şekilde yapılmış olması gerekir. Ancak vasiyetnameden farklı olarak, miras sözleşmesi tek yanlı olmayıp, iki taraflı ölüme bağlı bir tasarruftur. Anılan eMK. 479. maddesine göre resmi vasiyetin öncelikle iki tanık huzurunda düzenlenmesi gerekir. Diğer geçerlilik şartlarına girilmeksizin, dava konusu işlemler iki taraflı olarak düzenlenmediği gibi; iki tanık huzurunda düzenlenmediğinden geçerli bir mirastan feragat sözleşmesi olarak kabul edilemez. Diğer yandan böyle bir feragat işlemini, mirasbırakan yönünden resmi vasiyetnameye tahvil suretiyle de geçerli tutmak mümkün değildir. Zira bu işlemler iki tanık huzurunda yapılmadığı gibi; resmi vasiyetnamenin diğer bazı şekil koşullarını da taşımamaktadır. Bu bakımdan mahkemenin davaya konu bu işlemleri geçerli tutmamasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki, dava konusu işlemlerin içeriğine baktığımızda; işlemlerin geçerli olacağı inancı ile mirasbırakan ile davacıların, işlemlerin ivazı (karşılığı) olarak tapuda karşılıklı devir ve temlik işlemleri yaptıklarının belirtildiği görülmektedir. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz (TMK. md.2/1, eMK 2/2). Bu durum hukukta “hakkın kötüye kullanılması yasağı” olarak adlandırılmaktadır. Hakkın kötüye kullanılması yasağının çiğnenip çiğnenmediği hususunu, taraflar ileri sürebileceği gibi, hakim de kendiliğinden gözönüne almalıdır. Bu amaçla hakimin HMK. 31. maddelerindeki “davayı aydınlatma ödevi” çerçevesinde, taraflardan davaya konu işlemlerde sözü geçen tapuda karşılıklı devir ve temlik işlemlerinin mevcut olup olmadığını sorması, bildirilmesi halinde kayıt ve belgelerinin getirtilip gerçekliğinin araştırılması; buna göre davacıların dava açmada TMK. 2. maddedeki hakkın kötüye kullanılması davranışı içinde olup olmadıklarını değerlendirip sonucuna göre bir karar vermesi gerekir. Bu nedenlerle, davanın kabulüne ilişkin hükmün açıkladığım yönde inceleme yapılmak üzere bozulması gerektiğini düşünüyor, çoğunluğun onama kararına katılmıyorum. 19.09.2014